Where are we going!

Where are we going!


Özal, kayıtlı ekonomiye, KDV’ye geçelim derken, “bir fiş bir alışveriş” diye bir tanıtım kampanyası başlatmıştı. “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” diye de bir slogan üretmişlerdi. 

 

O yıl da kerhaneci “Matild hanım” vergi rekortmeni oldu. Olay mizah konusu edildi tabii. 

 

Başlangıçta halk bu işe pek itibar etmedi, ama zamanla herkes “fiş” toplamaya başlamıştı. Biz “fiş”i ilkokulda okuma yazma öğrenirken kullanmıştık. Reklamlarda bir ara da “Türkçe söylüyoruz anlamıyorsunuz, o zaman İngilizce anlatalım” diye İngilizce spotlar da kullanılmıştı, ironik bir dille. 

 

O zaman ben de Türkçe yazıyorum, anlaşılmıyor diye, sadece yazımın başlığını İngilizce yazdım. Arada bir Arapça da yazıyordum, “Fe eyne tezhebun” diye, “Bu gidiş nereye” anlamında ya da “Quo Vadis” diye Latince de yazdığım oldu.

 

Sahi biz nereye gidiyoruz?

 

Arap yarımadasında Suudi Arabistan, Yemen, Umman, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün; Mezopotamya coğrafyasında, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Afrika’da, Mısır, Sudan, Libya, Tunus, Mali; biraz ileride Afganistan gibi ülkelerde radikal değişiklikler oldu. Irak’ta bir Kürdistan doğdu. Türkiye’yi tartışıyorlar bu süreçte.

 

Eski Kushner+Dahlan senaryosu güncellendi. İsrail’in sınırları, Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan’a doğru genişletilmeye çalışılıyor, Yeni Filistin devletinin ve İsrail’in karşılıklı tanınması senaryosu üzerinden. Bölgede daha birçok ülke üzerinde çalışıyorlar.

 

Ukrayna tarafsız bir ülke olarak bölgenin İsviçre’si olacak diyorlardı, Zelensky niyetlerini açıkladı: Büyük İsrail olmak istiyorlar. Yani Rus ve Balkan Yahudilerine yeni bir vatan armağan edecekler. 

 

Afrika’da Etiyopya üzerinden bir hayalleri var öteden beri. Kuzeydoğu Karadeniz’de, Kafkaslara doğru bir Yahudi Hazara devleti hayalleri var. Pakradun ve Karaim Yahudileri de bu devletin parçası olacak. Yani Yahudilerin yanında Türk ve Ermeni Yahudilerinin katılacağı yeni bir Yehuda devleti. Onların gözünde Türkiye zaten bir Sabatay, Pakradun devleti olarak kuruldu!? Kürtlerle anlaştılar, Arap ve Fars Yahudilerini de yanlarına alıp, Kürt ve Fars Yahudilerini merkeze alan bölgede yeni bir Yahudi devleti daha kurma planları var, Babil sürgününün intikamı olsun diye. Yani Türkiye’nin dört bir yanında dört İsrail. Mevcut İsrail Filistin’i, çevresindeki Hristiyanları da yutarak orada büyük İsrail’i gerçekleştirecek ve sınırlarını Kıbrıs’a kadar uzatacak. Rum kesiminde zaten vardılar, Türk kesiminden toprak alan Ruslar hangi Ruslardı aceba? Kıbrıs Akdeniz’in ortasında İsrail’in kontrolünde yeni Dubai olmasının ötesinde doğu Akdeniz’in hakimi olsun istiyorlar. 

 

Bölgede önce Osmanlıdan kurtulmaları gerekiyordu. İlk yapılması gereken de dil ve dinin, tarih algısının dönüştürülmesi idi. Onu da yaptılar. Yani bu yabancı okullar, Fullbright durduk yerde çıkmadı ortaya. 

 

Harf devrimi, kıyafet devrimi, katı laikçi uygulama boşuna değildi.

 

Göreceksiniz yakında Türkiye Suudi Arabistan’la da, Mısır’la da yakınlaşacak ve dışa karşı söylemini yumuşatacak. Çünkü uluslararası sistemle birlikte hareket ediyoruz. Öyle Çeçenistan, Doğu Türkistan, Balkanlar çok fazla gündemimizde olmayacak. Gündemde olacak olan çıkar ilişkilerimiz olacak. Batının diliyle konuşacağız onlarla.

 

Bize “Ukrayna’ya bak Ukrayna’ya”(!) derken, Adamlar BOP’un 2. genişleme operasyonunu başlattılar. Girit’ten Baltık’a, Adriyatik’le Ege arasını fiilen işgal ettiler.

 

BOP 2. Etaptaki yeni hedefi, bu Balkan politikası. 

 

Balkanlarda ve Adriyatik’e doğru, Avrupa ile Asya arasına sıkışmış ülkeler olarak kimler vardı: Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Moldova, Romanya, Belarus, Letonya, Litvanya, Estonya, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Polonya, Slovenya, Karadağ, Kosova, Macaristan.. Bir çırpıda 20’ye yakın ülke adı geldi aklıma. ABD, Ermenistan ve Gürcistan’ı da NATO’ya almaktan söz ediyor. Yani NATO’nun sınırlarını, Kafkaslara, Hazar Denizine kadar uzatmak istiyorlar.

 

Bu gidiş karşısında bize düşen rol belli. Rusya’yı Ukrayna konusunda ikna etmek. 

 

Bahanemiz de hazır, Kırım, ama kimse Kırım’ı konuşmuyor aslında. Rus Oligark’ların çoğu Ukrayna’da zaten, Balkanlardaki ve Rusya’daki Yahudileri de toplayıp burada onlara bir vatan armağan ederlerse zaten büyük İsrail, doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde egemenliğini ilan etmiş olacak. Kendi aralarında bir federasyon oluşturduklarında batıya da ABD’ye de ihtiyaçları kalmayacak. Geçen gün Amerikalı bir politikacı, “bu süreçte ABD’nin rolü giderek zayıflıyor” diyordu. Bu süreçte İsrail dışında herkesin rolü zayıflıyor. Global çete aslında bu süreçte İsrail’i de yeniden dizayn ediyor. Rabbi’lerle başları belada, ılımlılar, liberallerle, solcularla da. Onun için 8 partili bir koalisyon kurup, onları kendi içlerinde nötralize ettiler.

 

Bu süreçte Ankara’dan aykırı bir ses gelmiyor. Pandemi, ekonomi, kıtlık, iklim, 5G, Starlink zokasını yutunca, birileri sanki kulağımıza “One minute” dedi.

 

Artık Adnan Oktar konusunda bile kimse konuşamaz halde. Adamın elinde kasetler var. Hangi siyasetçi, sermaye sahibi konuşabilir ki bu durumda, Kendi değilse yanındaki oltayı yutmuştur, bu bal tuzağına yakalanmıştır. Batılılar bu gibi durumu iki şeyle açıklar: “Dehşet dengesi” ve “oltayı yutan balık” benzetmesi. Zira “oltayı yutan balık yem istemez”. Hani bir de bizde “Suya düşen yılana sarılır” derler ya, bu bölgedeki devletlerin hali buna benziyor. Biri bu bölgedeki güç ve iktidar sahiplerini suya itti. 

 

Bakın bu konuda temiz adam bulmak çok zor. Zaten bunlar sadece bizim yüzümüze maske takmadılar, herkesin yüzünde görünmeyen bir başka maskeleri var. Bunların çoğu ikiyüzlü. Parmakları ile gösterdikleri ya da sözleri ile işaret ettikleri yöne değil, ayaklarının nereye gittiğine bakın! Onların çoğu size duymak istediğiniz şeyleri söylüyorlar. 

 

Aşk ve öfke yanında korku ve Tanrı olma arzusu ve ihtirasları, onların gözlerini görmez, kulaklarını duymaz, kalplerini hissetmez yapmıştır. Herkesin birlikte gördüğü bir konuda, kendilerinin olayı görmediğini söylerler!

 

“Politikacı” 3. cins bir yaratığa dönüşür; ihtiras, zayıf ahlak ve seciye sahibi, zalim, cahil, ahlaksız kişiliklerde, bazı zaman ve zeminlerde. Gerçekten politika çok büyük dönüştürücü bir güçtür. Bu güce sahip olan kişiler, toplumu dönüştürelim derken, bu güç onları da dönüştürür. 

 

Onun içindir ki, eskiler, “Rabbim beni bana bırakma, beni nefsimle baş başa bırakma” diye dua etmişlerdir. 

 

Dikkat nefis Şeytanın yol arkadaşıdır. Nefsinin peşine takılanların varacağı yer Cehennemin dibidir ve alınları mühürlendikten sonra da onların geri dönüşleri yoktur. Geç kalmışlarsa, kaçayım derken de, kaçtıklarını zannettikleri şeye doğru koşarlar; Allah muhafaza etsin. 

 

İman edenler, ameli salih olanlar, musibet ve haksızlıklar karşısında direniş konusunda sabredenler ve sabrı tavsiye edenlere gelince, onlara müjdeler olsunlar. 

 

Onlar mahzun olmayacaklar. Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Zulmün, ya da her ne ise o, onun kemali, zeval vaktinin işaretidir. BOP süreci yeniden dehşet senaryoları ile gündemde. 

 

Onların bir planı varsa, Allah’ın da bir hükmü var, ne gam! 

 

Selâm ve dua ile. 

Google+ WhatsApp