Uçurtmaları çalınan çocuklar

Uçurtmaları çalınan çocuklar


2017 yılında eski ABD Başkanı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklamış ve bu vahim olayın ardından Filistinli halk protesto gösterileri ile tepkilerini ortaya koymuşlardı. Çatışmanın yoğun yaşandığı o günlerde koca yürekli bir çocuk cesareti ile öne çıkmış ve direnişin sembolü haline gelmişti. Fevzi el-Junidi 14 yaşında, ağır koşullarda çalışarak ailenin geçimini sağlayan bir çocuktu. Hatırlarsınız kalabalık bir çete işkenceden bitap düşmüş 14 yaşındaki o çocuğu ite kaka götürüyorlardı. Fevzi el-Junidi uçurtması elinden alınan ve özgürlüğü çalınan binlerce çocuktan sadece biriydi. Direnişin sembolü haline gelen çocuk, omuzlarındaki yükü taşırken Selahaddin’ce bir cesaret sergiliyordu. Gözleri bağlıydı, bedeninde ağır yaralar vardı, yürüyecek takati kalmamıştı fakat zaferin ayak seslerini duyunca her şeyi unutmuştu çocuk, sonra bütün çocukların umutlarını omuzlarına almış ve yola devam etmişti.

 

Filistinli çocuklar güne umudu sulayarak başlıyorlar. Kimisi on dört, kimisi on iki, kimisi on yaşında ve hepsi işgalci güçlerin hedefinde yer alıyor… Dünyada çocukları askeri mahkemede yargılanan tek ülkedir Filistin ve gariptir ki kıyıya vurmuş martılar için dünyayı ayağa kaldıranlar o çocukların seslerini duymazlar, duymak istemezler.

 

Filistinli çocuklar uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak ağır işkencelere ve insanlık dışı muamelelere maruz kalıyor fakat bu sorun sıradan bir mesele olarak görülüp geçiştirilmeye çalışılıyor. Bugün İsrail cezaevlerinde tutulan çocuk sayısının 50 binin üzerinde olduğu söyleniyor ve bu çocukların akıbetlerinin ne olduğu hakkında bilgi verilmiyor. Cezaevinde tutulan hasta çocuklara tedavi imkânı verilmiyor, çocuklar aileleri ile görüştürülmüyor.

 

Birleşmiş Milletler’in 20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 16. Maddesi’nde, “Çocuğun özel yaşamına, ailesine ve konutuna hiçbir müdahale yapılamaz, onuruna ve itibarına herhangi bir saldırıda bulunulamaz” ibaresi yer alıyor ancak her nedense bu kurallar işgalci İsrail’e ulaşamıyor ve Filistinli çocuklar okullarından, evlerinden, sokaklardan alınıp askeri mahkemede yargılanıyorlar. İsrail mahkûm ettiği çocuklara yönelik kararını uluslararası hukuka aykırı olan 132 sayılı askeri emre dayandırıyor ve çocukları oyun ortamlarından alıp işkenceye tabi tutuyor. Nitekim 132 sayılı askeri emir, 16 yaşından küçük çocukları erişkin kabul ediyor ve yargılıyor. Söz konusu uygulama Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu halde İsrail 1967 tarihinden bu yana bölgede iki ayrı hukuk sistemi uygulamaya ediyor; işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler sivil hukuk sistemine tabi iken Filistinliler askeri yasalara göre muamele görüyorlar.

 

İsrail askerleri tarafından tutuklanan çocuklar işkenceye, açlığa, susuzluğa ve uykusuzluğa, sözlü tacize, tehdide, duygusal ve fiziki şiddete maruz kalıyor ve aileleri ile irtibat kuramıyorlar. Çocuklar gözleri bağlı şekilde sorgulanıyor ve işkence yoluyla alınan ifadeler kabul ediliyor. BM ve insan hakları kuruluşlarının sözde çağrılarına rağmen çocuklar üzerinde uygulanan baskı ve şiddet devam ediyor.

 

Hayatlarını kan ve şiddet üzerine kuran işgalciler, Filistinli çocukların yüreklerindeki cesaretten korkuyor ve onların peşine onlarca silahlı asker takıyor ve çocukları yargılıyor. Çünkü işgalci zihniyet zulmünün bir gün o çocukların elleriyle son bulacağını biliyor o yüzden çocukların uçurtmalarını ellerinden alarak onları mahkûm ediyor ve seslerini kısmaya çalışır.

 

Bugün İsrail cezaevlerinde binlerce çocuk mahkûm uçurtmalarına kavuşacakları anı bekliyor ve her gün biraz daha güçleniyorlar. Kimileri oyuncaklarıyla gidiyor sorgulanmaya kimileri okuldan alınıyor, kimileri evlerine ekmek götürürken ama cesaretleri hiç kırılmıyor çocukların ve umutları hiç bitmiyor.

 

Filistin sorunu Müslüman halkların birincil meselesidir ve biz şuna inanıyoruz ki gün gelecek, uçurtmaları çalınan o çocuklar binlerce Selahaddin’e dönüşerek zulmün kalelerini bir bir yıkacaklar.

Google+ WhatsApp