Vuslata ulaşmak

Vuslata ulaşmak


İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerin akıl ve konuşma beceresi olduğu ifade edilir. Oysa insan bunun yanında sevme, bağ kurma ve hüzünlenme istidatlarına da sahiptir ve bu yönüyle diğer canlı türlerinden ayrılır. İnsan bağ kurar, hüzünlenir, sever ve sevdiğinin farkında olur.

 

Doğduğumuz andan itibaren ebeveynlerimizle, yakınlarımızla, yaşadığımız mekân ve sevdiğimiz tüm nesnelerle bağ kurar ve insanlık ailesine uyum sağlarız. Bağ kurduğumuz kişi ya da nesneleri kaybettiğimizde ise hüzne kapılır ve yas sürecine gireriz. Hayat devam ettikçe, özlemlerimiz ve yaslarımız da devam eder.

 

Sevdiklerimizin vefat haberlerini aldığımızda olduğumuz yere mıhlanır ve olayın ciddiyetini anlamaya çalışırız. Ölümün ne olduğunu ve özlemlerimizi aklımızın kabulüne sunabiliriz ancak bunu duygularımızın kabullenebilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Karmaşık bir yola gireriz, attığımız her adımda acılarımız yeniden depreşir ve hatıraların sokaklarında yürümeye devam ederiz. Yas sürecimiz devam ederken yüreğimizdeki sızıyı dindirmek için yakınlarımızla olan bağlarımızı daha da güçlendirir ve birbirimize kenetleniriz.

Ölüm duygusu daha evvel yaşadığımız kayıp yaşantılarımızla eşitlenir ve duygularımızla yüzleşerek ölen yakınımızdan fiziken koptuğumuzu kabullenmeye çalışırız. Bu öyle bir kopuştur ki yüreğimizin derinliklerinden bir şeyin söküldüğünü hisseder ve hatıralara sarılırız. Acı büyüdükçe büyür ve vefat eden kişiyi dünya üzerinde bir daha göremeyeceğimizin farkına varıp, başımızı yere eğeriz. Suçlarız kendimizi, daha fazla vakit geçirme şansımız varken neden uzak kaldığımızı sorgular ve duygularımızla aklımız arasında gidip geliriz.

 

Yas sürecinde vefat eden yakınımızla ilgili duygularımızı paylaşır ve onun hatıralarını yâd ederek teselli bulmaya çalışırız. Fakat birisi araya girer ve “O çok iyi şekilde vefat etti, sakın üzülme…” deyip yasımızı tutmamıza engel olmak ister. Oysa yas bir ihtiyaçtır ve vefat eden yakınımıza veda ederken, acıyı gözyaşlarımızla yıkayarak deşarj olmaya çalışırız. Yasımızı tutmadan olayı kabullenemeyiz.

 

Yas bir gereksinimdir ve bu süreçte yarım kalmış hayallerin bilinçaltındaki kalıntıları ile buluşup bir uzlaşı sağlarız. Ömür kısadır hayallerimiz ise sonsuzdur ve her vefat eden kişi geride tamamlanmamış hayaller bırakıp gider. İnsan hayatın kısa bir yolculuktan ibaret olduğunu bilir fakat ne umutlarını kaybeder ne de hayallerinden vazgeçer. O yüzden her ölen kişinin yarım kalmış hayalleri mutlaka vardır.

 

Yakınını kaybeden kişi yas sürecinin bütün aşamalarını yaşayarak acıyı sabırla savıp, hayatına kaldığı yerden devam edebilmelidir. Zira tutulmamış, ertelenmiş yas süreci kişinin gündelik hayatını olumsuz yönde etkileyecek ve depresyonu kaçınılmaz kılacaktır. Sevilen kişinin ölümünü kabullenmek elbette kolay olmayacaktır ancak iman, teslimiyet ve dua ile bu yolculuğun bir vuslata dönüşebileceğini unutmamak gerekir.

Google+ WhatsApp