Türkiye-Pakistan ilişkilerinin geleceği

Türkiye-Pakistan ilişkilerinin geleceği


Biden’ın iktidâra gelmesinden sonra dünyâda bâzı mühim dönüşümler hayâta geçmeye başladı. Biden’ın en mühim teşebbüsü NATO üzerinden Avrupa’yı, Rus tehditine karşı korumak bahanesiyle kıskaç altına almak oldu. Baltık’dan Doğu Avrupa’yı kat ederek aşağıya doğru inen ve Yunanistan’da nihâyetlenen bir hat bu. Bu hattın dışında kalan ve Rusya ile Türkiye’yi de içine alan Avrasya coğrafyası ise yüksek tansiyonlu bir gri alan olarak tâyin edilmiş durumda. Karadeniz, Kafkasya bu gerilimli alanın ana kırıklarını oluşturuyor. İşin dikkât çeken tarafı bir NATO mensubu olan Türkiye’nin sanki dışarıda bırakılmış olması. Son NATO toplantısında ana gündem maddelerinden birisi bir NATO devleti olarak Türkiye Cumhûriyeti’ne nasıl bir rol verileceğiydi. Pek çok çevre Erdoğan-Biden görüşmesinde S-400’ler, F-35’ler, PYD, Halk Bankası, Ermeni soykırımı iddiaları vs meselelerin gündemi oluşturacağını beklerken yanıldı. Görüşmeden hemen hemen kimsenin beklemediği Afganistan çıktı. Anlaşılıyor ki bir NATO mensubu devlet olarak Türkiye’ye biçilen yeni rol Asya’nın derinlikleri olacak. Ne derecede işleyecek, şimdiden kestirmek zor olsa da artık Türkiye için NATO’nun “Güneydoğu kanadındaki varlığı” ibâresinden çok, Türkistan üzerinden “Asya’nın derinliklerindeki ileri gücü “ ibâresi kullanılacak.

Kabûl edelim ki, mukayese edecek olursak bu yeni işlev, ilkine göre çok daha aktif bir rol. Aktif olduğu kadar da hayli riskli. Bir bakıma siyâsal târihte “Büyük Oyun” olarak bilinen hayli riskli bir oyun bir şekilde yeniden kurulmak isteniyor. Bu defâ Türkiye de işin içinde.

Burada niyetim Türkiye’nin Afganistan’daki yeni konumunu tartışmak değil. Bunun riskleri husûsunda daha evvel yazdım. Tekrâr edecek değilim. Üzerinde daha fazla durduğum, eğer üstlenecek olursa bu yeni rolün Türkiye’nin bizzat ayak bastığı coğrafyadaki ilişkilerini nasıl ve ne istikâmette değiştireceğiyle alâkalı.

Yeni rolü, Türkiye’nin iç siyâsetinde çok farklı dengeler doğuracağı muhakkak. İç siyâseti elbette tâkip ediyorum. Ama ,bundan daha mühimi devletlerarası ilişkilerde yaşanacaklar..

İlk olarak bilinmesi gereken yeni sürecin Türkiye, İran ve Rusya arasındaki sınırlı işbirliğini hayli zora sokacağıdır. Ama bu üçlü arasındaki işbirliği bir ittifak kıvamında değil. Aralarında derin bir çıkar farklılığı ve rekâbet mevcût. Diğer taraftan Türkiye’nin Katar, Âzerbaycan ve Pâkistan ile geliştirdiği ve bugüne kadar sâlimen getirdiği bir dizi bağ mevcût. Bu bağlar son derecede hayâtî. Bilhassa Pâkistan ile olan “dostluğumuz” son derecede kritik. Afganistan işinde sorulması gereken soru, Türkiye’nin bir NATO misyonu üzerinden Afganistan’da baskın bir rol oynamasının Pakistan-Türkiye ilişkilerini ne istikâmette etkileyeceğidir.

ABD’nin düzen sağlamak iddiasıyla girdiği yerlerde tam bir fiyaskonun yaşandığına alışkınız. Bu coğrafyaların, müdahale evvelinde şöyle böyle var olan düzenlerinin de silip süpürüldüğü; kaosun hüküm sürdüğü beldelere dönüşmesi bildik bir macera. Ama bunun en dramatik aşaması ABD’nin çekilme süreçleri. Onun boşalttığı yerlerde düzen tutturmak neredeyse imkânsız hâle geliyor. Afganistan’da yaşanan bu olsa gerekir. Bu süreçlerin lâlettâyin yaşandığı kanaâtinde de değilim. ABD’nin düzen sağlamaktan çok evvelâ kaos çıkarmak; daha sonra da bunu yönetmek gibi daha ince bir stratejisi var. Afganistan ve ona mücavir alanları karşılayan Türkistan coğrafyasında işleyen senaryoyu da bu çerçevede değerlendirdiğimi ifâde etmeliyim. ABD’nin niyetinin Afganistan mahreçli olarak, ona mücâvir olan Türkistan coğrafyasını ateşe atmak olduğunu artık herkes biliyor. Amacı bir taraftan Rusya’yı karnından vurmak, ama bundan daha mühim olarak Çin’in yayılmasına ve güçlenmesine mâni olmak. Doğu Türkistan ise bu coğrafyanın en benzinli alanını oluşturuyor. Şu aralar Çin ve Rusya Orta Asya’da son derecede faal. Bir taraftan Tâliban ile görüşüyor; diğer taraftan ise Kırgızistan, Özbekistan, Tâcikistan ile görüşüp askerî üsler oluşturmanın gayreti içindeler. Türkiye’nin beklentisi ise, Afganistan’daki varlığını bir fırsata dönüştürüp Türk âlemine biraz daha yakınlaşmak. Nihâî aşamada Türk Devletleri Birliği’ni hayata geçirmek tasarımı var.

Pâkistan, bilindiği gibi Çin ile son derecede yakın münâsebetler içinde ve oyunda Çin’e yakın bir çizgide duruyor. Burada kritik olarak sorulması gereken soru şu: Türkiye’nin bir NATO misyonu üzerinden Afganistan’da boy göstermesi , ABD’nin ve NATO’nun siyâsetleri doğrultusunda kaçınılmaz olarak Doğu Türkistan meselesine taraf olmasını Pâkistanlı dostlarımız nasıl karşılayacaktır? Türkiye Cumhûrbaşkanı son çıkışıyla, elbette haklı olarak Çin’i Doğu Türkistan üzerinde uyardı. Bunun Pakistan’daki yansımasını ise bilmiyoruz. Bir İslâm devleti olan Pâkistan, Müslüman olan Doğu Türkistan’da yaşananlar husûsunda neden bu kadar sessiz? İmran Han bu hususta kendisine sorulan sorular karşısında neden açık bir duruş ortaya koyamıyor?

Türkiye ve Pâkistan bu işin içinden nasıl çıkacak, bilmiyorum. Ama bu iki “dost” ve “kardeş” devlet ve ulusu Orta Asya hengâmesinin içinde zor günler bekliyor…

Google+ WhatsApp