Umut Sadece ALLAH’tır, Tek Hakîkat KUR’AN’dır

Umut Sadece ALLAH’tır, Tek Hakîkat KUR’AN’dır


MukaddesTuva · UMUT SADECE ALLAH’TIR

Her birimiz müktesebâtın altında ezilmiş, tefsir ve meâl ulemâsının saçmalıklarından bıkmış, din diye bize sunulan şeylerden tiksinmiş, akıl ve Kur’an dışı uygulamaların yıllarca bize Allah’ın dini olarak dayatılmasından kalbi kırılmış, elimizi attığımız tüm dalların kırılmasından dolayı hayata küsmüş insanlarız. Bir yanımız nefret ve isyan ile doluyken diğer yanımız çaresiz,kimsesiz, dayanaksız kalmanın acısıyla inlemekte.

 

Kur’an’ı daha çok sevmek, Kur’an’a daha çok bağlanmak, onunla yürümek, hakîkî mânâda onu kılavuz edinmek istiyoruz ama geleneğin ve müktesebâtın önümüze koyduğu o kadar çok engel var ki hepsini tek tek aşıp Kur’an’a ulaşmak zorundayız. Kirli, kanlı ve habis bir mirası istesek de istemesek de devralmışız. Reddi miras yapmayı çok istesek bile karşımıza dikilen devâsâ sorunlar bizi yıldırmakta.

 

İçimizde aynı anda şaşkınlık, bıkkınlık, yılgınlık, öfke, kin, umut, sevgi duygularını taşıyor olmaya başladık. Devraldığımız müktesebat, devraldığımız ülke ve dünya bizi ‘hiç yaşayamayacağımız hayatları özleyen’ insanlara çevirdi. Tam olan, tamam olan hiçbir yanımız yok.

 

Kendimizi bu durumdan kurtaracak çıkış yolları arıyor ve hakîkaten olduğumuzdan daha iyi insanlar olmak istiyoruz. Tüm bu hengâmenin içinde elimizi verdiğimizde elimizi bırakmayacak, sevgimizi verdiğimizde bizi sevecek, bize de sevildiğimizi hissettirecek bir alternatif arıyoruz.

 

Bu noktada; bizim çalışmalarımızla karşılaşan insanlar aradıkları şeyi bulduklarını ZANNETMEKTEDİR ama durum öyle değildir. Bizim çalışmalarımız hiçbir şeyin alternatifi değildir. Bizim çalışmalarımız insanın yapışıp kalacağı bir seçenek bile değildir. Bizim çalışmalarımız sadece bizim Kur’an’dan anladıklarımızdır.

 

Müktesebâtın, geleneğin, içinde yaşadığımız saçma hayatların, kapitalizmin, şeytânî dünya düzeninin, sömürü üzerine kurulmuş toplumların kısacası her türlü sapkınlığın tek alternatifi vardır; KUR’AN. Bizim çalışmalarımızın bu düzlem içindeki konumu sadece insanların dikkatini Kur’an’a çekmek için çığırtkanlık (hem çok kötü bir çığırtkanlık) yapmaktır. Bundan öte bir değeri yoktur. Ne Ramazan Demir ne de başka bir isim peşine takılıp gidilecek kılavuzlardır. Peşine takılıp gidilecek tek kılavuz Kur’an’dır. Zaman içinde Kur’an’ın önüne geçip çığırtkanlık yapanların sesi Kur’an’ın sesini bastırmakta ve iş Kur’an’ı kılavuz edinmekten çıkıp KİŞİLERİN KUR’AN’DAN ANLADIKLARININ PROPAGANDASINA dönüşmektedir.

 

Umutsuzluktan yorulmuş bizlerin, kuru toprağın bir damla suya hasret kalması gibi en ufak umut pırıltısına muhtaç olduğu kesindir ama UMUT SADECE ALLAH’TIR. Hiçbir yaratılmış hiçbir şekilde başka bir yaratılmışın umudu olmaz, olamaz. Çünkü herkes Allah’a muhtaç, O ise hiç kimseye muhtaç olmayandır.

 

İnsan olarak başkası tarafından sevilmeyi herkes ister. Fakat bu sevgi asla umudun yerini alamaz. Çünkü umut insana bir şeyi olduğundan başka gösterir. Olduğundan başka görünmeyecek tek varlık YÜCE ALLAH’TIR. Çok bilgili görünen birinin aslında çok bilmeyen, çok seven birinin aslında çok sevmeyen, çok akıllı birinin aslında ahmak olduğunu bilemeyebiliriz. Bilgisinden, sevgisinden, cömertliğinden, bağışlamasından, anlayışından, gücünden, sabrından, merhametinden, şefkatinden sonuna kadar emin olabileceğimiz tek varlık YÜCE ALLAH’TIR.

 

“O kılavuzluk ederse acaba kılavuzluğunun hakkını verecek mi?” diye bir soru O’na hakarettir. “O severse acaba sevmiyor da sever gibi mi yapıyor?” düşüncesi O’na hakarettir. O (sonsuz kere hâşâ) fakirken zengin, bilgisizken bilgili, câhilken âlim, merhametsizken merhametli, şefkatsizken şefkatli, cimri iken cömert, muhtaçken muhtaç olmayan, basîretsizken basîretli ROLÜ YAPMAYAN TEK VARLIKTIR.

 

O’nun dışındakilere atfedilen âlim, akıllı, bilgili, sabırlı, cesur, cömert, anlayışlı, merhametli, şefkatli vs. gibi sıfatların hepsi sadece GÖRECELİDİR. Hiçbir insan kendisine yüklenen bu sıfatların hakkını vermeye muktedir değildir. Çünkü her insan MUHTAÇTIR. Sabırlı olanın kendisine sabredecek başka bir sabırlıya, çok sevenin kendisini çok sevecek başka bir sevene, öğreten birinin kendisine öğretecek başka bir öğretene ihtiyacı vardır. İşte bu ihtiyaçların kendisiyle giderileceği tek varlık YÜCE ALLAH’TIR. O öyle bir varlıktır ki, O’na yaklaştıkça daha çok yaklaşmaya, O’nu sevdikçe daha çok sevmeye, O’na bağlandıkça daha çok bağlanmaya muhtaç olursunuz. Onunla giderdiğiniz her ihtiyaç sizi O’na daha muhtaç yapmaktadır. Sonsuz bir muhtaçlık duygusunu SONSUZ ĞANİ olan karşılar.

 

İşte böyle bir Allah’ın kitabı olan Kur’an’ın önüne geçip çığırtkanlık yapan her insan eğer mümin ise her şeyden önce kendi sesinin asıl olmadığını bilmek, anlamak ve bunu tüm hücrelerinde hissetmek zorundadır. Nasıl ki “DOMATESE GEL!” diyen manavın sesini ne kadar güzel ve içten olsa da tartıp torbaya koyamaz evinize götüremez salata yapamazsanız, çığırtkanların sesi de bunun tıpkısının aynısıdır. Yapılması gereken şey “Domatese gel!” sesiyle domatese gelmektir.

 

Kur’an tek bir tanedir ama Kur’an adına açılan tezgâhlar milyon tanedir. Bu tezgâhların hepsinin önünde son derece iyi yetiştirilmiş, konservatuvarda şan dersleri almış, diyaframı çok iyi, sesinin desibelini mükemmel ayarlayan çığırtkanlar vardır. Hepsi de son derece şiirsel, farklı tonlarda ve farklı tarzlarda “Hakîkî domatese gel!” diye çığırtkanlık yapmaktadır. Opera tadından arabeske, caz tarzından pop türüne, halk müziği tarzından sanat müziği tarzına kadar ne ararsanız bulursunuz. Çığırtkanın sesine aldanıp tezgâhlardaki ‘plastik domateslere’ yönelmek işten bile değildir.

 

Bizim yaptığımız da bundan farklı bir şey değildir. Şu da var ki çığırtkanlar içinde belki de en kötü sesli ve diyaframı en bozuk olan biziz ve biz bundan dolayı “Domatese gel!” demiyoruz. “İşte domates orada, istiyorsan GİT AL!” diyoruz. Bu yönüyle biz binlerce tezgâhın açıldığı pazarın kapısında durmuş hep bir ağızdan “Domatese gel!” diye güzel sesler çıkaran çığırtkanların işini bozan PROVOKATÖRlere daha çok benzemekteyiz. Çünkü hem domates satmıyoruz hem de gel değil GİT diyoruz.

 

Ne benim ne de başkasının yazdıkları veya söyledikleri umut değildir, hakîkatin ta kendisi değildir, kılavuz değildir, ASIL DEĞİLDİR.

 

Asıl olan Kur’an’dır. Allah tarafından görevlendirilen resûller görevlerini tam hakkıyla yerine getirmiş ve o ASIL OLANI insanlığa ulaştırmışlardır. O, hakîkatin ta kendisidir ve dünyanın en kolay ulaşılan kitabıdır. Onu anlama zorluğu içinde olmamız onun kabahati değil bizim kabahatimizdir.

 

Çalışmalarımızın PROPAGANDASInı yapmak gerçeğe hizmet değildir. Çünkü gerçek olan bizim çalışmalarımız değil Kur’an’ın bizzat kendisidir.

 

Bizim çalışmalarımız ahmak aklımızın Kur’an gerçeğinden kaptıklarıdır ve her zaman için yanlışlanabilir bilgilerdir. Mutlak hakîkat değildir.

 

Çalışmalarımızın tamamı tebliğ edilmesi veya kılavuz edinilmesi gereken çalışmalar değil kontrol edilmesi, yanlışlarının ayıklanması gereken çalışmalardır.

 

Bizim çalışmalarımız her zaman için yanlışlanabilir çalışmalardır fakat Kur’an hiçbir zaman yanlışlanamaz, yalanlanamaz TEK HAKÎKATTİR.

 

Kendim de dahil tüm insanlığa; Kur’an’a ama sadece Kur’an’a sımsıkı sarılmaktan, onun tek kelimesini anlamak bir ömür sürse bile onu asla bırakmamaktan daha değerli bir tavsiyeyi bulamıyorum.

 

Vesselâm.

Google+ WhatsApp