‘Türkiye’nin ruhunu arayan adam’ın dış politikası…

‘Türkiye’nin ruhunu arayan adam’ın dış politikası…


‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde bu yılki vefa ödülü, ‘yakın tarihin edebiyat ve fikir dünyasını en çok etkileyen isimlerden biri’ olarak Kemal Tahir’e verildi…

 

İtiraf edeyim, Kemal Tahir’in uzun süredir hem ihmal edildiğini hem-hadi unutulduğunu demeyeyim-daha az hatırlandığını düşünüyordum. Özellikle de ‘okuma pusulasının manyetiği’ suni/dijital kutuplara kaymış genç kuşaklar tarafından. Oysa Türkiye’nin son 20, özellikle de 2015’ten günümüze gelen yılları için onun edebi-politik formasyonundan zihin mühimmatları üretmek çok katkı yapardı…

 

Nitekim Cumhurbaşkanı, “Hakikati arama konusundaki merakı, cesareti, gayreti ve azmiyle pek çok aydınımıza ilham kaynağı olmuştur. Yaşadığı dönemde Osmanlı’yla, Cumhuriyet Türkiye’siyle, Anadolu’yla, toplumla ve siyasetle ilgili ezber bozan yaklaşımlarını bedel ödemekten çekinmeyerek ortaya koymuştur. ‘Türkiye’nin ruhunu arayan adam’ denilecek derecede derinlikli çalışmalarıyla bugün de yararlandığımız pek çok tahlile imza atmıştır” diyerek yazarı taltif etti..

 

“Günümüzde de küresel sistemi yönetenlerin en güçlü silahlarının müziğiyle, sinemasıyla, edebiyatıyla, modasıyla kültür araçları olduğu açık bir gerçektir. ‘Yumuşak güç’ diye tarif ettiğimiz bu araçlar yeri geldiğinde askeri-teknolojik-finansal güçten çok daha etkili operasyon vasıtalarına dönüşmektedir…”

 

***

 

Esasen, Kemal Tahir’i keşfetmek, ‘anlayarak okumak’ için uzun tahlillere gerek yok. Neticede Tahir’i hatırlamak, bugüne mirasının entelektüel, edebi fikrî gücünü tam da zamanında yanımıza almak, nihayet vefa göstermek için ödül yerinde. Ama başka kısa yolları da vardı; mesela ‘Nobel sahibi’ Orhan Pamuk’un Tahir’e hangi gözle baktığını hatırlayalım kâfidir. Gerçi romancılığına laf edemiyor ama ‘duruşundan’, ‘Doğu ile Batı’yı kavrayışından’, bu bağlamda siyasi tarihi tuttuğu yerden rahatsızlığı var. Son kitabının tanıtım videolarında da bunu açıkça-neye lazımsa!-konu etmişti. Kimin kimi eleştirdiği, şartları zaten anlatıyor…

 

***

 

Her neyse… ‘Esir Şehir Üçlemesi’ ciltlerinden ve ‘Kurt Kanunu’ndan, bazıları kendi bazıları karakterlerinin ağzından rastgele seçerek, yer yettiğince ‘ezber bozanı’ yâd edelim…

 

“Kâmil Bey, yüreğinin derinliklerinde uyanan tedirginlikle gözlerini kıstı. Fransız’ın yüzünü seçmeye çalıştı. Bütün Batılılar, hain oldukları için mi bu kadar katı gerçekçiydiler, yoksa bu kadar çiğ gerçekçi olduklarından mı bir yerde, ister istemez hain, kaba, bencildiler?”…

 

“İngiliz subayı, bir Türk’ü bir Türk’e anlatmada hiç zorluk duymadan sözünü sürdürüyordu. ‘Büyük güçtür, eski başbuğların yerine yeni başbuğları koyabilmek… Yeni başbuğlardan emir almak, bunları hiç duraklamadan uygulamak… Emri kimin verdiğine değil, emrin ne dediğine bakmaktan gelir bu olgunluk… Bir milletin yaşamak gücü bence bu özelliktir. Ancak böyle özelliği olan toplumlar, en ölü sanıldıkları sıralarda kalkıp dikilirler… İşte size güvenle söylüyorum. Anadolu’nun tepkisi bizim Loyit Corc gibi, Amerika’nın Vilson’unu, Fransa’nın Klemanso’sunu, İtalya’nın Orlando’sunu da yüzlerce danışmanlarıyla beraber şaşırtacaktır. Savaştan sonra, galip devletlerin bu ünlü diplomatlarca kurulduğu sanılan düzeni siz altüst edeceksiniz!”

 

“Bir milletin dış düşmanlarla çarpışması bazı işleri kolaylaştırıyor. Toplumun her katından insanlar bir araya geliyorlar. İç kötülüklerle uğraşırken durum böyle değil”… (Tahir bugün yaşasaydı, dış düşmanlarla mücadele ederken de toplumun her katından insanların bir araya gelmediğini görecekti.)

 

“Batılılaşmaya yöneldiğimizden bu yana, biz aydınlar halktan ayrılmışız. Çünkü bu batılılaşma bize halktan değil, Saray’dan gelmiştir. Saray’la en yakın çevresi, vezir vüzera. Bu dönemde bizim halkımız, batıya karşı Batılılaşmaya çalışan Osmanoğullarına rağmen, Osmanlıyı savunmuşlardır. Daha sonra, Batılılaşmaya çalışan Türkçülere rağmen Türkçülüğü, hatta bilir bilmez batılılaşmaya çalışan Müslüman Doğuculara rağmen Doğuculuğu, bugünün büsbütün çırılçıplak Batılılaşmacı Halkçılarına rağmen de Halkçılığı kendi varlıklarını savundukları gibi savunmuşlardır. İşte bu halkın içinden, bizim sefil etkimizi yere çalacak yeni bir yerli insan türü çıkacaktır”…

 

“Bir memlekete düşman girdi mi, millet yediden yetmişe ayaklanır, bu bakımdan vatan kurtarmak kolay! Zor olan Milleti hür yaşatmak”…

 

“Biz, Batı’yla er geç, ister istemez hesaplaşmak zorundayız! Bunu gerçekten yapmadıkça, Batı’ya hizmet teklif etmekle belayı başımızdan defleyemeyiz. Bunu böyle bilesin, işini ona göre tutasın”…

 

“Doğulu toplumlarda bütün kalkınma çabalamalarının gerçek celladı Batı sömürüsüdür… Ekonomide liberalizmi kabullenmek, içimize yerleşmiş gizli açık yabancı örgütlerle boğuşmaktan, onları söküp çıkarmaktan vazgeçmektir”…

 

“Anadolu halklarının devlet kurucu, yaşatıcı özelliklerini, zanaatlarının bu olduğunu bir türlü anlatamadım. Dış yardımdan çok buna güvenmek, bunun yollarını arayıp bulmak gerekti… Padişahlıktan sonra halifeliğin gideceği de anlaşılıyordu. Cumhuriyet, Batı’daki gibi sınıf şuuruna varmamış zenginlere dayanamazdı. İster istemez halkçı olmak zorundaydı. Halkçı bir cumhuriyetin dış etkileri silerek yaşayabilmesi, güçlü bir bağımsız devletin çevresinde halkları hemen örgütlemekle mümkündü”…

 

“Öyle bir cıvık geçit geçiliyordu ki herkes her şeyi, hatta düşmanla işbirliğini bile vatan için yaptığını söylüyordu”…

Google+ WhatsApp