Türkiye, “Osmanlı’nın çöküşü” gibi çökecekti. Yeni harita çizilecekti. - Birileri 2016 öncesine döndürmeye çalışıyor. O müdahale yapılmalı!

Türkiye, “Osmanlı’nın çöküşü” gibi çökecekti. Yeni harita çizilecekti. - Birileri 2016 öncesine döndürmeye çalışıyor. O müdahale yapılmalı!


Baştan beri temel slogan şuydu: Halep-Musul çizgisinin kuzeyindeki her güvenlik sorunu Türkiye’nin güvenlik sorunudur. İran sınırından Akdeniz’e kadar, bu kuşakta hiçbir terör örgütü barınamamalı. Hiçbir yabancı ülke yer almamalı.

 

İkisinin varlığı da Türkiye için birinci ve en yakın güvenlik tehdididir.

 

Suriye savaşının başladığı günlerde, bu kuşak üzerinde bir harita çalışması vardı. Savaşın şiddetine, kıyımlara ve yıkımlara göre herkes kendince pozisyon aldı. Ama esaslı mesele Suriye halkının özgürlüğü ve iradesi değildi.

 

Türkiye’ye karşı en büyük cepheyi açma savaşıydı…

 

Aslında geniş anlamda bir Suriye savaşı da değildi. Bölgesel bir harita planlamasıydı. Bu savaş Türkiye’ye karşı yüzlerce kilometre uzunluğunda bir cephe açmak için çıkarıldı. Aslında Türkiye ile savaşın ana cephesi olarak hazırlanıyordu.

 

ABD ve Avrupa’nın DEAŞ’ı bölgeye taşıması, PKK’ya olağanüstü askeri destek vermesi, Türkiye’nin gözünü açtı. Mesele terör meselesi değildi. Güvenlik sorunu uluslararası bir güç savaşı haline gelmişti.

 

ABD’nin PKK/YPG’ye yardımları bir “örgüt”e yardım değil, bir “devlet” yardımı niteliğindeydi. Afrin’de ve başka yerlerde PKK için NATO standartlarında mevziler, mühimmat depoları, cepheler inşa ediliyordu.

 

Türkiye’yi küçültme planları başlatılmıştı.

Irak işgaliyle Suriye savaşı birbirinin devamıydı. Batı’nın bütün coğrafyadaki harita planlamaları tek bir proje üzerinden yürütülüyor, bu projede “Türkiye’nin de küçültülmesi” planlanıyordu. Bu yönüyle Suriye savaşı Türkiye savaşına, dünya savaşına dönüşüyordu. Devamı gelecekti!

 

Eğer 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı Türkiye cephesi açılacak, Türkiye’nin küçültülmesine başlanmış olacaktı.

 

İran-Akdeniz arasındaki terör koridoru nasıl terör meselesi değilse, 15 Temmuz’daki FETÖ rolü de bir örgüt meselesi ile sınırlı değildi.

 

Türkiye, Osmanlı’nın çöküşü gibi çökecekti. Yeni harita çizilecekti.

Batı, 20 yüzyılda şekillendirdiği coğrafyayı yeniden formatlıyor, bütün haritaları kendi hakimiyet planlarına göre yeniden dizayn ediyor, on yılllardır yatırım yaptığı örgütleri sahaya sürüyor, küresel ölçekte söylem ve askeri hareketliliği buna göre organize ediyordu.

 

Bu anlamda FETÖ ile PKK arasında hiçbir fark yoktu. Terör Koridoru da 15 Temmuz da aynı planın aşamalarıydı. Türkiye hem içeride hem Güney’de PKK/YPG ve DEAŞ’la, hem de, sistemi içeriden devirmeye çalışan FETÖ ile aynı anda mücadele ediyordu.

 

Eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı ve bu senaryo uygulanabilseydi Türkiye; “Osmanlı’nın yıkılışı gibi” bir çöküş ve dağılma yaşayacaktı. Ve bugün; Türkiye, Irak ve Suriye üçgeninde bambaşka devletler, haritalar görecektik.

 

Türkiye’yi o akıl kurtardı. Batı’nın hesabı sıfırlandı.

O gece aslında Türkiye kurtarıldı, coğrafya kurtarıldı. Büyük yıkımların, ölümcül çöküşlerin önüne geçildi. O gece sokaklara dökülen insanlar, Batı’nın coğrafyamıza dönük en büyük hesabını, 21. yüzyıl planlarını bitirdi.

 

Tam bu sırada; Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti devletler sürekliliği ve aklı harekete geçti. Asıl milat, tarih dönüştüren, coğrafya kuran karar budur. Batı’nın bütün hesaplarını sıfırlayan çıkış budur.

 

Şimdi; Türkiye’yi İdlib’den çıkarmak için büyük bir baskı var. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası oluşan “Ortadoğu’nun yeni denklemi” için yapılıyor bu baskı.

 

İçeriden baskı şehit sayısını artırıyor. Bağlantıya dikkat!

Rusya veya başka ülkeler elbette kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Bu anlaşılabilir bir durum. Ama büyük baskı içeriden geliyor.

 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, muhalefet cephesi Türkiye’yi Güney’de 15 Temmuz öncesine dönmeye zorluyor.

 

Bu baskıya paralel biçimde PKK/YPG saldırıları ve şehit sayımız artıyor. İçeriden baskı ile şehit sayımızın artması arasındaki bağlantıya dikkat çekiyorum. Bu bir ihanetttir.

 

Eğer Türkiye, bu baskıya göre hareket ederse bir daha asla Güney sınırını kontrol edemez. Asla şu anki güvenlik ortamına bir daha ulaşamayacak.

 

Bırakın sınırın sıfır noktasını şehirlerimizi bile koruyamayız.

Çünkü İran’dan Akdeniz’e bütün kuşakta sadece terör örgütleri değil, devletler tehdit etmeye başlayacak. Bırakın sınırın sıfır noktasını, şehirlerde bile güvenlik sağlanamayacak.

 

Yeni bir oyun kuruluyor Türkiye’ye karşı. Bu sefer içeridekiler tam merkezde. Bu oyun bozulmalı. Türkiye; İran-Akdeniz hattında başladığı işi mutlaka tamamlamalı.

 

Bu yüzyıla yönelik en ciddi jeopolitik müdahalesini kendi eliyle bitirmemeli. Eğer bunu yaparsa, Libya’dan Kafkaslar’a attığı bütün adımlar zayıflayacaktır.

 

“Bardak taştı. O adım atılacak.” Hiçbir tehdit bunu durduramaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu “tehlike”yi gördü ve son Kabine toplantısı sonrası; “Polislerimize yönelik son saldırı ve topraklarımızı hedef alan tacizler artık bardağı taşırmıştır. En kısa sürede gereken adımları atacağız” dedi.

 

Bu bir “yeni operasyon sinyali” olarak algılandı. Doğrudur. Ama “sinyal”e bile ihtiyaç yok. Türkiye’nin bu yüzyıla dönük siyasi aklı, doğru kararı verecek, doğru duruşu sergileyecektir.

 

Yeni müdahaleler yapılacak ve hiçbir ülkenin “caydırıcı tehditleri” Türkiye üzerinde etkili olmayacaktır.

 

Halep-Musul hattının kuzeyi bir iç meseledir.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, Ortadoğu’da etkisini zayıflatması, bütün gücünü Pasifik’e yığması bir sonuç doğuracaktır. Artık bu kuşakta terör üzerinden iş görmek hiçbir ülkeye alan açamayacaktır. Hele ki, Türkiye bu ölçekte güç biriktirmişken.

 

Halep-Musul çizgisi üzerindeki her gelişme Türkiye için bir iç güvenlik sorundur. Bu açık ve nettir. Bir milli güvenlik meselesidir. Terör Koridoru yeni oluşmaya başladığı sırada; “İntihar anlamına gelse de müdahale edilmeli” diyordum.

 

Birileri bizi 2016 öncesine döndürmeye çalışıyor! Buna izin verilemez.

Aynı şeyi söylemeye devam edeceğim. Başlanılan iş tamamlanmalı. Bir daha asla, 2016 öncesine dönülmemeli. Bir daha 15 Temmuz öncesi olmamalı ve olmayacak.

 

İçeriden ne kadar baskı yapılsa da. 2023 için yeni 15 Temmuz senaryoları yazılsa da…

 

Bunu biliyoruz artık. İçerideki siyasi cephenin, terör örgütlerinin, Batı’dan gelen tazyiklerin tek bir adresi var: Türkiye’yi 2016 öncesine döndürmek.

 

Buna izin verilemez. Bu çerçevede 2023 seçimleri sadece bir iç siyasi yarış değil. Bu fotoğrafa göre ne olduğuna siz karar verin.

Google+ WhatsApp