Yeni tarih

Yeni tarih


 

“Değişim, tembel, açgözlü, korkmuş insanların, bir şeyleri yapmanın daha kolay, daha kazançlı ve daha güvenli yollarını araması sonucu ortaya çıkar. Fakat insanlar nadiren ne yaptığının farkındadır. Diğer bir ifadeyle, istenmeyen sonuçlar yasasına göre insanlar eylemlerinin sonuçlarının ne olacağını nadiren bilir” diyor ‘İstif Çağı’ isimli çok lüzumlu kitabında James Wallman.

Son iki yıl içinde yaşadıklarımız insanların zihninde yavaş yavaş ‘Ne oluyor?’ ile başlayan sorular uyandırmaya başladı. Dünya hayatının alışılagelen gidişatında pek çok sebeple pek çok farklı kırılma yaşanıyor. Dünyayı adeta bir revire çeviren, birçok insanın ölümüne yol açan virüsler, iklim değişimi sebebiyle artık çok daha sık yaşanan kasırgalar, depremler, seller, aşırı sıcaklar ve soğuklar, mevsim kaymaları, kutuplarda erimeler, sıcak çatışmalar ve göç dalgaları, su kaynaklarında kurumalar, buna bağlı olarak susuzluk ve kıtlık tehlikeleri ve nihayet son birkaç günümüzün yakıcı gerçeği olan orman yangınları... Sosyal hayatımızın içinde de buna benzer kırılmalar var. Bütün bunlar ya doğrudan insan eliyle ya da dolaylı olarak hayatın tabiatına yaptığımız yanlışlarla ortaya çıkıyor. Kesin olan; tabiatın gidişatında ve insanın tabiatında bir şeylerin kendi normalinin oldukça dışına çıktığı gerçeği... Bizim için öyle, bize göre son zamanlarda başımıza gelen bütün bu şeyler bunaltıcı derecede sıra dışı... Ama hepimiz gülüp eğlenirken böyle meseleleri bundan yıllar yıllar önce kendilerine dert edinen kimi araştırmacılar için o kadar da beklenmedik şeyler değil bunlar. Olması beklenenin, beklenmesi gerekenin olduğunu söylüyor onlar ve bunun sadece bir başlangıç olduğunu...

Yönetmen Jon Clay’in, uzun yıllar boyunca doğal hayatın inanılmaz güzellikleriyle örülü çok sayıda belgesele imza atan David Attenborough ile birlikte hayata geçirdiği ‘Dünyanın Kritik Eşikleri’ belgeseli doğal hayatın gidişatına insan eliyle yapılan müdahalelerin dünyayı nasıl bir felakete doğru sürüklediğini açıkça gösteriyor. Dileyen belgeseli bulup izleyebilir, ben sadece o kritik eşiklerin neredeyse hepsinin aşıldığını, bir kısmında artık alarm noktasında olduğumuzu not etmekle yetineceğim. Bilimsel araştırmalar insanlık olarak yanlış istikamete gittiğimizi ve istikamette bizi bir uçurumun beklediğini söylüyor. Dünyanın trend topic sıralamalarına pek fazla giremeyen gerçeği bu! Eğer nerede olduğunu bulabilirsek, bir an önce aklımızı başımıza toplamamız gerekiyormuş, uzmanlar öyle diyor. Buna karşılık günümüzde insanlığın genel ortalamasının sürdürülebilir olmayan tüketici bir hayatın gündelik alışkanlıklarından vazgeçmeye asla yanaşmadığını, yanaşmayacağını biliyoruz. Hiç kimse dünyanın dengesini bozduğu, imkânlarını tükettiği, hayatı doğrudan ya da dolaylı olarak tahrip ve tahrif ettiği aşikâr bu yanlış istikametten dönmeye razı değil! Herkes her şeyin olduğu gibi gitmesini ama başımıza da bir şey gelmemesini istiyor. İstiyor ama görüldüğü üzere artık deniz bitiyor. Doğal hayata karşı işlediğimiz günahlar bizi hak edilmiş bir kâbusa doğru götürüyor. İnsanlık olarak bir gün bu yanlıştan dönecek iradeyi gösterebilecek miyiz, gösteremeyecek miyiz? İki yıl önce yazılmaya başlanan ‘Yeni Tarih’ kitabının can yakıcı sorusu herhalde bu olacak?

Seyyid Hüseyin Nasr’ın ‘İnsan ve Tabiatı‘ndan meselenin mihenk noktasına işaret eden birkaç satır: ”Tabiatla insan arasındaki barış ve uyum gerçekleşmedikçe insanlar arasında barışın sağlanması imkânsızdır. Tabiatla barış ve uyum içinde olmak Göklerle ve nihayet her şeyin kaynağıyla uyum içinde olmaya bağlıdır. Rabb’e barışık olan O’nun yarattıklarıyla da barışıktır... Tabiatla da barışıktır. İnsanla da barışıktır.”

Google+ WhatsApp