Yeni sisteme eleştiri: Aşırı bir merkezileşme problemi ortaya çıkıyor

Yeni sisteme eleştiri: Aşırı bir merkezileşme problemi ortaya çıkıyor

Habertürk yazarlarından Prof. Dr. Kürşad Zorlu, bugünkü yazısında “Türkiye’de bürokrasi bugün nasıl bir açmazın içerisinde?” sorusunun yanıtını tartıştı.

Kürşad Zorlu, 9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yönelik tartışmaların vatandaşa yansıyan en büyük etkisinin ekonomideki artan problemler olduğunu savunduğu yazısında, önceki sistemin de kusursuz olmadığını, bu yüzden “iyileştirilmiş/güçlendirilmiş parlamenter sistem” önerildiğini ileri sürdü.

Zorlu, “Yeni sistem, gerek zaafları gerekse uygulamadaki hataları sebebiyle, derinleşen problemler karşısında çözümleme kapasitesinden giderek uzaklaşıyor.” ifadesini kullandı.

Zorlu, yazısında, “Denge ve denetim mekanizmalarının kurgusal yanlışlığının dışında özellikle bürokrasinin şekillenmesindeki karar verme süreçleri, içinden çıkılması zor ve aşırı bir merkezileşme problemini kucağımıza bırakıyor.” dedi.

Prof. Kürşad Zorlu, yazısına şöyle devam etti:

Bugün biraz bundan bahsetmek ve süregelen soruna dikkat çekmek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta çoğunlukla CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bürokratlara yönelik açıklamasını tartıştık. Oysa bürokrasideki problemleri körükleyen bazı detaylar fazla konuşulmadı. Belirtmek gerekir ki aşağıda bahsettiğim hukuki/yapısal sorunlar Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının beklenenin ötesinde etki uyandırmasına sebep oldu.

Birincisi uzun süredir iktidarda kalan bir partinin bürokrasi kadrolarının da göreceli biçimde heyecan/güven kaybetmesi şaşırtıcı olmamalıdır. Görev ve yer değişikliği gibi sistem içi birtakım uygulamalar bu soruna karşı geliştirilmiş yollardır. “Büropatoloji” kavramı da bu kapsamda doğmuştur. Eğer bir bürokrat oturduğu koltuğun artık vazgeçilmezi olduğuna, o giderse koltuğun bir anlamı kalmayacağına inanıyorsa orada büropatolojik bir durum var demektir.

Bir de partili cumhurbaşkanlığı eklenince aşağıdaki belirtilen çok sayıda görev ve pozisyonun vatandaş nezdindeki algısı “adalet”, “liyakat” ekseninde kırılmalar meydana getirmekte.

Nitekim kazananın her şeyi aldığı bir sistemde konsensüs uzlaşmasının bile yakalanması mümkün değildir.

İkincisi kurumsal olarak yıpranma ve heyecan kaybının yaşandığı bir dönemde Cumhurbaşkanına, tek bir kişinin altından kalkmasının mucize olduğu bir görev ve yetki imkanı tanınmasıdır. Bir yandan had safhaya çıkarılmış karar alma yetkisi bir yandan da tüm üst düzey görevleri kapsayan atama yetkisi ile donatılmıştır. Böyle bir yetki ağının etkin ve verimli kullanılabilmesi için Weber’in yıllar önce işaret ettiği ideal/rasyonel/gayrişahsi bürokrasi tarzının uygulanabilmesi gereklidir.

Belki de bu amaçla Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurullar ve başkanlıklar ihdas edilmiştir. Görüldü ki kendi atama sistemini kendi ihtiyaçlarıyla yönlendiren güçlü bakanlıklar mekanizması yerine yeni fotoğrafta Cumhurbaşkanlığının kendi yönetsel alt sistemi bu gücü kullanır oldu.

Evet yürütme organı koşullar karşısında güçlendirilebilir ama bunun ölçüsü çok mühimdir!

Bakınız “3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ile iki farklı cetvel oluşturulmuş ve ilk cetveldekilerin cumhurbaşkanı kararı ile diğerlerinin cumhurbaşkanı onayı ile atanması düzenlenmiştir.

Her iki cetvelde de kadro, pozisyon ve görev sayısı binlerle ifade edilebilir. İlk cetvelde, genel müdürler, büyükelçiler, valiler, kurum başkanları, kurul üyeleri ve dahası… II sayılı cetvelde ise genel müdür yardımcıları, daire başkanları, emniyet müdürleri, il müdürleri, müfettişler, vali yardımcıları, kaymakamlar ve daha birçok kadro…

Bu kadar çok kişinin seçimi ve tespiti gerçekten sorumluluğu ağır bir yük! Bir de partili bir cumhurbaşkanlığı meselesi var!

Alacağınız kararların başarısı bu kadroların, yani bürokrasi sisteminin başarısı ile çok ilgili…

Ayrıca bu düzenlemeler konusunda “uyumlu çalışma”, “hızlı karar alma”, “vesayeti önleme” vb gerekçelerin ortaya konulduğu anlaşılıyor.

Fakat bakıldığında birbirine ast-üst ilişkisindeki pek çok görev ve pozisyon sadece tek merkezin yetkisinde olduğu için uygulamada kademeler arası ve bakanlıklar içi işlevsellik istenen seviyeye getirilemiyor. Bakanı, bakan yardımcısını, genel müdürü, ilde temsilci de aynı makamca atanıyor…

Müsteşarlık gibi ara kademelerin de kaldırılmış olması devlet/hükümet etkileşiminde kopukluk yaratıyor. Yönetimin temel ilkelerinden hiyerarşi, düzen, amaç birliği aşınıyor…

İnisiyatif almak imkansızlaşıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın Mart 2021’de bir gazeteye verdiği röportajda bizzat ifade ettiği “külliye metaforu” (pek çok bürokratın artık her şeyi külliyeye sormak lazım düşüncesi) işte bu karmaşık denklemde kendisini gösteriyor.

İktibas Dergisi

Google+ WhatsApp