Yıpranmış bir kitap gibidir geçmiş

Yıpranmış bir kitap gibidir geçmiş


Hayatımızı şu üç sacayağı üzerine kurarız: Geçmiş, şimdi ve gelecek… Bazı insanlar için geçmiş yıpranmış bir kitaptır, okumaya değmez, rafa kaldırılmalıdır. Onlara göre her şey içinde bulunduğunuz anın çekirdeğinde gizlidir ve şimdi ne yaptığınız önemlidir. Bazı insanlar ise geçmişin karanlık çukurlarına saplanıp kalmıştır, bedenleri buradadır ama duyguları geçmişin yaslarını tutmaya devam etmektedir. Geçmiş yıpranmış bir kitaptır ve açtığınız her sayfada yasların izine rastlar, kendinizi dibi görünmeyen bir uçurumun kıyısında bulursunuz. Fakat öyle de olsa hiçbir şey rafa kaldırılmamalı, sayfalar açılmalı, birikmiş yaslar tutulmalıdır… Ancak bunu işin içine geçmişi ve geleceği de dâhil etmeden başaramazsınız. Şimdi ne yaptığınız önemli ancak ne yapmadığınız da önemli. Yani ne geçmişten bağımsızdır hayatınız ne gelecekten ne de şimdiden… Anı yaşıyorsunuzdur lakin niyetinize aldığınız her şeyde geçmişte yaşadığınız tecrübelerin ve gelecekle ilgili kurduğunuz hayallerin etkisi vardır. Bu dengeyi olduğu gibi korumak zorundasınızdır.

 

Düz bir yolda yürürken önünüze bir çukur çıksa ve düşseniz ne yaparsınız? Düştüğünüz yere mıhlanıp, burada kalmayı mı düşünürsünüz? Hayır bunu yapamazsınız, yapmamalısınız… İlk evvela bu karanlık çukurdan çıkmaya çalışır ve çaba gösterirsiniz, ulaşabileceğiniz kişileri arar ve çevrenizden yardım istersiniz. Doğal olan, sağlıklı olan budur. İlginçtir kendilerini geçmişin karanlık kuyularına kapatan kişiler düştükleri çukurdan çıkmayı reddediyor ve burada kalmaya ve acıyı tekrar tekrar yaşamaya rıza gösteriyorlar. Özgürleşmekten korkuyorlar ve ne içinde yaşadıkları ana gelebiliyor ne de gelecekle ilgili umutlara yer verebiliyorlar. Oysa yaşanmışlıkların göğsüne yapışmak, varoluş gayemize karşı körleştirir ve bizi bugünün fırsatlarından mahrum bırakır.

 

Devletlerin tarihi olduğu gibi her insanın da bir tarihi vardır ki, buna geçmiş diyoruz ve insan geçmişinden bağımsız yaşayamaz. Ancak geçmiş hüzün ve yasların tekrarına dönüşmemeli, bilgi, birikim ve tecrübeleri ile bugünümüze ışık tutmalıdır, geçmişin önemi burada saklıdır ve insan olaylara bu noktadan bakarak tecrübeleri doğru okuyabilmelidir.

 

Geçmişin yaralarını saramayan keşkeciler yaslarını tekrar tekrar yaşarlar, bunun kendilerine getirisi ise bir tutam öfke, bir miktar suçluluk ve bir ömür pişmanlık olur.

 

Zihnimizin kendi içinde muntazam bir düzeneği var, bu düzenek bozulduğunda sadece ruhsal olarak değil bedensel olarak da etkileniyoruz. İşte geçmişte yaşadığımız dramatik olayları tekrar tekrar canlandırdığımızda da yas süreci uzadıkça uzuyor ve ruhsal ve bedensel sorunlara maruz kalıyoruz.

 

Ne tamamen geçmişi yok sayabiliriz ne şimdiyi ne de geleceği. Hayatımız bu üç sacayağının gölgesinde devam eder. Geçmişte yaşadığımız tecrübeleri bugüne taşır ve içinde bulunduğumuz anı daha verimli hale getirmeye çalışırız. Geleceğe dair hayallerimiz ise motivasyon güçlerimizi harekete geçirerek yol almamıza yardımcı olur.

Google+ WhatsApp