Vahyin ışığına uyanmak (2)

Vahyin ışığına uyanmak (2)


Hafta sonu kütüphanemi düzenlerken, eski bir kitabın arasında Cemile’ye ait bir nota rastladım. Notta kandil mesajının hemen altına kurşun kalemle yazılmış şu ifadeler yer almaktaydı: “Herkes terk eder ama Allah terk etmez kulunu…” Kim bilir bu notu hayatının hangi döneminde ve hangi şartlarda aktarmıştı kâğıda Cemile? Otuz sene öncesine gittim ve Cemile’nin hikâyesi bir film şeridi gibi geçiverdi zihnimde.

 

Cemile, Petersburg’da dünyaya gelmiş Rus asıllı genç bir kadındı. Doğduğunda vaftiz edilmiş ve Olga ismini almıştı. Olga on iki yaşına geldiğinde baba, evi terk etmiş, anne çalışmak için onu anneanneye bırakmıştı. Roman kahramanlarının hayatlarında önemli bir yere sahip olan Petersburg şehrinin ne yazık ki ona sunduğu şey yoksulluk ve yalnızlık olmuştu.

 

Tipik bir Rus kültürüyle büyümüştü Olga. Sert bir mizaca sahipti, duygularını kolay kolay belli etmezdi, öfkesini kontrol etmekte güçlük çeker ve ani çıkışları ile bilinirdi. Çocukluğundan aklında kalan tek şey ise hafta sonları birlikte yapılan Pazar kahvaltısıydı ki, Olga bunu anlatırken hiçbir ayrıntıyı atlamazdı ve gözlerinin içi gülerdi.

 

Anneanne rahatsızlanınca annesi onlarla aynı evi paylaşmaya karar vermiş ve Olga bu durumdan çok hoşnut olmuştu. Anne artık kendisiyle daha fazla vakit geçirebilir ve yalnızlığına merhem olabilirdi fakat beklenenin aksine anne işten arta kalan vakitlerde arkadaşları ile eğlenmeye ve alkol alıp eve geç gelmeye başlamıştı. Olga büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissetmişti. Sanki koca dünya boşaltılmış da içinde sadece o kalmıştı. Fakat bütün çarelerin tükendiğini zannettiğiniz anlarda Allah binlerce kapı açar ve hakka susayan kullarının gören gözü işiten kulağı olur derler ya tam da buna örnek olabilecek olaylar gerçekleşmişti. Nitekim yoksulluk ve yalnızlığın iç içe geçtiği o günlerde mahalleye Çeçenistanlı bir aile taşınmış ve Olga ailenin aynı yaştaki kızları ile kısa sürede arkadaş olmuştu. Bildik Rus ailesinden çok farklıydı bu kişiler… Aile fertleri son derece sıcakkanlıydılar, hak kavramına ve yardımlaşmaya önem veriyor ve tebessümü ve tatlı sözü bir ibadet olarak görüyorlardı. Olga bu insanların hayatlarını güzelleştiren şeyin inandıkları din olduğunu fark etti ve İslam’ı araştırmaya karar verdi. Ancak bu nasıl olacaktı? O zamanlar şimdiki gibi internet, teknoloji yaygın olarak kullanılmıyordu, Rus halkı dini hususlarda son derece katı bir tutum içindeydi, neye nereden ulaşabilecekti Olga?

 

Olga kendisini Allah’a çok yakın hissediyordu ve “Senin dinine tabi oldum Allah’ım, kabul buyur” dedi. Kalbi yumuşamıştı, gözlerinden öfke fışkıran Olga yüreği şefkatle dolu bir çocuğa dönüşmüştü. Sebebini hiç bilmediği bir duygu boşalması yaşadı, başını duvara yasladı ağladı, ağladı, ağladı…

 

Olga iman etmişti fakat inandığı dinin ilkeleri hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Ne yazık ki yüreklerindeki ışıkla kendisine yol gösteren Çeçen aile de birkaç ay önce Almanya’ya gitmişlerdi. Olga bu aileyi Allah’ın kendisine bir lütuf olarak gönderdiğine inanmıştı ve şükrediyordu. Fakat şimdi nasıl ibadet edecekti, komşularından namaz ve oruç ibadetini nasıl yerine getirdiklerini görmüştü ama ayrıntılar hakkında bilgi sahibi değildi. Orucun şartları nelerdi, ne kadar aç kalacaktı? Bilmiyordu, bir ay boyunca iki gün aç kalacak şekilde oruç tuttu ve dua etti. Namazlarını içinden geldiği gibi kıldı, içinden geldiği gibi dua etti ve Allah’tan yardım istedi.

 

Aradan iki yıl geçmişti, bir gün Rusya’nın tarihi bir mekânında bir Türk beyefendi ile tanıştı ve epey zamandır Rusya’da çalışan bu kişi ile evlenip Türkiye’ye geldi. Burada adını Cemile olarak değiştirdi, Türkçe öğrendi, İslami ilimlere ağırlık verdi ve hayatını baştan aşağı değiştirdi. Cemile geçmişi hakkında sorulduğunda bunun kendisi için bir rüya olduğunu ifade eder ve İslam ile yeniden doğduğunu söylerdi.

Google+ WhatsApp