Üzücü kısır döngüleri aşmak

Üzücü kısır döngüleri aşmak


Ayasofya’nın açılışına ve İmam-Hatiplerin YKS başarısına sevindiğimiz bir sürecin ve İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için hükümetçe gerekli çalışmaların yapıldığının da açıklanmasının ardından, gazetemiz yazarı Abdurrahman Dilipak ağabeyin bir köşe yazısındaki “maksadı aşan” bir ifadesine karşı Ak Parti Kadın Kollarının “maksadı aşan” organize tepkileri ve bir tür linç kampanyaları ile ortaya çıkan gerilim ve kamplaşma ortamı bizi üzmüştür.

Gerek bu ortamda ve gerekse birkaç yıldan beri İstanbul Sözleşmesi’ni ‘bütün kötülüklerin anası’ gibi görenlerle, Sözleşme’nin kadına karşı şiddeti önleme işlevi olduğunu düşünen çevreler arasındaki tartışmalarda kullanılan dil ve üslûp, doğrusu hiç de hoş olmamıştır. Hiç kimseye faydası olmayan, aksine enerjimizi kendi içimizde tüketmek gibi bir “kısır döngü”ye yol açan bu üzücü dil, üslûp ve tavırlara son verilmesi ve ümmet olarak ortak davamızı yüceltecek uzun soluklu çalışmalara öncelik verilmesi en büyük arzumuzdur. Bu süreçte İsrâ suresinin 53. ayetinde yer alan “Kullarıma söyle de sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır” ilahi ikazına her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi en âcil temennimizdir.

Yeri gelmişken; son birkaç yıldır ailenin kurtuluşunu ve ahlakî sapmaların önlenmesini handiyse İstanbul Sözleşmesi vb. yasaların kaldırılmasına bağlayan ve neredeyse gündemlerinin baş maddesi bu olan ifrat yaklaşımla, ilgili uluslararası sözleşmelere iyimser yaklaşan ve bazı yararları olduğunu savunan tefrit yaklaşımları doğru bulmadığımızı ve dahası, yasa kaldırmanın veya yasa koymanın toplumsal değişimi sağlamaya yetmeyeceğini, asıl yapılması gereken işin İslâmî hayat tarzı ve İslâm ahlâkı ile Müslüman aile ve Müslüman şahsiyeti inşâ ve ihyâ edici çalışmaları hayata geçirmek olduğunu bir kez daha vurgulamış olalım...

İşte tam da bu süreçte, sözkonusu uzun soluklu, kalıcı ve inşa edici İslâmî çalışmalara öncülük etmesi ile tanınan bir güzel insanı, Urfalı Aziz Hocamızı (Abdülaziz Kutluay’ı) kaybetmenin acısını yaşadık, geçen hafta. Kuruluşuna öncülük ettiği aşevi ile yıllardan beri binlerce fakir-fukarayı Allah’ın izni ve inayeti ile doyuran, Urfa’daki etkin tebliğ ve eğitim faaliyetlerinde yerel medya imkânlarını da kulanmakla kalmayıp bütün Türkiye’yi etkileyen, özellikle kitaplaştırdığı sahabe hayatları üzerinden duyarlı gönülleri ilmek ilmek işleyen Aziz Hocamız aynı zamanda samimi bir “Namaz Gönüllüsü” idi. Urfa ve çevresinde onun vesilesiyle organize ettiğimiz “Namazla Diriliş” programlarımızda kendisinden çok istifade etmiş ve birlikte birçok sunumlar yapmıştık. “Namaz Darda Komaz” isimli güzel kitabı da bu süreçte ortaya çıkmıştı. Rabbim gani gani rahmet eylesin. Mekânı Firdevs Cenneti olsun inşaallah.

Ondan kısa bir süre önce de iki “Namaz Gönüllüsü” hocamızı; genç yaştaki Asım Gültekin kardeşimizi ve daha önce de Ömer Döngeloğlu kardeşimizi kaybetmenin derin acılarını ve üzüntülerini yaşamıştık... İki yıl önce kaybettiğimiz Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamızın özlemi ise hâlâ yüreklerimizde...

Rabbim, vakitlerini ve enerjilerini günübirlik kısır çekişmelerle tüketmeyip, ömürlerini, varlıklarını İslâm davasını yüceltmek için harcayan bütün “dava erleri”nden memnun ve razı olsun inşaallah. Onların yerlerini doldurmaya ve yerlerini dolduracak “dava insanları” yetiştirmeye de bizleri muvaffak kılsın. Âmin.

Google+ WhatsApp