Yitik güzellikler

Yitik güzellikler


Birbirimize nasıl bakıyoruz? Birbirimizde ne görüyoruz? Şu belli ki, insan baktığı gibi görür? İçinde ne varsa baktığı her şeyde onu görür? Şimdilerde birbirimize bakışımızda pek fazla sevgi yok, muhabbet, şefkat, merhamet yok. Baktığımızda güzelliği aramıyor pek bakışlarımız. Kusuru, yanlışı, çirkinliği, ayıbı arar olduk daha çok. İçimizden, ‘insan’ı kollayan, onu savunan, onu gözeten ve esirgeyen o insanca meleke eksildi sanki. Katılaştık, hoyratlaştık, acımasızlaştık, kabalaştık birbirimize karşı. Yani ‘insan’a karşı... Yakınlaşmıyoruz, kucaklaşmıyoruz, birbirimizi kendimizdeki ‘insan’a çekmiyor, çağırmıyoruz sanki artık. İtiyor, kakıyor, uzaklaştırıyoruz herkesi kendimizden. Agresif, saldırgan, yargılayıcı, tahkir edici, aşağılayıcı insanlar olduk, oluyoruz hızla. İnsanların zayıflıkları, kırılganlıkları, kabahatleri ve bunlardan pişmanlıkları, cesaretsizlikleri ve ürkeklikleri ile gelip sığınabilecekleri kapılar olmaktan çıktık, çıkıyoruz. Birbirimizi sevemez olduk, çünkü birbirimizi göremez olduk. Sevgiyle bakamıyoruz etrafımıza ve sevgiyle bakılmıyor bize. Çünkü hayatı yumuşatacak sevgiyi, inceliği, yumuşaklığı biriktiremiyor artık, katılıklardan ördüğümüz hayatlarımız. Gönüllerimiz kilitli adeta, ya bizi aslımızda tutacak bir şeyler fısıldamaz oldu artık kulaklarımıza ya biz kulak asmadığımız için gürültünün içinde silinip gidiyor bütün gönül sözleri. Neyin kötü olduğunu, neyin çirkin, neyin yanlış, neyin karanlık olduğunu konuşup durmaktan, iyiliği, güzelliği, doğruluğu, aydınlığı bir köşede unuttuk. İncelikleri dile getirmekten, hayale getirmekten, hayata getirmekten aciz duruma düştük. Bütün vakitlerimizi, bütün enerjimizi, bütün gayretimizi, bütün meraklarımızı kötülükleri didiklemeye vakfettik adeta. Bunu yaparken, iyiliklerin ve güzelliklerin sulamayı unuttuğumuz çiçekler gibi kuruyup gittiklerini göremez olduk. Kaskatıyız şimdi neredeyse; kendimize karşı, birbirimize karşı, ‘insan’a karşı, hayata karşı... Kaskatıyız ve bu bizi insan kıvamında, tadında, derinliğinde yaşamaktan alıkoyuyor.

 

“Yalnız insanlar kendilerini, birbirlerini aldatmaktan, hırpalamaktan bir türlü vazgeçmiyordu. Onlar için ne bahar sabahı ne de bütün varlıkların iyiliği için yaratılmış olan Tanrı’nın dünyasının güzelliği, barış, kardeşlik, sevgi duyguları uyandıran güzelliği kutsal ve önemliydi. Onlar yalnızca birbirlerine egemen olabilmek için uydurdukları şeyleri kutsal ve önemli sayıyordu» diyor ‹Diriliş› kitabında Lev Tolstoy.

 

Kollarımızı açarak koşmamız gereken şeylere taşla sopayla gidiyoruz. İyileştirmek için harcamamız gereken enerjiyi yaralamak için kullanıyoruz. Arındırmayı denemek yerine karalamayı tercih ediyoruz. Düşene bir de biz vurmayı yiğitlikten sayıyoruz. Başkalarının hatalarından, günahlarından, zayıflıklarından besleniyoruz. Güzelleşemediğimiz için her gün biraz daha çirkinleşiyor, kabalaşıyor, katılaşıyoruz. Ve idraksizleşiyoruz. Evet, idraksizleşiyoruz; çünkü idrak insan güzelleştikçe berraklaşan bir şey! İnsan hakikatle kendini arındırdıkça idrak sahibi olabiliyor, saflaşabiliyor, güzelleşebiliyor. Bu sebeple ki güzelleşemiyor olmayı kafasına takmalı her bir insan; çünkü bu aynı zamanda idraksizleşmeye işaret ediyor.

 

“Bir şeyde eskimez bir güzellik varsa” dedi meczup, “bil ki rahmetle yıkanmıştır!”

Google+ WhatsApp