Türkiye’nin Washington’a ‘üzerinde düşün’ dediği…

Türkiye’nin Washington’a ‘üzerinde düşün’ dediği…


Ankara, pandemi, reform adımları ve özellikle ekonomiyle ilgilenmek, mesaisini ve dikkatini içeride daha çok toplamak istiyor. Doğal. Çünkü 2021, 20 yılda ilk hedef, sonuç hatta ideal olarak gösterilmiş 2023’ün girişi. Ve tabii seçim içeriyor…

Bunun için uygun dış politika stabilizasyonunun sağlanmış olması gerekiyor…

Türkiye’nin 10 yıllık aktif ve çok yönlü dış politikası, ‘tehdit algılamalarının geldiği yere gitmek’ olarak sadeleştirilebilecek haklı askeri güç kullanımı/mevcudiyetleriyle gelen başarısı, ‘yavaşlama’ olarak algılanabilecek ani uygulamalara müsait mi?..

Üstüne, Biden gibi Türkiye ile ilişkilerinin nasıl olacağı kuşkulu, ülkelerin iç dinamikleriyle oynayarak etkinlik üretmeye odaklı ABD liderliğinin hesaplanmasını gerektiriyor.

Bir-iki nokta hariç, Türkiye’nin son aylarda attığı dış politika adımları, belki açılımları demek lazım, elde bir yol haritası/plan olduğunu hissettiriyor…

MINTIKA TEMİZLİĞİ…

Bir, Türkiye etrafında tehdit gördüğü ve risk potansiyeli taşıyan alanları temizliyor. Taze örnekler olarak, Azerbaycan-Ermenistan çatışma sonucunu ve Irak’ta, Bağdat ve Erbil yönetimleriyle birlikte terör örgütünün temizlenmesi girişimlerini sayabiliriz…

Keza, dün gerçekleşen, Türk-Rus Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren Soçi buluşmasını da ekleyebiliriz. Suriye, İdlib, Libya, Kafkasya maddelerinin ele alınacağı görüşme bu bağlama eklenebilir.

Her birinin Türk ulusal güvenliği kadar küresel hedefler açısından da hesabı var. Sadece Kafkasya’daki yeni şartların bile Ankara’nın Doğu’ya yaklaşımında ayrı yeri var. Gürcistan’dan İran’a, Pakistan-Afganistan’dan Çin ve Suudi Arabistan’a, Çin trenlerinden yeni enerji hatlarına, ileri giderek bölgenin Batı’nın bir kesiminden arındırılmasına iliklenen boyutları var.

İki, genel olarak Batı’yla ilişkilerin yumuşatılması olarak tarif edebileceğimiz, ‘kırmızı çizgilerimizin’ net olarak belirtildiği esneme hareketleri var. ABD ve Avrupa Birliği’ne yönelik son mesajlar ve girişimler bunlardır. AB’den karşılık bulduğu da izleniyor…

Esneme hareketlerinin her parçasını tek tek tartışmaya başladığınızda, ilgisiz yönlere dallanıp budaklanarak içinden çıkılmaz açmazlara sıkışırsınız. Ama maddelere döktüğünüzde eksersizin ‘bütünlüğü’ görünür…

AB’ye yönelik ‘elimizi uzatıyoruz’ cümlesiyle ifade edilebilecek yaklaşım, sadece bir kaç gün önce AB üst yetkilileri tarafından dillendirilen, ‘Türkiye’ye elimizi uzatıyoruz’ davetine cevaptır. Artık ‘mutabakat’ sayabiliriz!

ABD yeni yönetimine gönderilen yine aleni sıcak mesajlar içinde en anlamlısı; S-400 krizi nedeniyle getirilen yaptırımlara cevap verilmesi ama-henüz-karşılık verilmemesidir. “Washington’u yeniden düşünmeye davet ediyoruz” denilerek verilen zamandır…

Sadeleştirirsek, bekleme süreci; hem Biden politikalarını görmek ve tartmak hem de yine Biden ve ekibine bildiğini sandığı “yeni Türkiye”yi anlaması, ‘tanıması’ için avans vermektir…

Suudi Arabistan ile-onların talebi üzerine-yeniden temas kurulması ve bunun Körfez’de Katar geriliminin tatlıya bağlanması için kullanılması…

İsrail’e büyükelçi atanacağı konusunda yoğunlaşan spekülasyonlar, bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından duyulan, “İsrail’le iyi ilişkilerimiz olsun istiyoruz” açıklaması, açmazın Tel Aviv’in cari yönetiminin sorunlu yaklaşımlarına bağlanması. Sonunda da Mart ayında-İsrail erken seçimleri sonrası-muhtemel adımların atılabileceğine ilişkin yaklaşım.

Görülüyor ki, Ankara’nın bütünlüklü bir anlayışı ve hedefi var. Bu açık. İki yöndeki bu politikaların birbiriyle sadece ilintisi değil, birbirini besleyen yönleri bulunmaktadır!

RUSYA İLE İLİŞKİLERİN ‘ÖZEL’LİĞİ…

Hem Doğu hem Batı yönünde geliştirilen bu açılımlar, Türkiye’nin yönünü değiştirmek ya da ‘dönüş’ için değil, politikalarını optimize etmek içindir…

Hem Putin’in hem Erdoğan’ın birbirlerini güvenilir liderler olarak dünyanın duyacağı platformlarda tekraren tanımlamaları, Moskova-Ankara ilişkilerinin ne formunu ne formatını kaybetmeyeceğini gösteriyor…

Nitekim, Amerika’nın S400’ler için Rusya ile yapılan anlaşmanın boğulması yönündeki baskısı santim ilerlemediği gibi, yaptırımlar dahi Türkiye’ye geri adım attırmış değil.

İki ülke, çıkarlarının örtüştüğü/kesiştiği bölgesel sorunların, anlaşmazlığa evrilmemesi için elinden geleni yapmaya devam ediyor. Son Soçi buluşması da aynı mânaya oturuyor.

Oysa kırılma yaratacak çok alan bulunuyor. Ukrayna bunlardan birisi. Suriye bir diğeri. Libya öyle. Ama iki lider bu handikapları nasıl yöneteceğini muhatabına anlatıyor ve öyle de yapıyor. Birbirlerini güvenilir saymalarının nedeni o. ‘Güvenilirlik’ kelimesinin psikolojisi her iki ülkenin Batıyla tecrübelerinden geliyor.

TÜRK TİPİ ÇOK KUTUPLULUK KARTI…

AB-İngiltere arasında Brexit’in nihayet gerçekleşmesiyle eş zamanlı Türkiye-İngiltere anlaşmasının imzalanması-‘Gümrük Birliği’nden sonra en önemli anlaşma’-Doğu’nun mu işine yarar Batı’nın mı? İngiltere-Çin ticaret anlaşması da aynıdır.

Bu örneğin nedeni, dünyada birçok ülkenin yeni küresel düzene ilişkin hazırlıklarını tek kutba bakarak yapmanın çıkarlarına uygun olmayacağına ilişkin kabulleridir.

Almanya da buna dahildir Türkiye de buna dahildir. Liste uzatılabilir. Bu ülkelerin bir kısmı örneğin ABD lehine tercih yapmaya zorlanabilir. Rusya ve Çin için de aynı metodu uygulayabilir.

İstisnai olarak sağa-sola çekiştirilemeyecek birkaç ülkeden biri, hatta birincisi Türkiye’dir. Ankara’yı böyle bir tercihe hele zor kullanarak iteklemek sadece kritik bir ülkeyi kaybetmek anlamına gelmez. Diğer kutbun lehine oyun kurucu/bozucu bir aktörü teşvik etmiş olursunuz.

Diğer ülkeler bulundukları konumu stratejik katma değer yaratacak kapasiteye sahip değiller.

Ankara’nın “düşünün” dediği o…

Google+ WhatsApp