Yangınlar büyürse, mülteci nefreti yaygınlaşırsa

Yangınlar büyürse, mülteci nefreti yaygınlaşırsa


Bireysel panikten daha tehlikelisi toplumsal paniktir. Ancak toplum ve devlet birlikte paniklerse, ölümcül düzeyde sonuçlar üretir. Bir toplumun duygusunu, düşünce ve hareketlerini vehim ve vesveseyle belirlerse, itidal yerini panik havasına bırakırsa, mantık ve delillerle çözüm üretmek yerine içgüdü ve propagandaya sarılırsa içinde boğulacağı bataklığı kendi elleriyle oluşturmaya koyulmuş demektir. Hızla tedbir almak soğukkanlı olmaya da makul söylem ve eylem biçimleri geliştirmeye de hiçbir zaman engel değildir.

 

Akdeniz’den Ege’ye doğru yayılan yangınların oluşturduğu yıkım maalesef içeriden ve dışarıdan, dost veya düşman unsurlar tarafından toplumda panik havasının giderek büyümesine muazzam bir katkı yapıyor. Muhalefet partilerinin tezi şöyle işliyor: “Hükümet yeni rant alanları açmak, yandaş sermayeye peşkeş çekmek üzere ormanları söndürmüyor. Atatürk’ün kurduğu THK’ya yapılan muamele ve 28 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlanan Turizmi Teşvik Kanunu’nda orman arazileriyle ilgili değişiklik bunun en açık ispatıdır.” Bu komplocu teze göre “yangın kasten çıkarılmamışsa bile kasten söndürülmüyor” manasına geliyor. Bu kafa yapısı sadece siyaseti değil bütün bir hayatı tastamam şeytani planlardan ibaret gördüğü, hemen hiçbir somut hayırlı işe niyet edip soyunmadığı için güvensizlik ve korkuyu derinleştirip yaygınlaştırmaktan başkaca bir siyaset stratejisi üstlenemiyor asla.

 

İktidar cephesinden bakınca da kamuoyunu ikna edip konsolide etmek üzere en kestirme ve garantili yol olarak şu hat tercih edilmişe benziyor: “Yeşil Vatan’ı tümüyle yakıp küle çevirmek, en ücra köşesine kadar kundaklamak üzere bütün düşman unsurlar seferber olmuş” Peki, tam olarak böyle olmayan ama kamuoyunda yaygınlık ve öncelik kazanan bu tür bir söylem ne derece izah edici ve çözüm üretici olur acaba? Çünkü İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilen ihbarların hemen tamamının araştırıldığı fakat kundaklama ve terör amaçlı saldırı olduğuna dair somut bir delil bulunamadığı ısrarla vurgulandığı halde, neden kamuoyu yangınlara karşı alınacak tedbirlere değil de terörle mücadelede durumdan vazife çıkarmaya teşvik ediliyor? 

 

İklim değişiminden ve buna bağlı olarak düşen nem oranı ve artan sıcak hava dalgalarının bütün dünyada orman yangınlarını daha çok sıklaştırdığını ve yaygınlaştırdığını konuşmak lüzumsuz görülüyor herhalde. Ölçeği biraz büyütüp Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasına yukarıdan bakınca Lübnan’dan İtalya ve Yunanistan’a uzanan orman yangılarını görmek acıtıcı olsa da zor değil. 

 

Avustralya’da ve Amerika’da aylar süren, yüzlerce insanın ölümüne sebep olan yangınlara dair haberlerin henüz mürekkebi bile kurumadı oysa. Sibirya başta olmak üzere Rusya kimi bölgelerde ümidini kestiği için yangınların sönmesi için kadere razı olmuş durumda mesela.

 

Uzun bir süredir mülteci korkusu, Suriyeli nefreti üzerinden Hükümeti yıpratmayı öncelikli strateji belirlemiş CHP ve İYİ Parti şimdilerde iktidara yaklaşmanın yolunu Ege ve Akdeniz’deki yangınların söndürülememiş olmasına bağlamış durumda. Mevcut şartlar dâhilinde HDP’yle ilişkileri zora sokmamak adına zayıf bile olsa kundaklama faaliyetine hiç değinmemesi, iklim değişikliği diye bir soruna hemen hiç temas etmemesi ancak bunlar yerine “rant için orman yakılıyor, yangınlar kasten söndürülmüyor” parolasıyla hareket etmesi büyük bir facia, ölümcül bir ihanettir aslında. 

 

Bir de bu yıkıcı, ümitsizliği yaygınlaştırıcı ifsad kampanyasına Afgan mülteciler üzerinden “Türkiye yabancılar tarafından istila ediliyor” kara-propagandalarını ekledikleri zaman ortaya çıkan kaosla boğuşmak hiç de kolay olmuyor.

 

Hükümet meseleleri izah ederken “devletimiz çok güçlüdür, asla zaafa düşmez” türü klasik ulusalcı tezlere sarılmaya hiç tevessül etmemeli. Yangınla, depremle, selle, virüsle mücadelede zaaf da olur, yenilgi de olur. Mesele yapılması gerekenlerin usulüne, üslubuna uyularak yapılıp yapılmadığıdır. Her sorunu terörle, bölücülükle, dış güçlerle izaha kalkışmak toplumun akıl sağlığıyla oynamak, devletin güvenirliğini iyice zaafa uğratmaktan başka sonuç vermez. 

 

Eksik ve yanlış politikaların telafisine dair adımlar atmak, alınacak yeni tedbirlere dair kamuoyunu aydınlatmak daha güçlü bir güven iklimi tesis etmenin ilk şartıdır.

 

İklim değişikliğine sebep olan olumsuz şartlarla mücadele terörle mücadeleyle eşgüdümlü yürütülmeli, CHP ve İYİ Parti’nin çoğu dezenformasyon ve manipülasyona dayalı söylemlerine komplocu tezlerle cevap yetiştirmeye kalkışmaktan derhal vazgeçilmelidir.

Google+ WhatsApp