Verilen sır emanettir

Verilen sır emanettir


Gazetelere göz atarken Columbia Üniversitesi’nde çalışan bir ekibin bireylerin sır saklama alışkanlığı üzerine yaptıkları bir araştırmaya rastladım. Peki, ben duygusu ile hareket eden ve bunu özgürlükle özdeşleştiren bir toplumun yakınlığı çağrıştıran bir değer üzerine kafa yormalarını ne ile açıklayabilirsiniz? Görüyoruz ki, bireyselleşmenin getirdiği sıkıntılarla başa çıkamayan toplumlar, insan ilişkilerinin temel dinamiklerini kendi perspektiflerinden değerlendirerek anlamaya çalışıyorlar.

 

Nitekim söz konusu araştırmanın sonucunda insanın 13 sırrının olduğu ve bunun 5’ini kimse ile paylaşmadığı ifade ediliyor. Peki, bahsi geçen araştırma Müslüman bir toplum üzerine yapılmış olsaydı sonuç yine aynı olur muydu? İnanıyorum ki Müslüman halklar kendilerine verilen sırrı bir emanet kapsamında değerlendirecek ve bu konudaki hassasiyetlerini ortaya koyacaklardır… Kapitalist sistemin şekillendirdiği fertler dünyayı kendi yörüngelerinden değerlendiriyor ve ötekilerle ilişkilerini çıkar ve rekabet ekseninde sürdürüyorlar dolayısıyla bağ kuramadıkları kişilerin sırlarını taşımak müşkül hale geliyor.

 

İslam kültüründe sır bir emanettir ve emanet korunmalı, aşikâr edilmemelidir. Emanet olarak verilen bir sözü korumak aynı amaçla bırakılan bir eşyayı korumaktan daha önemsiz değildir, her iki durumda da emaneti korumak esastır. Dinimize göre kendileriyle anlaşma yapılan kişinin kimliğinin ya da ait olduğu toplumun hiç bir önemi yoktur, şartlar ne olursa olsun, yapılan sözleşmelere sadık kalınmalıdır.

 

İmam Maverdi’ye göre sırlarımızı emanet edebileceğimiz kişiler şu beş vasfı taşımalıdırlar: Bunlar; uyarıcı akıl, din duygusu, gelişmiş terbiye, engin bir sevgi ve kişinin fıtri olarak ketum bir yapıya sahip olması. Bu beş vasıf ancak kişisel olgunluğa sahip erdemli kişilerde bulunabilir ki, Maverdi bunu dikkate alarak, “Verilen sırrı saklamak emaneti korumaktan daha zordur” der ve insanların özel durumlarını araştırmaya çalışanlara sır verilmemesi gerektiğini ifade eder.

 

Sır insanın güven duyma, duygularını paylaşma ve yükünü hafifletme ihtiyacının bir sonucudur ve kişi sırlarını verdiği kişi ile dostluğunu, yakınlığını pekiştirir. Zira insanlar sırlarını sevdikleri, güvendikleri ve kendileri için özel olan kişilerle paylaşabilir ve bu kişileri hayatlarında önemli bir yere koyarlar. Sır insanın duygularına ağır gelen yükü, güvendiği insanlarla paylaşmasıdır ki, bu aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Ancak sırlarımızı paylaştığımız kişilerin merhametli ve hakkaniyetli olmalarını dikkate almak zorundayız. Aksi takdirde verdiğimiz sır yayılarak fitneye ve fesada dönüşebilir...

Google+ WhatsApp