Türkiye model ve rota mı arıyor?

Türkiye model ve rota mı arıyor?


Maalesef Türkiye hemen hiçbir konuyu etraflıca tartışmadan, siyasi müzakerelerde asgari başlıkları bile tüketmeden bir başka gündemin peşine takılıp gidiyor. Yazılacak yeni anayasa teklifinden başlayıp düzenlenecek seçim kanunu ve işlenecek siyasi cinayetler polemiğine oradan Katar’a satılan ordu ve çıkılacak helalleşme yolculuğuna değin her mesele yarım yamalak bırakılarak ilerlemeyi prensip edinmişiz adeta. Geriye dönüp bakmak, kaybedilen enerjiye, israf edilen zaman ve umuda yönelik bir muhasebeye girişmek beyhude görülüyor. En büyük güvence sayılan derin devlet aklı söylemi de Anadolu irfanıyla mücehhez necip milletimiz övünmeleri de birer şehir efsanesi olarak her vakit dolaşımda olsa da maalesef ete kemiğe büründüğüne şahit olunamıyor. Evet, “Kızıl Maske”nin “ormanda on kaplan gücünde” olduğu yönündeki cesaret verici rivayetler mebzul miktarda lakin bir hesap hatası olduğu yönündeki şüpheler de giderek artıyor.

 

Büyüme mi, Gelişme mi?

 

Ekonomiye ilişkin tartışmalar siyaseti de toplumu da epeyce yıpratıcı bir hal alınca çıkış yolu nerede, hangi çözüm formülü ve ortağıyla hareket edilecek gibi sorular etrafında arayışlar da iyice hızlandı. Dolar-Euro ve altın fiyatları karşısında sadece iş piyasalarında değil toplum nezdinde de panik havası oluştuğu gözlerden kaçmıyor. Evet, piyasada ne ararsak bulabiliyoruz, üretim devam ediyor hatta lüks tüketimde bile rahatsız edecek kadar kör gözüm parmağına umarsızlığını teşhis etmek hem çok kolay hem de çok acı verici. Fakat bu öne çıkarılan “bolluk göstergesi” süratle tırmanışa geçen ve toplumun çok önemli bir kısmını derinden sarsan hayat pahalılığı gerçeğini hiç mi hiç önemsizleştirmiyor. Bilakis bu tür çelişik tablolar sosyal-iktisadi sınıflar arasında açılan makası, derinleşen farklılığı yüzümüze yüzümüze vuruyor. Küçük bir zümrenin zenginlik kat sayısı arttıkça artarken fakirlik ve geçim darlığı kitleselleşme trendine giriyor. Ne orta sınıf büyüyor, ne geçim darlığı ortadan kalkıyor ne de sosyal adalet söylemlerinin inandırıcılığı kalıyor bu süreçte.

 

Sıkıntılı sürecin aşılması için yatırım ve üretimi artırıp ihracat ve istihdama yönelmemiz gerektiği yönünde basit ama temel tezler daha fazla tekrarlanır oldu. Ancak Avrupa ve Amerika’nın başını çektiği dış güçlere karşı verilecek kurtuluş savaşı için çizilen “ekonomide yeni dönem ve yeni yol haritası” yönündeki öneriler ikna edici olmak bir tarafa sanki kafaları biraz daha karıştırmış gibi görünüyor. Şöyle ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’yi üretimle büyütmek, faiz kıskacından çıkarmak ve yabancı yatırımların dikkatini çekmek” şeklinde ifade ettiği üç aşamalı yeni yol haritası için “Çin modeli”ni işaretlemesi “ucuz iş gücü ve otoriter rejim” tartışmalarını gereksiz yere tekrar hararetlendirmiş oldu. 

 

“Acilci Çözüm”, Çözüm Olur mu? 

 

Sık sık vurgulanan “üretimi artırma ve ithalatı azaltma” formülünü oysa ne Çin icat etmiş ne de bu yöntem Çin’in tekelinde. Daha sıkıntılı mesele ise “büyüme modeli”ne yapılan ısrarlı vurgudur. Elbette Çin çok hızla büyüdü hatta Amerika, Hindistan ve Japonya başta olmak üzere bütün dünyayı korkutacak kadar büyüdü. Peki, ekonomik ve askeri gücünün dışında Çin ne kadar gelişti? Hâlâ otoriter ve totaliter Tek Parti rejimi olarak temel hak ve özgürlüklerin hemen tamamını baskılamaya devam ediyor. ÇKP’nin uygun gördüğü hayat standardından öteye her şey tehlikeli ve yasak addediliyor. Türkiye böylesi çarpık bir büyüme modelini nasıl hayata geçirebilir ki? 

 

Daha risklisi kullanılan bağlayıcı cümlelerin neredeyse hiç test edilmeksizin kamuoyuna bir söz olarak verilmesinde kendisini gösteriyor. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan “Altı aylık bir süreç öngörüyoruz. Zor olanı seçtik ama 4-5 aya toparlayacağız. 6 ay sonra ise meyvelerini yiyeceğiz” cümleleri büyümek üzere “Türkiye’nin Çin’den pazara daha yakın” olması şartına-avantajına bağlanıyor sadece. 

 

Cari açığı kapatma, faizleri düşürme, alım gücünü artırma ve refah seviyesini yükseltmenin yolu olarak Çin modeli ve rotasının ne oranda başarılı olacağını elbette zaman gösterecek. Fakat bu denli kısa zaman dilimlerinde (doğru ya da yanlış) ekonomi, siyaset ve toplum yapısal dönüşümler yaşamadan başarı elde etmek mümkün müdür? Bu model ve rota tercihine gedikli Maocuların alkış tutması, Çin hesabına iş gören nüfuz casuslarının tezahüratlar yapmasında şaşılacak bir şey yok. Tuhaf olan kim olduklarını bile doğru düzgün bilmedikleri iki akademisyenin uzun yıllar önce yazdığı “bilim kurgu” tadındaki makaleye atıflar yaparak Hükümeti desteklemek üzere seferber olan polis muhabirlerinin bile bu yarışta öne çıkma gayretlerinde görülüyor. Trollerden makul bir eleştiri, yapıcı bir kritik beklemenin beyhude olduğu herkesin malumudur. 

 

Benzin ve motorinin litre fiyatının 10 TL’yi aştığı bir vasatta daha ciddi, kapsamlı ve umut verici söylem, model ve rotalara muhtaç olunduğu aşikâr değil mi? Tamam muhalefet sağlıklı bir yol haritası ve kadrodan yoksun. Erdoğan takıntısından başkaca ortak paydası da yok. İyi ama bu durum mevcut sıkıntıları gideren, yaşanan ve derinleşen ümitsizlikleri telafi eden, toplumu hayatı zorlaştıran çıkmazlardan kurtaran bir tabloyu işaretlemiyor ki! Telaşla yeni rotalar çizmek, panikle yeni modellere sarılmak yerine sükûnete, özeleştiriye ve istişareyi merkeze almış güven verecek bir kadro çalışmasına dönmek gerekiyor. 

 

Milliyetçi slogan ve semboller, kontrollü gerilimle konsolide edilen toplum ve siyaset modeli çare olmak bir tarafa krizi derinleştirip yaygınlaştırıyor, kronik hale getiriyor sadece. 

Google+ WhatsApp