Yama…

Yama…


İsrail’deki hükümet değişikliğinin, Netanyahu’nun Başbakanlığı kaybedip, yerine gelecek koalisyonun, Ortadoğu, Akdeniz, İbrahim Anlaşmaları, İran, Suriye, Batı Asya, ABD üzerinde, nihayet Türkiye ile ilişkilerine nasıl etki edeceği üzerine başlayan tartışmaların önemi, arzın merkeziyle ilgili sorundan kaynaklanıyor…

“Garip koalisyonun” bir tür yamalı bohça, hatta sadece “yama ittifakı” olması bölgesel ve küresel açıkları nasıl kapatabilir?..

Bu denli pamuk ipliğine bağlı siyasi iktidarın, Başbakanlığı alacak partinin bile İsrail meclisi/Knesset’te sadece birkaç milletvekili ile temsil ediliyor olması, bölgeye ne zarar ne yarar, ne savaş ne barış getiremeyeceğini, çözümsüzlükleri yönetemeyeceğini bilmek gerekiyor…

Düşünün ki, ‘Müslüman Kardeşler’ meselesi bütün bölgede kırılmalar yarattı, Mısır, S.Arabistan, BAE, İsrail, ABD, İran’ın pozisyonunu değiştirdi. Türkiye’yi etkiledi. Şimdi aynı Müslüman Kardeşler’in ideolojisini de içeren parti, İsrail iktidarını taşıyan sütunlardan biri olarak koalisyonda yer alıyor. İlginç değil mi?..

Ancak fonksiyonsuzluk da işe yarayabilir. Washington’un istediği, Ortadoğu ve bağlı coğrafyaları besleyecek ‘Biden iklimini’ yaratabilir. NATO’nun konuşlandığı bir Irak, İran’ın yeni bir formla temayüz etmesi, İbrahim Anlaşmaları’nın akamete uğraması veya dondurulması, Suriye, Körfez, Mısır’ın ABD’ye uygun kısa vadeli stabilizasyonuna destek verebilir…

***

İsrail özelinde yeni gerçekleri şöyle sıralayabiliriz;

İsrail’i çevreleyen kompozisyon değişmiştir. Amerika’daki Yahudiler, ABD seçkinleri ile Tel Aviv stratejilerinin zıt yönlere sürüklendiği bir alan tespit edilmiş durumda.

Gazze-Batı Şeria-Kudüs’e İsrail saldırılarının siyaseti etkilemediği, ama İsrail’deki Arap-Yahudi vatandaşlar arasındaki çatışmaları etkilediği görülüyor. İsrail’in ezici askeri gücünün/üstünlüğünün tartışmaya açıldığı, uluslararası mahkemelerin, İsrail’i “savaş suçlarıyla” itham edebileceği söylemleri duyuluyor. Nitekim, 13 yıl aradan sonra İsrail Dışişleri Bakanı’nın Mısır’a gitmesi bu sıra dışı gündemin delillerinden sayılıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’yu CENTCOM’un (y)etkisi altına vermesi, NATO’nun öne çıkarılması, cephenin ileri alınması, savaş hattının hemen gerisine kurulması anlamına geliyor. Nereye doğru; Asya-Pasifik’e, Çin’e doğru. Yani bir anlamda içinde bulunduğumuz haziran ayında belirginleştirileceği kestirilen, öncelikle Çin’i hedefe alacak bir NATO- ABD-Avrupa ittifakı hedeflerinin sahadaki karşılığı sayılabilir…

Yani cephe arkasından bahsediyoruz ve üstte Suriye-Irak-İran-Pakistan-Afganistan kolunu, merkezde yine Irak-İsrail-Mısır-Körfez göbeğini düzenliyor, hazır hale yükseltiyor. Bu bağlamda İsrail’in daha az baş ağrıtan müttefik olarak tasarımı görülüyor. Biden yönetiminin, Trump’ı zaten ama Obama’yı dahi aşarak İsrail’e yüklendiğine ilişkin iddianın arkası, “İran ve İsrail neden yumuşatılıyor” sorusunun karşılığı budur.

İleri giderek, bu olası değişiklik ihtimallerinin İsrail’in kuruluş kabullerini/kodlarını da değiştirebilecek potansiyel barındırdığı savunusu bugün için iddialı. Önemsiz denemez. Tezi destekleyen karineler de mevcut. Ancak yaşamsal/bekâ tariflerinin kolay değişmeyeceği, müstakilen İsrail için daha da zor olduğunu söylemek gerekiyor.

***

Nihayet, İsrail’in yaşadığı değişimin, belki devinim demek daha doğrudur, Türkiye ile ilişkilerini nasıl etkileyebileceği sorusu da caridir. Ama konuyu asıl bağlamında, yani büyük harita üzerinden alırsak gerçek soru; Türkiye-İsrail ilişkilerinin kısa vadeli geleceği değil, Ankara’nın bu ana hesaplaşmada nerede durduğu/duracağıdır…

O da bizi yeniden ve doğal olarak haziran ayındaki Erdoğan-Biden buluşmasının müstakbel sonuçlarına götürür. Türkiye, bir bütün olarak Batı’nın, AB, NATO, ABD’nin güncellenecek hedefleri ile uyumlu olacak mıdır, olmayacak mıdır?

Bu uyum Amerikan standartlarının Türkiye’de yeniden ve eskisi gibi çalışıp-çalışmayacağı ile ilgilidir. Bu ülkeye yakın dönemde giydirilmeye çalışılan zehirli elbiselerin listesi; anti-siyonist olduğumuz, soykırım yaptığımız, zaten diktatörlükle yönetildiğimiz, insan haklarını ihlal ettiğimiz, demokrasimizin olmadığı, nihayet bir uyuşturucu devleti/narko-devlet olduğumuz iftiralarına baktığımızda, Ankara’nın nasıl ve hangi yola getirilmek istendiği konusunda bir fikrin herhalde ortaya çıkmış olması lazım gelir…

Yerleşik uluslararası nizamda hepsi birden tek ülkeye yöneltilmiş en ağır suçlamalardır. Bunlar nereden geliyor, faili kim, amacı ne?..

***

Bu suçlamalara, “Amerika Putin’e de katil demişti, şimdi buluşuyorlar, S. Arabistan veliaht prensi Salman’a katil denmişti, şimdi üzerinde durulmuyor, bu suçlamalar da yönetilebilir” cevabı bir gerçeği yansıtıyor ama o gerçek Türkiye’nin gerçeği değil. Rusya ve Arabistan’ın Batı gözünde ne oldukları, nerede durdukları belli. Türkiye onlar gibi mi?..

Cumhuriyet tarihinin kahir süresini Batı’nın yanında ve yolunda geçirmiş bir ülke olarak Türkiye şimdi neden bu ağır iddianameyle sanık durumuna düşürülmeye çalışılıyor?

Allah’tan, Ankara mahkemeden gelen bu celbi sahibine iade etmek üzere. Üzerine düştüğü, “arka cephenizi boydan boya göçertirim” şerhiyle birlikte. Türkiye’nin stratejik enlem ve boylamı üzerine uzun uzadıya yapılan kıymetlendirmelerin onların anlayacağı dilden karşılığı budur…

Google+ WhatsApp