Yanılanların yanılsatması

Yanılanların yanılsatması


İnsanın olduğu bir dünyadayız. Her şey insan üzerine kurulu. Bu, insanlığa Allah’ın bir bağışı.

 

Hayata başlayan bir çocuğun ilk evreleri yetişme ve gelişme sürecidir. Sorumluluk dışındaki dönemleri. İslâm düşüncesinde çocuklar masumdur, yani sorumlu değildir. Aklın ve bilincin oluşmasıyla o da sorumluluk dairesine girer.

 

İnsanın gelişimi düşünce, bilgi ve ahlâkî donanım ile gelişir ve olgunlaşır. Bu, hiçbir zaman bir yerde durmaz. Süreklilik arz eder. İnsanın değişimi gelişimiyle orantılıdır. Daha çok bilgilenme, daha çok bilinçlenme ve daha çok ahlâk ve edeple. İnsanın da sınırları var. Sınırlarını aştığında kendi olmaktan çıkar bir başka şeye dönüşür.

 

İnsanların dini ve kültürel tercihleri bulundukları ortamlarla bağlantılıdır. Müslüman bir toplumda yetişen bir çocuk İslâm düşüncesiyle öyle ya da böyle yetişir ve gelişir. Olgunlaşma düşünce ve inancın yüklenmesiyle olur. Hıristiyan ve başka kültürlerde olanlar da aynı kültürün ruhuyla donanırlar. Bu, öyle olur ki artık âdeta kemikleşir. İnsanların değişimlerinin zorluları da buradadır.

 

Daha çok kültürler ve düşünceler birbirinin âdeta rakibi olur. Bir Müslüman’ın kültürü ile Hıristiyan’ın kültürü karşılaşır. İnsan bunları içinde var olur. Dolayısıyla insanlar kendi kültürlerini temsil ediyorlar.

 

Bugün insanlığın temsili görecelidir. Daha doğrusu bugünün Müslüman’ının temsili artık bulunduğu düşüncenin sınırları dışında oluşuyor ve gelişiyor. Bir medya, diji ya da başka oluşlardan etkileniyor ve hatta besleniyor. Bir çocuk eline aldığı bir iletişim aracıyla ailesinden anne ve babasından çok elindeki nesnenin tutsağı oluyor. Ondan besleniyor.

 

Bir toplumu temsil edenlerin dünyası da aşağı yukarı bu etki alanındadır. Kendi kavramlarıyla ve onun oluşturduğu ruhla var olmuyorlar. Kavramlar ve düşünce biçimleri farklı. Müslüman bir yöneticinin kendini var kılması kendi değerlerinin ötesindeki bir bakış ve duruşu imliyor.

 

Siyasal, ticari ve daha başka alanlarda kurumlar kendilerini tanımlarken, sunarken PR oluşturuyorlar. Yabancı kavramlardan ve onun oluşturduğu ruhtan hazzetmiyorum. PR demek kişiyi ve kurumu tanımlama, reklâmını ve sunumunu yapmadır. Yani bir kişiyi ve kurumu olduğundan farklı tanımlamadır. Bunda gerek görsel ve gerekse fiziksel bir gösterim. Şöyle de diyebiliriz. Birinin portresini çekerken kişi hâlden hâle sokulur. Deklanşörler peş peşe çalışır, kişinin en iyi görünümünü yakalamaya çalışır. Bu ister sevimlilik, ister kararlılık veya başka bir şey olsun. O anın yakalanması durumudur. Yakalanan o kare o kişiyi gerçekten ne kadar temsil ediyor? Asıl soru ve sorulması, üzerinde düşünülmesi gereken de budur. Çünkü o an gelip geçicidir. Göze ve gönle hoş gelen o anlık yakalanmış bir karedir. Oysa onun gerçeği hiç de öyle değildir.

 

Reklâmlarda, panolarda yer alan o posterler sürekli olarak insanların gözlerinin önünde olacağından kişi ya da kurum hep o sevimli hâliyle belleklerde yer eder. Zamanla insanlar ona bağlanır ve ondan bir daha da vazgeçmez.

 

Demek ki çevre kültürlerini, aileleri ve hatta eğitim kurumlarını aşan bir oluş sürecidir. Bir siyasinin dünyası onun o karesi veya anlık yanılsatıcı hâli etkili olur. O görünüm ile asıl gerçekler birbiriyle uyuşmuyor.

 

Çünkü PR denilen yabancılıkla insanlar hile ile aldatılıyorlar. Aslı tanımla da bu olsa gerek.

 

Hakikatler ve gerçekler insanın kendi ruhunda var oluyor. Rol gereği beden dili diye tanımlanan davranışlar pek de tanımlayıcı olmaz. Geçmişte insanların birbirlerini anlama yol ve yöntemleri vardı. Bunların artık bugün için bir karşılığı yoktur. Bir tarafta kurgulanan ve sunulan bir insan tipi var, hâlden hâle rolden role giren, bir de kendi doğasında ve ruhunda var olanlar var. İnsanın gerçek temsili doğasında var olandır.

 

Yanılsatmalar bu bağlamda aldatıcı oluyor ne yazık ki. Kişiler ve kurumlar yanılsattığı için yanıltırlar da. Çünkü o ruh ile var olmaya bakmıştır. Müslüman kendi ruhuyla var olur.

Google+ WhatsApp