‘Yâreme yâre açan, yâr elidir,/ Yâr elinden yüreğim yârelidir!'

‘Yâreme yâre açan, yâr elidir,/ Yâr elinden yüreğim yârelidir!'


28 Mayıs günü, azerî lehçesi türkçeyle, 'Azerbaycan Respublikası'nın (Cumhuriyeti'nin) yaranmasının (vücuda gelmesinin) 103. yıldönümü günü idi.

 

Bu münasebetle, İstanbul Boğazı'ndaki '15 Temmuz-Şehidler Köprüsü'nün ayakları ve çelik halatlarındaki ışıklar o gece, Azerbaycan bayrağının renkleriyle ışıklandırılmıştı..

 

Gönül birliğini, kardeşlik duygusunu ifade etmesi açısından güzel bir cemilekârlık örneğiydi.

 

Ancaak, bu konu, sadece resmî tebrik ifadeleriyle veya böyle birkaç güzel hareketle geçiştirilemeyecek kadar derinlikleri olan bir mâzinin anlaşılmasını da gerektirir..

 

Evet, mâziye takılıp kalınmamalı, ama, mâzisinden kopuk olanların, âti'ye, geleceğe nasıl ilerleyeceklerini kestiremiyecekleri de açıktır. Onun için, 'kökü mâzide olan âti olmak' mihverini gözetmeyenler, yarına dair hedeflerini de belirleyemezler .

 

Geride kalan 100 yılın Azerbaycan'daki kardeşlerimize nelere, ne büyük acılara ve Rusya İmparatorluğu'nun emperial emellerinin pençesinde 200 yılı aşkın bir süre boyunca ve hele de 1917'de gerçekleşen Bolşevik/komünist devriminden sonra, Azerbaycan'da 1918 günü ilân olunan müstakil /bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin, hemen başlangıçta içerdeki yerli kuklaları eliyle Sovyetler Birliği'nin tahakkümü altına düşüşü hatırlanmadan, resmî bayramlar, nutuklar, gövde gösterileri, sabun köpüğü gibi sönmekten kurtulamaz.

 

Asırlarca, taa Kafkaslar'ın kuzeyindeki taa Dağıstan'a kadar İran'ın hâkimiyetinde bulunan Kafkaslar, 1710'lardan itibaren Rusya'nın kuzeyden saldırılarına mâruz kalıyordu.

 

Bu arada bir türk boyu olan Afşar Hanedânı'nı kuran ve sadece Kafkaslar ve İran'da değil, Batı Afganistan, Orta Asya ve Kuzey Hindistan'daki büyük bir coğrafya üzerinde hâkimiyetini sağlayan Nadir Şah'ın Hindistan'dan büyük zaferler ve zenginliklerle dönmesinden sonra, dâhilî sebeplerle kendi komutanlarınca öldürülmesini, Afşar Hanedânı'nın şehzâdeleri ve mahallî beyler, Han'lar arasındaki iktidar kavgalarını ve kuzeydeki Rusya'nın iştahını daha bir kabartmıştı..

 

Sonunda, 1813'deki Gülistan Andlaşması ve 1828'de Hazar Denizi'nin güneydoğu sahilindeki Türkmençayı'nda imzalanan bu iki andlaşma, İran halkı arasında bugün bile, 'Qarardâdha'y-ı nengîn (utanç verici) Gulistan ve Türkmençay' olarak anılır ki, bu da bu andlaşmaların mahiyetini yansıtır. Ve, Aras Nehri'nin kuzeyi, bütünüyle Rusya'nın eline bırakılmıştı.

 

(Hani, 6 öncelerde Aralık-2020 başında Türkiye C. Başkanı Erdoğan, Azerbaycan'ın Bakû'daki Karabağ Zaferi törenlerine katıldığında zaman şair Bahtiyar Vahabzâde'den okuduğu, 'Zorla kopardılar bizi Aras'ın o tarafından..' mânâsındaki bir mısraı; İran'da bazı etkili çevrelerce, 'Erdoğan'ın İran toprak bütünlüğüne dil uzattığı' şeklinde değerlendirilmiş ve Türkiye aleyhinde, hattâ Osmanlı saldırganlığı gibi suçlamalar bile yapılmıştı, İran medyası ve Meclisi'nde..

 

Elbette, 'Yahu, Aras'ın iki tarafını bizden zorla ayırmadılar mı?'diyen bazı mâkul İranlıların olduğunu da hatırlayalım.)

 

Rusya'da Çarlık rejimi Bolşevik Devrimi'yle yıkıldığı zaman, Muhammed Emin Resulzâde liderliğindeki Millî Şûrâ, 28 Mayıs 1918'de 'Azerbaycan Respublikası'nın devlet olarak varlığını ilân etmişti..

 

4 Haziran 1918'de de, Azerbaycan ve Osmanlı devletleri arasında imzalanan 'Dostluk ve İşbirliği Anlaşması' imzalandı. 15 Eylûl 1918'de de, 'Kafkas İslâm Ordusu' ismi verilen ve Nurî Paşakumandanlığındaki Osmanlı Ordusu, Bakû'yü Bolşevik ve ermeni çetelerinden kurtardı. Bu zafer haberini Resulzâde'ye, bizzat Nurî Paşa'nın ağabeyi Enver Paşa vermişti.

 

Ama, sonra Bolşevikler'in Azerbaycan'ı tekrar işgalinin ardından Resulzâde, Azerbaycan ve Rusya dışında çıkarıldı ve uzun yıllar Avrupa ülkelerinde kaldıktan sonra, 1947'de Türkiye'ye yerleşti ve TC vatandaşı oldu. 1955'de vefat etti ve Ankara- Cebeci Asrî Mezarlığı'na defnedildi.

 

Resulzâde'nin yerine Neriman Nerimanof'la işbirliği yapan Bolşevik rejimi, kısa sürede onu da 'halk düşmanı' ilân etti. Ve, Nerimanof da 1925'te öldü.

 

Bu arada, Azerbaycan'da halkın İslâm'la irtibatının kesilmesi için, arab alfabesinden latin alfabesine geçildi; ve onunla da yetinmeyen Stalin, 1926'da da latin alfabesinden Rus Kril alfabesine geçme kararını verdi. Sovyet komunist sisteminin İslâm inancına karşı tahribatının en etkili olduğu Müslüman halk, denilebilir ki, Azerbaycan oldu..

 

1991'de Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra.. Azerbaycan Respuklikası yeniden varlığını ilân etti. Haydar Aliev, iktidara geçince, Neriman Nerimanof üzerindeki 'hainlik' suçlamasının gerçeklere dayanmadığını söyleyerek, itibarını iade etti.

 

Bu konuları özetle de olsa anlatışımın, bu yazının başlığındaki ve bir şakı sözünden alınma mısra ile ne ilgisi mi var?

 

1991'de yeni kurulan Azerbaycan Cumhûriyeti, Kafkaslar'da, Amerika ve İsrail rejimiyle en sıkı ilişkiler kuran bir devlet konumunda geldi..

 

İran da, Ermenistan sanki İsrail ve Amerika'yla sıkı işbirliği içinde değilmiş gibi, Azerbaycan'a karşı Ermenistan'ın tarafını bu gerekçeyle tuttuğunu ileri sürüyor. .

 

Ve, Bakû'daki en büyük gökdelenlerden üçünün cebhesi, sionist İsrail rejimi hem de Gazze'de en barbarca saldırılarını yaparken, sionist haydutlar çetesi rejimin kuruluşunun 73. Yıldönümünü kutlamak için, 15 Mayıs gecesi, sionist rejim bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı!.

 

'Yâr elinden yüreğim yâreledir' mi diyeyim; yoksa, 'N'oldu, Paşinyan?' yerine, 'N'oldu İlham Aliyev mi?' diyeyim; ona da siz karar veriniz?

Google+ WhatsApp