Zamana yolculuk

Zamana yolculuk


Anne, evin enerjisini güçlendiren ve geçimini sağlayan etkin kişidir. Baba, parayı kazanır ancak neye ne kadar ihtiyaç olduğunu anne belirler. Hafızalarınızı yoklayacak olursanız annelerinizin kısıtlı imkanlara karşın yeteneklerini kullanarak elde ettikleri imkanlara mutlaka rastlarsınız.

 

Aile dinamiklerinin güçlü olduğu dönemlerde roller doğal olarak ayrılır ve babanın gün boyu çalışarak elde ettiği ücret annenin tecrübesi ile bereketlenir ve hiçbir şeyin yoksunluğunu hissetmezdiniz. Anne bir ekonomistti, bir eğitimciydi, bir terapistti ve en karmaşık sorunların dahi üzerinden gelebilen bir danışmandı o zamanlar. Hatırlarsınız kışa yaklaşırken annelerimiz ellerini sıvar, reçel, marmelat, peynir ve konserveleri özenle hazırlayıp istiflerlerdi. Kış geldiğinde o ürünler çocukların bedenlerinde güç ve enerjiye dönüşürdü.

 

Dedelerimin çayı kurumuş incir, üzüm ve erikle içtikleri günleri ve çay eşliğinde yapılan sohbetlerini hatırlarım. Gerçi o günlerde biz çocuklar fabrikasyon ürünlere çok merak sarardık, rengarenk ambalajlara sarılmış çikolatalar, şekerler ilginç gelirdi ama büyüklerimiz doğallığını kaybetmiş hiçbir şeyi koymazlardı ağızlarına. İsrafın haram olduğunu erken yaşlarda öğrenir ve hiçbir şeyin gereksiz olmadığını bilirdik. Eskiyen, kırılan, yıpranan araçlar atılmaz başka bir şeye dönüştürülerek kullanılırdı. Annelerimiz bize israfın haram olduğunu bu şekilde göstermişler ve üretmenin tüketmekten daha kıymetli olduğunu öğretmişlerdi.

 

Şu günlerde üzerimize yağmur gibi yağan zamlar, artan ev kiraları, faturalar kadınların iş gücünü ve mevcut birikimlerini yeniden gündeme getirdi. Kadınların kısıtlı imkanlar dahilinde güç elde ederek aileyi ayakta tutabileceğine dair umutlar su yüzüne çıktı ve yerel yönetimlerden tutun da resmi kuruluşlara kadar hemen her kesim kadın emeğini değerlendirmeye yönelik çalışmalardan bahsetmeye başladılar.

 

Hatırlarsınız, yakın tarihlerde Emine Erdoğan da israfın önlenmesine yönelik konuşmalar yapmış ve  kadın emeğine değinip tavsiyelerde bulunmuştu. Emine Hanım’ın ihtiyaç olmayan şeylerin ihtiyaç haline getirilmemesi konusundaki tavsiyeleri açlık sınırında yaşayan insanlar tarafından tepki ile karşılanmış ve epey konuşulmuştu. Emine Hanım’ın işaret ettiği hususlar elbette yabana atılacak şeyler değildi ancak büyüklerimizin de dediği gibi söz, sahibinin hayatında bir yer edinmemişse karşı tarafa tesir etmiyor.

 

Yolculuk yaptığımız gemi su almış ve batmaya doğru gidiyor fakat büyüklerimiz tehlikeye işaret etmek yerine her şey yolundaymış gibi hareket ediyorlar. Toplumun büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşıyor, hayatınız için elzem olacak ürünleri dahi alamaz hale geliyorsunuz ve kendinizi güvende hissedemiyorsunuz. Elbette kadınlarımız maharetlerini kullansınlar ve ev ekonomisine katkılarını sürdürsünler, insanlarımız tüketim alışkanlıklarını gözden geçirip israfa karşı hassasiyet göstersinler ama bunlar tek başına batan gemiyi kurtaramaz ki, bu mümkün değil.

 

Gemiyi kurtarabilmek için ilk evvela kapitalist zümrelere boyun eğmekten vazgeçip, faizsiz bir sistem oluşturmak ve dengeli bir ekonomik politika geliştirmek zorundasınız. Gemiyi kurtarılabilmek için halkın emeğinin sömürülmesine göz yummayıp, sanayi ve ileri teknoloji yatırımlarına ağırlık vermelisiniz. Bireylerin yaşam tarzlarını, dolayısıyla tüketim alışkanlıklarını İslamileştirmeli ve özgürleşmeye istekli olmalısınız. Yoksa bu gemi daha fazla yol alamaz…

Google+ WhatsApp