Yeni Zamana Yolculuk

Yeni Zamana Yolculuk


Mevsimler değişiyor, zaman akıyor. Birinden bir diğerine içten içe bir değişim ile. İnsanın yolculuğu sürekli değişimlerle oluyor. İnişli çıkışlı, düz ve koşar gibi bir hayat yolculuğu. Ferahı ve zorlukları olan. Kimi zaman huzurlu kimi zaman çileli.

 

İnsanı yoran bir çağın ve dönemin içinde var olmanın sancısı elbette ki zordur. Direnmek, hayatı anlamlandırmak ve kesintisiz olan yolculuğu hayra dönüştürerek yol almak.

 

Katı ve acımasız bir dönemin içinde yaşıyor olmak kolay değil elbette. İnsanı sarıp sarmalayan şu çıkarlar dünyasının içinden huzurla sıyrılmak elbette bir güç ve irade gerektirir.

 

Güzden kışa bir yolculuk zamanı. Yazdan sanki daha yeni çıktık. Doğanın ve hayatın izleri etkisini sürdürüyor. Bu değişimler olmasa insanın tekdüzeliği daha da acımasız olur. İnsanın kanıksamışlığı insan için en tehlikeli dönemleri ve zamanları. Hayatın zorlukları insanın ne yapması gerektiğine birer uyarıdır.

 

Tekdüzelikte insan bazen ne yaptığın bilemez, hatta öylesine yaşar gider. Üstlendiğimiz insan sorumluluğu inancımız gereği buna izin vermiyor. Her an hayata ve yaşanacaklara tetikte olmamız gerekir.

 

Güz rüzgârlarının havasıyla kökleri zayıflayan, renkleri değişen yapraklar kısa zamanda birden bir dokunuşla dalından düşer. İnsanın kendini çok güçlü gördüğü zamanlar kendisinin kim ve ne olduğunu pek anlayamaz. Öyle bir zaman gelir ki o kökleri zayıflayan yapraklar gibi bir dokunuş ânını bekler ve birden düşer. İnsan hastalanmadıkça, yaşlanmadıkça bunu asla anlayamaz. Gücü kendinden bilir. Oysa onu güçlü kılan yaratılış hikmetinde saklıdır. Hemen her organ kendi işlevinde ama birbiriyle bağlantılı, birinin aksamasıyla bozulan bir denge oluşur.

 

Zaman hızlı akıyor, bir yolculuktayız. Gün gelir ki geçen günler aranır, ancak onlara dönüş asla olmaz. Atılan her adım ileriyedir ve bir yürüyüştür. Geri dönülse bile o yürüyüş bir başkasıdır.

 

Her adımın, eylemin bir kıymeti var. Onlar bizim kefemize eklenir. İyilikler ve güzellikleri olanları biriktirmek gerekir. Diğerleri insanın safrasıdır. Onların silinip atılmasıyla bir şey yitirilmez. Hayır ve güzellikler kefesine doldurulanlar günü ve zamanı gelince insanın kurtuluşu olur. Her yönüyle.

Hayat ve zaman hafife alınacak gibi değil. Yoksa güz yaprakları gibi savrulup gitmek işten bile değildir.

 

İnsanın kendisiyle çatışma hâlinde olduğu kesin. İnsanın yolunun üzerinde, gözlerinin önünde reverans eden şeytanlar var. Onlar çok alımlayıcı bile olabiliyor. Dikkat gözü, duyarlık, sezgi ve irade ile bunlar geçilip gidilebiliyor.

 

İnsanın takıldığı düştüğü anları da olur. Ancak her düşüş bir ayağa kalkmayı gerekli kılar. Yoksa insanın sürünmesi ve kendinden uzaklaşması kaçınılmaz oluyor.

 

Güz mevsiminin bitmesiyle soğuklar bastırır, insan üşür titrer. İnsan hâli vakti yerinde olunca bunun etkisini pek hissetmeyebilir. Ama insanlık ve insan sorumluluğu insanın salt kendini düşünmesi bencilliği olur. İnsan sorumluluğu kendinin dışında insanların varlığını bilmesidir de.

 

İnsan kendi karanlığına gömülünce etrafında nelerin olup bittiğinden haberi olmaz, olsa bile ilgilenmez. Oysa insan çürümüşlüğü de bulaşıcıdır. Sokak ortasında düşen bir insana kayıtsızlığın olmasının nedenleri boşa değil. Bunların üzerinde durulmadıkça ve düşünülmedikçe bir gün kendi başına gelenleri de bilmesi ve düşünmesi gerekir.

 

Bir günden bir başkasına, bir aydan diğerine, mevsimlere geçişler yapıyoruz. Bu bir devirdir. Değirmenin sertçe dönen taşları gibi, hayatı gıcırdata gıcırdata tüketir. Zamanın hızlı akışında ruhun ve kalbin katılaşması, duyarsızlaşması insanın nasırıdır. İnsan ruhu ve kalbi bir nasır bağlamayıgörsün kendine gelmesi zorlaşır. Her adımın bir bilinci olunca hayat anlam kazanır.

Google+ WhatsApp