“Vefa” sadece bir semt adı değil!

“Vefa” sadece bir semt adı değil!


Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile, Akit gazetesinin kuruluşunda büyük emekleri olan Hasan Karakaya Abi’imizi, toprağa verilişinin 6. yılında dün özel bir törenle andık..

 

Gazetemizin kurucusu Mustafa Karahasanoğlu’nun tanımlamasıyla, Hasan Karakaya, hayatı ile “vefa”nın sadece bir semt adı olmadığını ispatlamıştı..

 

Yine Cumhurbaşkanımız da, “vefa”nın bir semt olmadığını Hasan Abi’yi andığımız etkinliğe katılımı ile göstermiş oldu.. 

 

Hasan abi, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı sıfatı ile Medine-i Münevvere’deki resmi ziyaretine eşlik ettiği 2015 yılı 30 Aralık’ında, tam da Hz. Peygamber’in mescidinde yatsı namazını kıldıktan sonra, otele giderken kalp krizi geçirmiş ve hastaneye kaldırılamadan vefat etmişti..

 

Erdoğan, Fatih Camii’ndeki cenaze törenine katılmış, mezarı başına kadar gelip, Kur’an-ı kerim okumuştu..

 

Erdoğan, Hasan Karakaya Abi’yi 6. vefat yıldönümünde de unutmadı, “vefa”sını övgü dolu konuşması ile gösterdi. 

 

28 Şubat’ın devam ettiği günlerde, darbecilere hadlerini bildirdiği yazıların yayınlandığı günün geç saatlerinde/gece yarılarında telefon açarak, “Yazını okudum, çok güzel yazmışsın” diyerek sevindirdiği Hasan Abi’yi, dün bir defa daha sevindirmiş oldu.

 

Cumhurbaşkanı, “İki kalem; biri Necip Fazıl diğeri Hasan Karakaya” derken de..

 

İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” mısralarının Hasan Karakaya’nın bedeninde tecessüm ettiğini ifade ederken de..

 

Hasan Karakaya’nın darbeci generallere boyun eğmeden nasıl tavizsiz yazılar yazdığını aktarırken de..

 

Cumhuriyet Mitingi adı altında bu millete sopa göstermeye kalkışanlarla nasıl amansız bir mücadele verdiğini anlatırken de..

 

Açılan davaların Hasan Karakaya’yı yolundan çeviremediğini söylerken de..

 

Vesayet sisteminin temsilcilerinin onu korkutamadığını hatırlatırken de..

 

Aslında 28 Şubat’ın da, kısa bir özetini yapmış oluyordu..

 

Evet, bugün halkın oyları ile Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan da, 28 Şubat’ın zulmüne maruz kalanlardandı..

 

Dün rahmetle andığımız Hasan Karakaya da, o despot karanlık dönemi iliklerine kadar hisseden, o dönemin mazlumlarının dertleri ile dertlenen nadir gazetecilerdendi..

 

Bir gün bu patronunun emri altında diğer medya patronuna, ertesi yılı ise önceki sene küfrettiği patronun emri altında eski patronuna aldığı transfer ücreti karşılığında küfür eden gazetecilerden olmadı.

 

22 yıl aynı gazetede, hem de üst düzey yönetici olarak görev ifa etmek; yamulmadan, eğrilmeden her gün yazmak ve her gün gazetenin birinci sayfasının hazırlanmasında aktif görev üstlenmek..

 

Bir gün övdüğünü, ertesi gün yerenlerin köşe başlarını tuttuğu medya alanında, hep “doğru”dan yana olmak, “sermaye”nin değil “emeğin savunucusu” olmak..

 

İşin kolayına kaçıp, “Üst düzey general dedi ki” diye halkın temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını isteyenlere, anladıkları dilden, hakettikleri dersi vermek..

 

Sadece “üst düzey general”lere atıf yaparak yazanlara değil..

 

Bizzat o “üst düzey general”lere de..

 

Hakettikleri şekilde, hiç çekinmeden, eğip bükmeden, en sert şekilde cevap vermek..

 

DGM savcıları ifadeye çağırdığında, aslanlar gibi savunmasını yapıp, “Başörtü yasağının arkasında kim varsa.. Dün hakettiği cevabı verdim, bugün de veriyorum, yarın da vereceğim” kararlılığını göstermek..

 

Her babayiğidin harcı olmasa gerek..

 

Hele hele, ekonomik sıkıntıların had safhada olduğu yıllarda bile, ülkeyi yöneten 4. güç olarak ilan edilen ve bir eli yağda, bir eli balda olanların medya sektöründe, rahata alışmış gazetecilerin dünyasında, ezilenlerin haykıran sesi olmak..

 

Ve sonunda..

 

Mahallenin delisi olarak ilan edilen gazetede, gazetenin en keskin yazılarını yazan isim olmak..

 

Ve bunu yaparken de..

 

Okuyucuların mektupla, telefonla “Allah razı olsun. Kafamızdan geçenleri bire bir yazıya dökmüşsünüz. Kaleminiz dert görmesin” dualarını, hiçbir şeye değişmemek..

 

Hasan Karakaya Abi’yi, 6. ölüm yıldönümünde, hasretle anmamızın en önemli sebepleri, işte bu “vefa”sı, bu “fedakarlığı”, bu “ezilene sahip çıkma” özellikleri idi..

 

Onun içindir ki, Mustafa Karahasanoğlu ağabeyim, dünkü anma etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Akit’te 22 yıl beraber çalıştık. Hiç birbirimize dargın olmadık” derken..

 

Aslında yeni nesle de..

 

Bir ders veriyordu..

 

Küçük küçük ihtilafları büyütmeden, ortak hedefe nasıl yürüneceğinin ipucunu veriyordu..

 

Sadece genç nesile değil..

 

Koca koca insanlarımıza..

 

Bakanlık yapmış, başbakanlık yapmış siyasetçilerimize de..

 

“Sen yaptın, ben yaptım” kavgalarına düşmeden..

 

Siyaset hırsına düşüp, birlikte yol yürünen insanlara sırt çevirmeden..

 

Nasıl birlikte çalışılacağının da, çalışılabileceğinin de tecrübeye dayalı, somut örneğini veriyordu..

 

Gerçekten de..

 

Akit gazetesindeki o birliktelik..

 

Hasan Karakaya Abi’nin sık sık söylediği gibi..

 

“Ali Abi.. Sen bir hiçsin, ben bir hiçim.. Bu gazetedeki diğer isimler, Akit olmadığı takdirde bir hiç.. Burası bir aile.. Hepimiz gücümüzü, Akit’ten alıyoruz.. Birlikteliğimizden alıyoruz.. Bu aile anlayışı olduğu müddetçe, başarılı oluruz” sözlerinde özetlediği gibi..

 

Siyasette de, aynı anlayış, niçin hakim olmasın?

 

Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının sonlandırılması için ölümüne mücadele veren ve o yasakları kaldırmaya odaklanan Akit; nasıl ki kendi içindeki ufak ufak ihtilafları bir şekilde büyütmeden çözmüş ve yoluna devam etmişse..

 

Siyasette de..

 

Askeri vesayetin bitmesinden..

 

FETÖ sızıntısının bitmesinden..

 

PKK’nın hemen hemen bitirilme noktasına gelmesinden sonra..

 

Şimdi, Türkiye’nin öncülüğünde, dünya genelindeki vesayet sisteminin sonlandırılması için, aynı hedefe kilitlenmemiz gerekirken..

 

Milli Görüş’çüsü ile..

 

Ülkücüsü ile..

 

Irkçı olmamak kaydı ile, milliyetçisi ile..

 

Ateizmi dayatma peşinde olmamak şartı ile solcusu ile..

 

Bu ülkenin istikbali için birlikte çalışmamız gerekirken..

 

Niçin, çakallar dünyasının leş avcılığının sürmesine hizmet edercesine, herkes ayrı bir yolda, farklı hedeflere odaklanmış?

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Hasan Karakaya’nın bedeninde şekillendiğini söylediği Mehmet Akif’in şiirindeki şu sözlere, kim itiraz edebilir:

 

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim. / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim. / Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım. / Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.”

 

Ve bitiş cümlemiz olsun: Niçin Hakk’ı tutup kaldırma yerine, çiğnenme peşinde koyuyoruz?

Google+ WhatsApp