Uzay Yolu Nasıl Kolaylaşır ve Çabuklaşır?

Uzay Yolu Nasıl Kolaylaşır ve Çabuklaşır?


Türkiye’nin Uzay Programı ciddi bir alt yapısı olmadan derin bir boşlukta tasarlanıp basit bir hayal veya gündem değiştirme hamlesi olarak karşımıza çıkarılmış olabilir mi? Hükümet aşa ve işe muhtaç bir toplumu, aşı bekleyen geniş kitleleri aldatmak veya hiç umursamadığını ilan etmek için uzay yolu tutulmuş olabilir mi? Uzay programına ilişkin hazırlanan sunumlar kamuoyuyla paylaşıldığı andan itibaren kimi tahfif ve tahkir eden kimi çalışma ve hedefleri düpedüz alay ve nefret konusu yapan mesaj ve makaleler hızla ortalığı kapladı bile. Ülkenin yakın tarihini az çok bilenler açısından bu türden kronik ve ölümcül muhalif tutumlar hiç de şaşırtıcı sayılmaz. Zaten aklı başında bir kimse bu gibi yıkıcı tutumlara bakarak ne bir plan-proje yapar ne de bir yol haritası oluşturur.

 

Bu hafta teknolojik ve ekonomik bakımdan son derece zorlu ve uzak bir hedef için Türkiye’nin somut uzay macerası için start verildi. Bu start için dahi verilen emek, harcanan mesai başlı başına büyük bir hadisedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank eldeki imkânları, aşama aşama gerçekleştirilecek hedefleri ve bunlar için hazırlanıp teklif haline getirilen uluslararası anlaşma tekliflerini basınla da paylaştı. Uzay programı, dünyanın yörüngesine Türkiye’nin kendi aracını çıkarması, motorundan takip sistemlerine kadar yerli ve ortak üretimler için dört bir koldan seferberlik ilan etmesi çok boyutlu bir iddiadır. Bu çok boyutlu iddiayı başarısız kılmak ve çökertmek isteyenlerle bu iddiayı başarılı kılıp geliştirmek isteyenler arasında savaş düzeyinde kapsamlı ve alabildiğine sert bir mücadele de yaşanacak elbette. Uzay projesi başarısız olursa iktisadi ve siyasi olduğu kadar moral değerler de çöker. Ancak sabır ve azimle uzay projesi ilerletilirse özgüven artar, siyasi ve iktisadi alanlara ilaveten teknolojik ve istihbari alanlarda da Türkiye büyük bir sıçrama yapar.

 

Heyecan Kaybının Sebepleri

 

Peki, uzay çalışmaları nasıl desteklenir? Hangi araç ve kadrolar Türkiye’nin uzay teknolojisini geliştirip ileriye taşır? Bu gibi teknik-teknolojik, akademik ve iktisadi hususları uzmanlarıyla müşavere etmekten başka çare ve fayda yok. Ancak şunu çok iyi bilmemiz ve ifade etmemiz gerekiyor: Türkiye’nin sorunları gittikçe artarken moral ve ümitleri azaltan bazı gelişmeler yaşanıyor. Normal şartlarda uzaya gidiş projesiyle alakalı kampanya ülke çapında muazzam bir heyecan dalgası oluşturur, kitleleri cuşu huruşa getirirdi. Sadece karşı kampanyadan ötürü değil bir süredir ülkeye egemen olan iklim dolayısıyla büyük kitlelerin ilgisinin zayıf kaldığı kolayca görülüyor. 

 

Benzer ilgisizliği, heyecansızlığı 12 Eylül Anayasası’nın yerine yepyeni ve sivil anayasa teklifi karşısında da tespit edebiliriz rahatlıkla. Askeri darbelere ve vesayet süreçlerine karşı bu kadar bedeller ödemiş ve mücadele vermiş siyaset ve toplum kesimlerinde görülen bu ilgisizlik, heyecansızlık hiç de hayra alamet değil. Reform gündemi için de yaşanan manzara medyadaki bütün suni rüzgâr dalgalarına rağmen toplumda hemen hiç yaprak kımıldamamasıyla kendisini, gösteriyordu.

 

Sivil anayasa, yargıda reform, ekonomide atılım, uzaya uydu gönderip istasyon kurma gibi hakikaten önemli ve öncelikli, refah seviyesini arttırmaktan temel hak ve özgürlükleri teminat altına alacak ve bütün bir ülkeye huzur iklimi getirecek devasa hamlelerin böylesine zayıf bir karşılık görmesi normal değil elbette. İyi ama kitleler neden şevkini kaybetmiş ve toplumsal dinamikler ağır yorgunluk alametleri sergiliyor? Bu toplum Erdoğan’la birlikte coşmuş, Erdoğan’la birlikte hüzünlenmiş ve en ağır bedelleri ödemeyi göze alarak meşru temsilcilerine ve onların projelerine sahip çıkmış bir toplum olarak biliniyor. Meseleyi korona bağlamında yaşanan iktisadi daralmayla izaha kalkışmak sığ ve yanıltıcı olur. Muhalefet partilerinin yükselen karşı propaganda gücüne, üst aklın arka arkaya atak yapan küresel tuzaklarına dayalı izahlar da iş görmüyor artık. Enflasyon ve işsizlik önemli unsurlar lakin siyasete olan güveni azaltan, bürokrasiye karşı duyulan şüpheyi büyüten, ülke ve toplumun geleceğine beslenen ümidi zayıflatan asli unsurlara odaklanıp çözümler üretmek icap ediyor.

 

Reform Söylemi Ciddi, İşaretleri Güçlü mü?

 

Birileri ciddi bulmasa da ben reform söyleminin stratejik bir karar olduğunu, bu yolda esaslı ve hızlı adımlar atılacağını düşünenlerdenim. Birkaç örnek verelim ve gelişmeleri hep birlikte takip edelim. Mesela Enis Berberoğlu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar onca badireden sonra yerine getirildi ve Meclis’te “infazın durdurulması” kararı okunarak milletvekili vasfı iade edildi. Herhalde Başkan Zühtü Aslan ve Anayasa Mahkemesi için bu saatten sonra Amerika’nın oyuncağı, Avrupa’nın uzantısı gibi saçma sapan kampanyalar tertiplenmez. Başka bir işarete daha değinelim. Gelecek Partisi Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a saldırıp yaralayan çeteyle ilgili dava aşamasında bir değişiklik oldu. Şehir eşkıyaları Asliye Ceza’da değil Ağır Ceza’da yargılanacaklar çünkü suçun vasfı “kasten öldürmeye teşebbüs” olarak tanımlandı. Orhan Uğuroğlu, Yavuz Selim Demirağ ve Murat Alan’a saldırıp darp eden diğer eşkıyalar için de hukuka uygun bir biçimde Ağır Ceza Mahkemesi’nde ciddi bir yargılama yapılacağına dair haberler duyabiliriz.

 

Sivillerin asker karşısındaki meşruiyet ve kudretinin göstergelerinden sayılan subay ve astsubayların atamalarına ilişkin düzenlemeyi de anmadan geçmek olmaz. Bundan böyle subay ve astsubayların atama ve terfi kararlarında Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları değil Milli Savunma Bakanı yetkili olacak. Meselenin salt FETÖ’yle mücadeleden ibaret olmadığı ordu içerisinde Kemalist veya Fethullahçı hiçbir cunta oluşumuna izin verilmeyeceği daha güçlü bir biçimde ilan edilmiş oldu.

Google+ WhatsApp