Zamanın ruhunu aşarken...

Zamanın ruhunu aşarken...


Geçtiğimiz yüzyıl boyunca bütün ideolojilerin tek tek göçüşünü izledik. İşin gelip dayandığı nokta demokrasidir!..

Yıllardır demokrasinin faziletlerinden çok başarısızlıklarını seyrediyoruz...

İşin buraya nasıl geldiğini, “durumu bilmeden” çoktan kirletilmiş demokrasiyi zihin-altı mirasın bagajı olarak kutsamaya devam edenler, kısa süre sonra, “elimizdekinin en iyisi” demokrasinin,-”so overrated”-fazlaca abartılmış olduğunu anlayacaklar...

Daha akıllı olanlar, rejim ile sistem arasındaki farka vurgu yapacaklar; ‘Demokrasi iyidir ama kapitalizm/liberalizm olmadı’ diye...

Tek cümle; hepsi aynıdır artık ve onların demokrasisi, kapitalizm, toplumsal ve küresel eşitlik üretmiyor!..

Herkes biliyor ki, en güçlü yönetimler bile, ‘doğru ile yanlış’ arasında seçim yapmıyor. ‘Yanlış ile daha yanlış/kötü ile daha kötü arasında’ karar veriyor...

İyi ve kötünün bahçesinde yaşamıyoruz artık...

SÜPER GÜÇLER PUSULASIZ...

Örneğin... Amerikan Başkanlık seçimlerinde, II. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan düzeni/ ittifak sistemini devam ettirmeye girişecek bir siyasi odak iktidara ulaşırsa? Vay dünyanın haline...

Hoş, aksi de olsa yani Trump kazansa da, sadece sürüklendiğimiz küresel kaosun yönleri, şiddeti, siklon merkezi değişecek. Çünkü ‘zamanın ruhu’ başka bir vadiye akıyor...

Mesele Rusya-Çin-ABD-Hindistan vs., değil.. Klişe olmuş, “çok kutuplu, tek kutuplu dünyalar” savaşı da değil. Sorun, başta ABD, ‘çok kutuplu dünyanın ne olduğunun’ kimse tarafından bilinmemesi! Tarihten örneklere de kulak asmayın. Yaşadığımız dünya nerede eskisi nerede...

“Çok kutuplu olmasak? Tek kutuplu kalsak”?.. Çok geç ve iyi bir tercih olmadığını artık biliyoruz. Kimse bunu durduramaz. Ne ABD ne Çin. Geçiş dönemi ise kutupsuzluk ki, bütün manyetiklerin bozulması, yani pusula yok demek...

Görünür gelecekte kimse kazanamayacak gibi; ABD çağı bitti. Ama Çin veya Rusya çağı da yok. Küresel kaosa-ara dönem-yavaşça kayacağız...

Sürekli “arada kalma, arayı aşamama” dönemi felaket olur. Büyük oyuncuların hiçbiri bu alanı bilmiyor. Tehlike böylece büyüyor...

Küresel müesses düzen eriyor. Sistemin kurduğu ittifaklar mimarisi de öyle. Müttefikler arasında bağlar inceliyor ve kesif bir güvensizlik havası hakim oluyor...

Sistemin, ulusal güvenlik-dış politika dünya düzenini kuran elitlerin putu “rasyonalizm” de “gerçekle” yüzleşiyor... Global düzen baronları, oyunu daha çok kazanmaktan daha çok yok etmeye evriltmişlerdi.. Şimdi “hayatta nasıl kalacaklarını” düşünüyorlar...

Peki BİZ?..

DIŞ POLİTİKA TERKİBİ: DÜNYAYA VAADEDİLEN TÜRK DEĞERLERİ...

Sayıları çok az...

Üç bilemediniz dört ülke...

Biri Türkiye...

Türkiye’nin stratejik/jeopolitik önemi ne ise beşle, onla çarpın!

Yeni düzenin alameti “düzensizliği” hayli önceden fark etti Türkiye. Kimi zaman planlı, bilerek hazırlandı kimi zaman el yordamıyla. Çoğunlukla son 15 yılda geçirdiği ağır fırtınalardan çıkardığı derslerle “aynaya bakmayı” öğrendi. En büyük hayal kırıklığıyla da burada yüzleşti...

Küresel sistem denen şey tam olarak Türkiye’de en derin nüfuz alanını bulmuş, her yere sınırsız sirayet etmişti. Hâlâ sökmeye çalışıyoruz, çalıştıkça ciğerlerimizle birlikte elimize geliyor. Ama arınıyoruz!..

Dünyanın konjonktürü de Türkiye’nin değişimine yardım etti; bölge ve dünya “değişmemek için direnirken” dişlerini Türkiye’ye geçirmeye çalıştı ve şimdi de, kara tahtayı tırnakla çizer gibi bizi de değişmeyelim diye sırtımızdan pençeliyor.

Buna da direniyoruz ve yine arınıyoruz...

Aynı süreç içinde Ankara, doğasından gelen bir dış politika itirazını doktrine çevirdi...

‘Dünya 5’ten büyüktür’ün, aslında küresel bir vaat hatta dünyaya sözü verilen bir Türk “değeri” olduğu gerçeği bu köşeden sizin değerlendirmelerinize sunuldu...

Sonuçları-etkileri uzundur, daha başındayız, göreceğiz. Terkibi üzerinde çalışıyoruz; vahşi kapitalizmin deforme kutsal sözü “rasyonalizm”in, ahlak-erdem-adaletle seyreltilmesinin işe yaradığını gördük! Vampirin kanını değiştirmek gibidir.

Sadece kendimizi arındırmıyoruz, dostlarımızın kanlarının emilmesine de izin vermeyeceğiz...

TÜRKLERİ HATIRLAMAK...

Çok kutuplu halin ne olduğu/nasıl çalışacağı süreci Türkiye’ye büyük imkân ve fırsatlar sunacak. Elbette riskler de. Her ikisini de okumak, yönetmek bizim sorumluluğumuzdadır. Ödülü de bedeli de bize ait olacak...

Herşey yolunda giderse, Türkiye’nin vaadleri ve değerleri, bir seri domino taşının yıkılmasına yol açabilir. Laboratuvar örnek olarak Libya’da yaşananların tesiri sistemin bir kanadının kırılmasıyla sonuçlanabilir...

Doğuya doğru; kendi iktidarlarından şüphe eden kimi Arap ülkelerine etkisi farklı olacaktır.. Batı’ya doğru, Kuzey Afrika’da on yıllarca Batı sömürgeciliğinin altında inim inim inleyen ülkelere etkisi farklı olacaktır...

Herşey yolunda giderse, Türkiye’nin bir ayrıcalığı daha olacaktır; seçim yapmama hakkı!..

Aynı geçiş dönemi, Soğuk Savaş yadigârı, ‘Ya Amerika ya Rusya’ zorlamasını veya ikisini, üçünü aynı anda idare etme, zaman zaman tokuşturma politikalarını, bunların boğazımızda düğümlenen streslerini de rahatlatacak...

Yine diğer ülkeler, dostlarımız da bunları görecek...

Dikkat edilmesi gereken... Daha önce bu ülkeler ve toplumlar “tamamen arınmış” bir ülkeyle karşılaşmadılar! Şaşırabilir, korkabilirler. Kendimizi, öykümüzü baştan ve tekrar tekrar anlatmalıyız...

Hatırlamalarını sağlamalıyız...

Yerimiz az, yazarken kaleme, söylerken dile kolay gelebilir. Oysa uzun ve zor olacak.

Ama gidiş odur...

Google+ WhatsApp