Yeni Soğuk Savaş

Yeni Soğuk Savaş


ABD târihinin en kritik evresinden geçiyor. II.Genel Savaş sonrasında sağlamış olduğu dünyâ hâkimiyeti temellerinden sarsılıyor. Her ne kadar hâlâ dünyânın en büyük ekonomik gücü olsa da , bu imtiyâzı elinde tutabileceği günlerin sayılı olduğu ortada. Eğer süreçler bu şekilde seyrederse ABD’nin önümüzde on sene zarfında hızlı bir düşüşe geçeceği âşikâr görünüyor. Biden, muhtemelen Kamala Harris devri, bizdeki deyimle söyleyecek olursak, “köprüden evvelki son çıkış” gibi düşünülebilir.

ABD’deki Demokrat iktidâr ABD’yi kuşatan zorlukları aşmak adına çok iddialı bir programla kamuoyunun karşısına çıktı. Yeşil Yeni Mutabakât olarak bilinen ve 2030’ları hedefleyen bu program aslında, bildik bir minderde güreşi kaybetmeye mahkûm olan bir güreşçinin, güreşi kendisinin avantajlı, rakibi için ise dezavantajlı olacağı yeni bir mindere taşıma gayretini ifâde ediyor. Biden ve ekibi, yeni minderin ideolojik olarak güzellemesini yapmakla meşgûl. bunu biraz açalım..

ABD’nin dünyâ hâkimiyeti, ileri bir sanâyi gücü olmasından temelleniyordu. Sermâye birikiminin esaslı bir kuralı vardır. Buna “sermâyenin genişlemesi” (expansion of capital) kavramı yakıştırılmıştır. Sermâyenin kemikleşmiş güdüsü kendi asimptotunda kendisini sonsuz büyütmek olduğu düşünülürse, birikim sağladığı, yoğunlaştığı bir merkezde zâten uzun boylu kalmayacağı, kendisi için daha kârlı başka coğrafyalara gitme potansiyelini taşıdığı da anlaşılır hâle gelir. Buna sermâyenin hayırsızlığı da denilebilir. ABD bu kaçışın kaçınılmaz olduğunu hesaplamıştı. ABD Doları’nın dünyâ rezerv parası hâline getirilmesi, başka bâzı sebeplerin yanısıra bu yayılmanın kontrol altına alınmasını sağlıyordu. İlk transferleri Almanya ve Japonya’yı merkeze alarak bizzât ABD yapmıştı. II. Genel Savaş’ın en dişli güçleri olan bu iki ulus devlet sâdece askerî olarak iğdiş edilmiyor, aynı zamanda ABD merkezli bir sermâye açılımıyla üretim zincirine sokuluyordu. Nasıl olsa dolar rezerv paraydı. Burada üretilen artık değerin en büyük kısmı da dönüp dolaşıp ABD tarafından emilecekti. ABD 1971 Nixon Şoku üzerinden iştihasını büyütmüş ve doları karşılıksız bırakarak dünyâdan çektiği artık değeri de katlamış, kendisini sâdece bir üretim gücü olarak değil, aynı zamanda bir tüketim gücü olarak da devleştirmişti.

ABD, 1980’lerden başlayarak sermâyenin yayılma olgusunu, başta Güney Kore olmak üzere Pasifik’deki yeni odaklara doğru kaydırmaya devâm etti. Kontrol hâlâ kendisindeydi.

ABD hâkimiyetinin başladığı ilk on seneler zarfında ABD sanâyisinin kompozisyonunda hem emek hem de sermâye yoğunluklu sektörlerin hayli dengeli bir dağılımı olduğu söylenebilir. Zamân içinde artık verimlilik oranları hem sermâye hem de emek açısından düşmeye başlayan sektörlerin ABD dışında kendisine mecrâ aramasına ses çıkarmadı. Süreci bir bakıma kendi safralarından kurtulmak olarak gördü. Yeni mecrâ ise başta Çin olmak üzere emeğin son derecede bol ve ucuz olduğu Asya idi. Artık ABD sermâye ve teknoloji yoğunluklu saf, steril sektörlerdeki yüksek katma değerli tekeller kurarak hâkimiyetini devâm ettirecekti. Bu süreci hizmetler sektörü ve tüketim alanındaki büyümelerle soslayacaktı.

Gidişat burada donsa mesele kalmayacaktı. Ama Çin daha ileri bir adım atıp, sermâye ve teknoloji yoğunluklu sektörlerde de iddialı bir güç olarak ortaya çıkınca, ABD‘de alârm zilleri çalmaya başladı. Çin, Amerika’nın on seneler harcayıp geliştirdiği teknolojileri bir çırpıda kopyalayıp, âdeta yağmalıyor, sâhipleniyordu.. Endüstri ve teknoloji hırsızlığını vakay-ı âdiye hâline getirip ,Silikon vâdisini işlevsiz bırakması, hattâ kimileri için içini boşaltması bunun tipik misâliydi.

Yeni Yeşil Mutabakat temelde, enerji kaynaklarını değiştirerek, hidrokarbon yoğunluklu enerji kullanan Çin’i topuğundan vurmak veyâ ayağının altındaki halıyı çekmek mânâsına geliyor. Çevrecilik ideolojisi bunun bahanesi. Merkezde bu var. Ama ABD’nin teşebbüsü bu kadarla sınırlı değil. 5G’de olduğu gibi Çin’in ileri teknolojisinin yasaklanması, Çin mallarına “olabildiğince” gümrük kotaları uygulamak sürecin başka bir ayağı. Uluslararası ve uluslar üstü kurum ve kuruluşları devreye sokarak Çin mahkûm edilmek isteniyor. Covid meselesi ise Çin’e ağır bir mâlî darbe olarak tezgâhta tutuluyor. Hedef alacaklı Çin’i borçlu çıkarmak. AB-Çin, Rusya-Çin ve AB-Rusya arasında gelişen ağları, tesirli ablukalarla söküp atmak ise işin jeopolitik, diplomatik ve askerî ayağını oluşturuyor. ABD henüz Çin’i doğrudan hedefe koymuş değil. Çin’in yayılma alanları için hayâtî ehemmiyete sâhip olan Avrasya’yı, adını koyalım Rusya ve Türkiye’yi güncelleyip odaklaştırmış durumda. Rusya ayağı çok taraflı baskılanarak yeni bir Soğuk Savaşın başlatıldığı nokta. AB-Rusya ilişkilerinin zora sokulması, AB üzerinde yoğunlaşan NATO baskıları, ABD’nin Karadeniz’e yüklenmesi bunun bir parçası. Türkiye ise henüz Rusya kadar odakta değil. Türkiye’ye bir NATO üyesi olduğu hatırlatılıyor ve aba altından sopa gösterilerek yola getirilmeye çalışılıyor.

Pekiyi ABD’nin başarı şansı nedir? Bunu da bir başka yazıda tartışmayı düşünüyorum.

Google+ WhatsApp