Ve 3 Aylar’dayız!

Ve 3 Aylar’dayız!


Bugün günlerden Cuma! Hayırlı Cumalar diliyorum..

 

Daha çok tövbe edelim, daha çok şükredelim, daha çok sabırlı olalım, daha çok merhametli, daha çok cömert olalım ve daha çok dua edelim. Hayatın gaileleri bize ahireti unutturmasın. Biliyoruz, Allah (cc) bizleri mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir.

 

Benim dedem 1. Dünya Savaşı yıllarında doğdu, babam 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşadı, ben adı konulmadık bir dünya savaşı olan 3. Dünya Savaşında, yani, soğuk savaş döneminde yaptım askerliğimi. Kim bilir, belki de benim çocuklarım yeni bir dünya savaşının şahidleri olacak.

 

Zaten biz, ahir zaman peygamberinin ümmeti değil miyiz? Her yaşadığımız gün, kıyamete bir adım daha yaklaşmıyor muyuz? Övünmekle ve dövünmekle kaybedecek zamanımız yok.. Unutmayalım ki, sahip olduğumuz her şey, mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimiz, yani, para, mal, mülk, makam, sağlık, aile, akraba, kabile, her kimse onlar ve değer verdiğiniz, sevdiğiniz, vazgeçilemez sandığınız her ne varsa o sizin için bir fitnedir! Yaratılmış hiçbir şey dünyada baki kalacak değildir. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.

 

Bilelim ki, kendiniz ya da aidt olduğunuz topluluk adına ihtirasla istediğiniz ne varsa o sizin imtihanınız olacaktır. Onların peşinden koşarken, aslında kaçtığınızı sandığınız şeye doğru koşuyor olabilirsiniz. Onun için yüzümüzü hakka dönelim. Hayırlısı neyse onu isteyelim. Ömrün de, ölümün de, servetin de, makamın da hayırlısı olsun tercihimiz. Hayır ise Allah’ın rızası içinde olandır. Bizim görevimiz, duamız, söz ve eylemimizin için bu rıza yönünde olmalıdır.

 

Ne buyuruyordu Allah (cc) Tegâbün Suresi’nde, mealen: 15) Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (altını cürufundan ayıran zor imtihan)dır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır. (16) O halde gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere başkaları için harcayın. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır. (17) Allah’a güzel bir borç verirseniz O da bunu size fazlasıyla öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını bol bol verir, cezada ise acele etmez. (18) Allah, akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilir; O üstündür, hikmet sahibidir.”

 

Her peygamber hayatı ile bize bir şeyler öğretti. Hz. Musa’nın Firavuna karşı üstünlüğü neydi, ya da Talut’un Calud’a karşı, ya da zırhı ve kılıcı da olmayan, elinde sapan taşı ile Calud’a karşı yürüyen çocuk yaştaki Davud AS’i Tanrı kral(!?) Calud’a üstün kılan neydi! Gücü mü, zırhı mı, kılıcının keskinliği mi! Kılıcın keskinliği aklın muktezası olan ilim ve tedbirle ilgilidir. Ancak ondan sonrası iman, kalb ve imtihanın şekli ile ilgilidir. İktidarında 7 yıl bolluk ve 7 yıl kıtlık yaşayan Hz. Yusuf aynı “Yusuf”tu. Kimse Allah’ı herhangi bir işe mecbur edemez. Birçok peygamber bizim bildiğimiz anlamda başarılı da olmadı. Bizim peygamberimiz ne demişti: “Göklerin hazinesinin anahtarı benim ellerimdedir demiyorum”. Peygamberler kurtarıcı liderler değildir. Onların görevi kurtuluşa, yani, Allah’a, resulüne, kitaba çağırmaktır. Onlar bilirler ki, her topluluk layık olduğu şekilde imtihan olacaktır. Bir topluluk kendilerini değiştirmeden Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmeyecektir.

 

Bir Müslümanın hayata bakışı “Hak ve Rıza” temellidir. Onlar “bilmedikleri bir şeyin peşine düşmezler”. Zalimleri, kâfirleri, fasıkları, cahilleri, müfsitleri kendilerine vekil ve vasi, yol arkadaşı etmezler. Bilirler ki, onların velileri Şeytandır. Onları dost edinirsek, Allah’la aramıza manevi bir perde oluşur ve Allah’ın yardımı bize ulaşmaz. Bunlara birlik olursak, Allah onları başımıza musallat eder, Onları yakan ateş bizi de yakar.

 

Kim her ne iş yapacak olursa olsun, önce iş konusunda fıkhetmesi düşünmesi gerekir. Yoksa kişi kul hakkına girer. Unutmamak gerekir ki, cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.

 

Bakıyorum da, uzaya kadın pilot göndermek nasıl bir fikir!? Ya da bu iş için kadın ya da erkek tercihinin mantığı ne? Gerekli mi böyle bir yolculuk. Bu konu yarın ilginç tartışmalara konu edilebilir. 

 

Mesela birçok siyasetçi, bürokrat, bilim adamı taifesinden birileri, 5G ya da “sentetik et” konusunda “din ne diyor” diye merak ediyor mu? Tek sorun Faiz değil ki! Kaldı ki, “Riba”nın adını “Faiz”e çevirdik, onu da enflasyonla ilişkilendirmeden bu günkü kâğıt para üzerinden konuşuyoruz. Bu konudaki “İlahi rıza” nerede kaldı! “Sanal para”yı biz anlamadan, sanal para yapısal bir değişikliğe uğradı. Hayat bizim yaşadığımız dinin önünde koşuyor. Onun için de zaman içinde yaşadığımız gibi inanmaya başlıyor, dini te’vil ediyoruz. Def-i mazarrat celbi menafiden evvel düşünülmesi gerekir. Tabiata zarar verilmemesi gerekir. “Hüsn ve Gubuh” bunu da kapsar, kul hakkını da kapsar bir iş yaparken adil, güzel, dengeli, Hakk ölçülerine uygun olması gerekir. Efradına cami, ağyarına mani olması, eksiği fazlası olmaması gerekir. Bir işi yaptıktan sonra dinde fetva aramak, bu dini kullanmaktır. Bir şeyi, bir işi yapıp yapmamaya karar verirken önce bu din, ahlak, hukuk ve nefaset ilkelerine uygunluğunun gözden geçirilmesi gerek. “Besmele” bunun için çekilir, bu konudaki hassasiyetin farkındalığını ifade eder besmele. O’nun rızasının gözetildiğinin ifadesi besmelenin tahtında müstetir, içinde mündemiçtir. Yoksa dine bir şey eklemiş ya da ondan bazı şeyleri çıkartmış oluruz ki, bundan Allah’a sığınmak gerek. Kurtuluş için tek başına “iyi niyet” yeterli olmayabilir. Zira “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir” bazı zamanlar. Şeytan “sağımızdan yaklaşarak”, “Bizi Allah’la aldatmaya kalkabilir”. Islah edici gözükerek bizi ifsad edebilir, yeryüzünde bozgunculuk yapabilir. İşin özü şu; daha işin başında din, ahlak ve hukukun, fıtratın, dünyevi ve uhrevi faydanın, kul hakkının ana belirleyici unsur olması gerekir. “Evvelihi, ahirihi, zahirihi ve batınıhi” bu böyle. Elbette Allah kalplerimizden geçenleri de bilmektedir.

 

Hani biz “Adil Şahidler” olacaktık. Yaşadığımız zamana, mekâna ve olaylara şahid tutulacaktık. Ve dikkatli olacaktık. Biliyorsunuz “iman ettik” demekle yakamız bırakılıvermeyecek.

 

Ey iman edenler iman ediniz. Ve iyi biliniz ki, Kader’e, Rızg’a ve Ecel’e, Ahiret Günü’ne, Gayb’e iman edenler mahzun olmayacaklar. Tek gerçek var, imtihan oluyoruz! Allah’ın dini yeri, göğü, ölümü ve hayatı açıklar. Bizim yaşadığımız din karı ile koca, gelinle kaynana arasındaki sorunu bile çözmüyor. O zaman haydin Allah’a, resulüne ve kitaba! Selam ve dua ile.

Google+ WhatsApp