Türkiye yaptırımları nasıl boşa çıkarabilir?

Türkiye yaptırımları nasıl boşa çıkarabilir?


Amerika’nın ilan ettiği yaptırım kararları Türkiye’yi diz çöktüremese de orta ve uzun vadede ciddi sıkıntılarla sarsılmasına sebep olabilir. Çünkü mesele Türkiye boyun eğmedikçe sadece ilan edilen yaptırımlarla kalmayıp yeni ve tam teşekkülü bir ambargoya kadar genişleyecek daha etkili yaptırımlara da dönüşebilir. Bu sürecin nasıl şekilleneceğini bir yönüyle Türkiye’nin direnci ve gerek diplomatik gerekse askeri alanlarda üreteceği alternatifler belirleyecek. Ancak diğer taraftan Amerika’nın makul bir çizgiye gelip gelmeyeceği, Türkiye’yi NATO ve Avrupa Birliği’nin tümden ötesine iteklemekte inat edip etmeyeceği belirleyecek.

İslam dünyasının hemen her bölgesinde ama özellikle de Türkiye’de giriştiği işgal ve katliamlar sebebiyle Amerika’ya karşı son derece haklı ve meşru bir zeminde öfke ve düşmanlık birikmiş durumda. Dolayısıyla Amerika’nın ne denli büyük bir tehdit olduğunu hiç kimsenin ama özellikle de Rusya ve Çin hesabına çalışan nüfuz casuslarından bunları dinlemeye gerek duymuyoruz. Tuhaf olansa Amerika ve Avrupa ile gerilimin tırmandığı ve yaptırım kararlarının kapıya dayandığı bir vasatta güya kamuoyunu bilinçlendirmek adına Doğu Perinçek gibi askeri darbelerden kimyasal katliamlara ve toplama kamplarına değin bin bir türlü zulmü meşrulaştırma kampanyaları üstlendiği için toplumun nefret odağı olan bir markayı ekran ekran dolaştırmaktan kaynaklanıyor. Hâlbuki Türkiye bu süreci makul ve meşru aktörler üzerinden sabır ve sebatla yürüterek kayıpları önlemeyi ve kazançlarını teminat altına almayı başarabilir. En saçma ve çarpık argümanlarla, paravan tiplerle “Avrasya seçeneği”ni gösterip Amerika ve Avrupa’yı ikna etmek bir tarafa daha da saldırganlaştırmaya sebep olmaktan imtina etmek gerekiyor.

Amerika ve Avrupa’yla temel çelişki alanı ne S-400’lerin tedarikiyle başladı ne de Libya ve Dağlık Karabağ’da elde edilen başarıyla ortaya çıktı. Ege ve Doğu Akdeniz’deki arama-tarama faaliyetleri de Libya, Suriye ve Azerbaycan’da öne çıkan askeri açılımlar da ciddi rahatsızlık hatta tehdit kaynakları olarak görüldü. İktisadi, siyasi ve askeri manada bağımlılığı aşmaya matuf her adım, bölgesel politikaları tarihi ve toplumsal köklere yaslanarak belirlemeye yönelik her açılım Amerika ve Avrupa nezdinde Türkiye’nin büyüyen bir tehdit şeklinde kodlanmasına sebep oldu. Bu çelişki ve çatışma zemini hepimizin malumu elbette. Ancak Türkiye’nin öncelikli meselesi bu çelişki ve çatışmayı hak ve özgürlüklerine koruyarak azaltacak bir yol haritası inşa etmekten geçiyor. Amerika ve Avrupa’dan kendi iç çelişkilerini gidermesini, riyakârlık ve sömürge politikalarını terk etmesini beklemek tam bir hayalcilik olur. Ancak Türkiye ortaya koyacağı direnç ve ilişki biçimiyle muhataplarını aşama aşama böyle bir yola mecbur edebilir.

Türkiye için seçenek kalmadığı durumlarda Amerika ve Avrupa daha saldırgan davranıyor ama aynı durum Rusya ve Çin için de geçerli değil mi? Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken elde ettiği direnç noktalarını kuvvetlendirip tahkim etmek ve yeni direnç noktaları için şartları elverişli hale getirmektir. Mesela dışlandığı F-35 projesine hiçbir kayıp yaşamadan dönmek ve gerek hava gerekse kara savunma sistemleri inşa etmek üzere gerekli teknolojik ekipmanların tedarikini teminat altına alacak bir anlaşma ilk adım olabilir. Eşzamanlı olarak Suriye ve Irak’ta PKK-PYD’ye yönelik askeri-lojistik desteğin kesilmesi ancak buna mukabil İslami direniş unsurlarını imha etmeye girişen stratejik konseptin durdurulması hususunda bastırılmalıdır.

Amerika ve Avrupa kamuoyunu doğrudan etkileyecek güçlü imkânlardan yoksun bir Türkiye’nin ancak iç işleyişini ve bölgesel politikalarını derin ve nüfuz edilemez bir biçimde tanzim etmesiyle yaptırım politikalarını boşa çıkarabileceği açıktır. Amerika ve Avrupa’yla çatışmasını tırmandıran Türkiye maalesef Rusya, Çin ve İran’ın provokasyonlarına daha da açık hale gelecektir. Gerilim ve çatışmayı kontrolden çıkaracak beyan ve adımlardan kaçınmak icap ediyor. Kararlılık belirten, topluma moral kazandıran, ülke ve toplumun şerefini koruyan siyasi duruşun muhakkak agresif çıkışlarla, temelsiz restlerle arzı endam etmesi gerekmiyor. Sakin ama kararlı, nazik ama dirençli, kopmayı ve çatışmayı göze alan ama çatışmamak için bütün şartları gözeten siyasi pozisyonu muhafaza etmek icap ediyor.

Google+ WhatsApp