Yeşil Prens

Yeşil Prens


İsrail gazetelerinden Haaretz’in 24 Şubat 2010 Çarşamba günkü nüshasında, oldukça dikkat çekici bir haber yer alıyordu: Hamas’ın kurucularından ve üst düzey isimlerinden Şeyh Hasan Yusuf’un oğlu Musab, 1997-2007 tarihleri arasında İsrail İç Güvenlik Servisi Şin-Bet’in ajanı olarak görev yapmıştı. Haberde, Musab’ın İsrail tarafından “Hamas içindeki en kıymetli kaynak” olarak tanımlandığı ve onun sağladığı bazı bilgiler sayesinde, Hamas’ın İsrail hedeflerine düzenlemeyi planladığı birçok operasyonun engellendiği kaydediliyordu.

 

Hamas’ın yeşil renkli bayrağından dolayı kendisine “Yeşil Prens” kod adı verilen Musab Hasan Yusuf, 1996’daki hapis cezası sırasında, henüz 17 yaşındayken “devşirilmiş”. İsrail istihbaratıyla anlaşmaya varan Musab, ertesi yıl özgürlüğüne kavuştuktan sonra Filistin saflarından karşı tarafa bilgi aktarımına başlamış. Babasının konumundan dolayı Hamas’ın karar alma mercilerine kulak kabartabilen Musab, Filistin siyasetinin en önemli aktörlerinden Mervân Berğûsî’nin tutuklanmasında da rol oynamış. İspiyon işini para için yapmadığını söyleyen Musab, verdiği bu kararda ideolojik ve dinî motivasyonların etkin olduğunu belirtmiş.

 

Haaretz’in Filistinlileri ve Arap dünyasını şoka uğratan haberi, aslında Şeyh Hasan Yusuf için ikinci bir darbeydi. 2007’de Filistin’den ayrılarak ABD’ye giden ve orada yaşamaya başlayan Musab, ertesi yıl din değiştirdiğini ve Hristiyanlığı seçtiğini açıklayarak, babasına ilk darbeyi vurmuştu. İslâm ve Müslümanlık hakkında içine yerleşen şüphelerin 2000 yılında artık ciddileştiğini belirten Musab, 2005’te Tel Aviv’de gizlice vaftiz olarak Hristiyanlığa geçiş yapmıştı.

 

2010’da “Hamas’ın Oğlu” adlı bir kitap yazarak yaşadıklarını aktaran Musab Hasan Yusuf, günümüzde ABD’ye yaşamaya, İslâm ve Müslümanlar aleyhinde konuşmalar yapmaya ve Hamas’ın “barışın düşmanı” olduğunu anlatmaya devam ediyor. Ailesi kendisini çoktan evlatlıktan reddetti, ancak hikâyesi hâlâ canlı biçimde dilden dile aktarılıyor.

 

Şeyh Hasan Yusuf, bir baba için en ağır imtihanlardan birini omuzlamak zorunda kalırken, oğlu Musab’ın çizgisi, Filistinlileri İsrail işgalinin çok farklı bir cephesine karşı daha da uyanık ve dikkatli hale getirdi. Şerrin hayırlı tarafı…

 

Çifte ajan

Mısır’ın Mansûra kenti yakınlarındaki bir su kanalında, 14 Temmuz 1944 günü bulunan otomobilden iki ceset çıkarılmıştı. Otomobilin başına toplanan vatandaşlar da ihbar üzerine olay yerine gelen polisler de iki genç kadına ait olan cesetlerden birini teşhis etmekte hiç zorlanmamıştı, çünkü sadece Mısır’ın değil bütün Arap dünyasının yakından tanıdığı birine aitti: Kısaca “Esmahan” adıyla bilinen ünlü Dürzî şarkıcı Emel Atraş’a. Diğeri ise Emel’in yakın arkadaşı ve menajeri Marie Qelada’ydı.

1912’de dünyaya gelen Emel, Suriye’deki ünlü Dürzî klanı Atraşlara mensuptu. 1924’te babası Emir Fehd’in ölümü, ardından da Sultan Atraş liderliğinde Fransızlara karşı başlayan topyekûn isyan nedeniyle Suriye’de barınma imkânı kalmayınca, annesi ve kardeşleriyle birlikte Mısır’a göç etmişti. Kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Ferîd’le birlikte Kahire’de şarkı söylemeye başlayan Emel, sahne ismi olarak “Esmahan”ı seçmişti. Sesi ve güzelliğiyle, 1930’ların ortasında Mısır’ın en ünlü simalarından biriydi artık. Mısır kraliyet yönetiminin üst katmanlarına rahatlıkla ulaşan Esmahan, sahne önünde şarkıcı ve film yıldızı olarak görünse de, esas misyonu perde gerisindeydi:

 

İngiltere, şöhretin basamaklarını hızla tırmanan Dürzî starı keşfetmekte elbette gecikmemişti. Esmahan 1941’de, yüklü ödemeler karşılığında, Suriye’deki Dürzî bölgesi Suveydâ’da yaşayan dindaşlarını ikna ederek İngiltere ve Özgür Fransa ordularının bölgeden rahatça geçebilmesini sağlama misyonunu üstlendi. Onun başarılı çalışmaları sayesinde, Vichy hükümetinin Suriye’deki hâkimiyeti kolayca sona erdirilebilmişti. Esmahan, Lübnan’ın bağımsızlığına giden yolda da dolaylı bir role sahipti böylece.

 

Arka plandaki gizemli maceraları şarkıcılığa her zaman tercih eden Esmahan, İngiltere ve Özgür Fransa’nın yanı sıra, Almanlarla da temastaydı. Hatta Adolf Hitler’in Ankara’daki büyükelçisi Franz von Papen’le bile irtibat kurarak, kendisini bizzat ziyaret etmeyi düşünmüştü. Esmahan’ın İngiliz ve Fransızlardan sonra Almanların hesabına çalışmaya başlaması, Paris’in, Suriye’nin bağımsızlığı yönünde verdiği sözde durmayışı nedeniyle idi. Onun, Almanlar lehine tam olarak ne elde edebildiği sorusu cevaplanmış değildir. Tıpkı, ölümü etrafındaki çok sayıda sorunun da cevaplanamamış olması gibi...

Google+ WhatsApp