Türkiye, Asya içlerine doğru

Türkiye, Asya içlerine doğru


Türk Devletleri Teşkilâtı kuruldu. Pek çok çevre bunu, ucu açık güncel bir gelişme gibi gördü. Hâlbuki bunun, sâdece Türkiye değil, onlarca devlet ve milletin yakın bir gelecekteki âkıbetini şekillendirecek hâdisâtın belkemiğini meydana getirecek olan çok esaslı bir târihsel dönüşüm olduğunu yaşayarak göreceğiz.

 

Son on seneler zarfında yaşanan dinamiklerin, dünyânın Atlantik üzerindeki sıklet merkezini sarstığını gösteriyor. Kabaca yeni merkez Pasifik demek de yeterli olmuyor. Mesele sâdece yeni merkezin yerini işâret etmekle sınırlı değil. Merkezden çevreye doğru yeni hareketliliklerin ne olduğuna, burada ne gibi dolaşım kanallarının şekillendiğine dikkât etmek gerekiyor. Pasifik denizi çağrıştırıyor. Hâlbuki bunun en büyük açılımlarından birisi kıt’asal mâhiyette tecessüm ediyor. Burada, Atlantik merkezli modern dünyâda kenara itilmiş kadim medeniyetleri söndürülmüş iki kıt’anın; Asya ve Afrika’nın yeniden ayağa kalktığını tâkip edebiliyoruz. Âdeta sayıklarcasına “Oralarda ne işimiz var” diye soran kafaların zahmet edip görmediği de bu. Tam bir görüş zafiyeti… Nitekim muhalefet ne hikmetse, Asya’nın derinliklerine uzanan Türk Devletleri Teşkilâtı’nın kuruluş haberlerine hiçbir tepki vermedi. O aralar içi boş helâlleşme turları peşinde koşuyorlardı. Daha beteri de Yeni Osmanlıcılık suçlamalarına, el altından yürütülen Yeni Turancılık suçlamaları eklenmesiydi. Hâlbuki bu çok mühim haberi siyâsetler üstü bir mesele olarak görmek ve Türkiye’nin faydasına çeşitli zeminlerde tartışmak, katkılarda bulunmak kendi açılarından daha şık olmaz mıydı? Olmadı…

 

Neyse, konumuza dönelim… ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, Kırgızistan ve Tâcikistan gibi devletlerden, üs kurmak yolundaki taleplerinin reddedilmesi, ABD’nin Asya’da zâten zayıf olan varlığını daha da zayıflattığına işâret ediyor. Şimdi bir bakalım.. ABD, daha başlangıçta, Asya’ya giriş koridorunda müttefiki olan Türkiye’yi kaybetmiş durumda. İdeolojik olarak düşmanlaştırdığı, dışladığı ve nihâyetinde Çin’e kaptırdığı İran’ı zâten geçiyoruz. Eski zamanlarda fazlasıyla kullandığı ve her defâsında aldattığı Pâkistan da uyanmış durumda. ABD’ye sırtını dönen kardeş Pâkistan geleceğini Çin ile yapmış olduğu ilişkilere oturtmuş durumda. ABD, Afganistan’da işleri eline yüzüne bulaştırdı ve çekildi. Türk devletlerine ise istediği gibi nüfûz edemedi. Şimdilik ağırlıklı olarak Hindistan’a oynuyor. Pek çok çevre, etnik kökeni Hindistan’a giden Kamala Harris’in devreye girerek ABD-Hindistan ittifâkını sağlayacağını düşünüyor. Bu kuvveden fiile geçerse, ABD, Baharat Yolu’nun üzerinde bir kontrol sağlayabilir. Ama Hindistan’ın başından beri devâm ettirdiği ve dış siyâsetinde çok güçlü bir geleneğe sâhip olan bağlantısızlık siyâsetleri üzerinden hangi tercihlerde bulunacağı şimdilik belirsiz görünüyor. Hindistan’ın Rusya ile geliştirmiş olduğu sıkı bağlar da cabası.. Hâsılı ABD, Asya’da tutunacak görünmüyor.

 

Asya’da hüküm süren hâdiseler ise bambaşka bir kulvarda gelişiyor. Aslında derinden derine bir Rusya-Çin rekâbeti şekilleniyor. Şimdilik elbette bir çatışma yok. Ama istikbâle mâtuf olarak bunun zeminleri oluşuyor. Üçüncü büyük aktör Hindistan’ın ABD için kolay bir lokma olmayacağı buradan da anlaşılabilir. Tahminim, zaman içinde Hindistan’ın Rusya ile daha yakın bir siyâset izleyeceğidir. Şanghay Örgütü eş anlı olarak Hindistan, Rusya ve Çin’i içine alıyor. Pâkistan da buna dâhil oldu. Bu örgütün zaman içinde bir Asya Birleşmiş Milletleri gibi çalışacağıdır. Daha somut olarak, birbirine rakip olarak Çin ve Rusya’nın ayrı ayrı ağırlıklarını hissettirdikleri iki farklı oluşum evrede. Bunlardan ilki Çin’in Tek Kuşak-Tek Yol doğrultusunda geliştirdiği ilişkiler ağıdır. Rusya’nın kurduğu Avrasya Ekonomik Birliği ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Tâcikistan, Kırgızistan’ı içine alıyor. Aslında bu, bir Doğu Asya-Avrasya gerilimine işâret ediyor. Rusya, Çin’in zaman içinde kendisini de yutacak şekilde tek başına hâkim olmasına karşı bir direnç oluşturma gayretinde. Tek Kuşak-Tek Yol tek mi kalacak; değilse Çok Yol-Çok Kuşak gibi daha çoğul bir karakter kazanacak?

 

İşte tam da bu evrede kurulan Türk Devletleri Örgütü,Doğu Asya-Avrasya hattına, Orta Asya boyutunu eklemiş oldu. Bu gelişme, Rusya ve bilhassa Çin’i hayli şaşırtmış olsa gerekir. Şimdi bütün mesele, eş anlı olarak Şanghay Örgütü, Tek Yol ve Türk Devletleri Örgütü’ne girmiş olan devletlerin nihâi tahlilde nasıl tercih yapacaklarıyla alâkalı görünüyor. Kesişen kümeler ayrışan kümelere mi dönüşecek? Veyâ bu kesişimlerin sağladığı ilişkiler üzerinden herkesin kazançlı çıkacağı bir Asya Barışı kurulabilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Dünyâ yeniden kuruluyor ve Türkiye oradaki yerini alıyor. ABD eminim ki Türk Devletleri Örgütü’ne sızmak isteyecektir. Bunun yolu da Türkiye’yi yeniden bir uşak devlet hâline getirmekten geçiyor. Şu aralar Türkiye’nin üzerindeki kara bulutların daha da kararacağına şaşırmıyorum.

Google+ WhatsApp