Zaman nereye akıyor?

Zaman nereye akıyor?


Sisli bir yolda yürüyoruz, zamanın nereye doğru aktığını kestirmek güç… Siyasilerin, sosyal bilimcilerin, ruh hekimlerinin ve hemen herkesin dilinde aynı soru var; pandemi sonrası dünya nasıl bir sürece evirilecek? Halklar salgın hastalıkla başa çıkmaya çalışırken küresel elitler ardı sıra açıklamalar yapıyor ve yeni dünya ekseninde insanın yerini alabilecek dijital araçlardan bahsediyorlar. Yeryüzünün ilahlığına soyunan diktatörler insanın, toprağın, havanın, suyun tabiatını bozarak varlık âlemini tamamıyla kontrol altına almak istiyorlar. Peki, bu mümkün olabilir mi? Biz şunu biliyoruz ki, tuğlaları zulümden örülmüş hiçbir güç uzun soluklu var olamamıştır, kanla beslenen bu medeniyetin de pek yakında çökeceğine ve zihinlerimize yeryüzüne ektikleri zulümle kazınacağına inanıyoruz.

 

Karanlık bir tünelden geçiyoruz, yolun sonunun nereye çıkacağını kestirmek mümkün değil. Nitekim dünyayı istila eden salgın hastalık birey ve toplumların ekonomik ve sosyal düzenlerini sarsmakla kalmadı, ruhsal travmalara ve kronik korkulara sebebiyet verdi. Korkuyoruz, yakınlarımızla bir araya gelmekten, el sıkışmaktan, sarılmaktan, günübirlik ziyaretlerden korkuyor aramıza mesafeler örüyoruz. Virüsün bulaşma ihtimalini dikkate alarak dostlarımızla yan yana yürümekten dahi kaçınıyor ve tek kişilik adalara çekiliyoruz. İhtiyaçlarımıza ulaşma biçimimiz ve yerleşik alışkanlıklarımız değişiyor ve iletişimi yeni dünya ekseninde devletlerin yerini alabileceği söylenen Amazon, Apple, Facebook, Google ve Twitter gibi teknolojik ağlar üzerinden sağlayabiliyoruz.

 

Vaktin büyük çoğunluğunu internet başında geçiriyor, yakınlarımızla buradan iletişim kuruyor, buradan alışveriş yapıyor ve sağlık ve eğitim ihtiyaçlarımız için bu araçları kullanıyoruz… Salgın hastalık yaşam şeklimizi değiştirdi ve bir kaosa, belirsizliğe sebebiyet verdi. Bu belirsizlik ister istemez zihinlerimizi meşgul ediyor ve bir araya geldiğimizde aynı soruyu soruyoruz: Bundan sonra ne olacak? Kuşkusuz salgın hastalık sonrası dönemde, eski alışkanlıklara dönmek zaman alacaktır ancak insan öğrenmeye ve dönüşmeye müsait bir varlıktır dolayısıyla kaybettiklerini yeniden elde etmekte güçlük çekmeyecektir. Zaman bir değirmen gibidir acıyı da neşeyi de öğütür ve yeni bir gün doğar.

 

İnsanlık tarihinde doğal afetler ve salgın hastalıklar hep olagelmiş ve geride ağır hasarlar bırakmıştır. Ancak Kovid-19 bütün bunların ötesinde korkular üretti ve yeni söylemlerle istila etti dünyayı. Nitekim aşağıdakiler virüsle mücadele ederken, tepedekiler yapay zekâdan, yarı robotumsu insan türünden, yapay etten, iklim değişikliğinden ve dijital bir dünyadan bahsediyor ve virüsün sarstığı toplumları bu kavramlarla tanıştırmaya çalışıyorlar. İnsanların kafaları karışık zaman nereye doğru akacak, bundan sonra süreç nasıl işleyecek bilmiyor, bilmekten de kaçınıyorlar. İnsanlık tarihinde belki de ilk defa bu kadar yoğun bir kargaşa ve belirsizlik yaşanıyor.

 

Bilindiği üzere toplumumuzda birçok iş kolu imece usulü yapılır ve dayanışmanın bereket getireceğine inanılır. Kırsal kesimde hâlâ komşular kışlık yiyecekleri birlikte hazırlarlar, özel merasimler birlikte düzenlenir, birlikte ibadet edilir, birlikte çay kahve içilir ve insan ilişiklerinde yakınlığa önem verilir. Fakat şu günlerde bırakın merasimlerde bir araya gelmeyi aile büyüklerimizi ziyaret etmeyi dahi bir risk olarak görüyor ve kaçınıyoruz.

 

Halklar salgın hastalıkla mücadele ederken, kapitalizmin beslendiği şirketler ve dünyaya hükmetmeye çalışan küresel elitler yeni dünya söylemleri ile öne çıkıyor ve kaosu fırsat bilerek üretilen kavramları servis etmeye çalışıyorlar. Efendilerin iddialarına göre robotlar yeni dünyaya damga vuracak ve hizmet sektöründe, üretim alanında, askeri ve güvenlik sektöründe sağlık sahasında robotlardan faydalanılacak ve büyük harcamalara neden olan askerlere, binlerce insanın emek verdiği fabrikalara ihtiyaç olmayacak ve insanın bir işlevi kalmayacak.

 

Teknoloji insanın yerini alacak ve insansız hava araçları, biyolojik silahlar ve teknoloji sistemi ile dünya kontrol altında tutulabilecek. Banka sistemi değişecek devlet memurları ve tüm kurum ve kuruluşlarda hizmet veren bireyler bilgisayarla evlerinde çalışacak, uzaktan eğitim desteklenecek ve bütün dünyada etkin hale gelecek. Savunma sistemi tamamıyla değişecek, ateşli silahlar yerini maliyeti daha düşük olan siber saldırılara, biyolojik silahlara ve virüslere bırakacak… İhtiyaçları kadar beyin gücüne sahip olmayı arzu eden küresel güçler hasta ve yaşlı nüfusu kontrol altında tutarak, Hitler’in üst insan modelini hayata taşımak istiyorlar. Ancak başta da dediğim gibi kulların değil Allah’ın dilediği olur zira yerin de, göğün de, insanın da sahibi Allah.

Google+ WhatsApp