Türkiye-ABD: Ankara kasislerde yavaşlıyor ama geçiyor…

Türkiye-ABD: Ankara kasislerde yavaşlıyor ama geçiyor…


Sıcak gündemin getirdiği çoklu görüşme trafikleri, Ankara ile Washington/Batı arasındaki mesafeyi ölçmekte sıkça zorluk yaratıyor…

 

Ukrayna savaşı başından beri, ortaya çıkan yeni konjonktürün Batı ile Türkiye arasındaki yolları daha kullanışla hale getireceğine inanan bir kesimi yeniden yeşertti…

 

Savaş sürpriz değildi ama olağanüstü durumdur ve getirdiği şartlar, Türkiye ile sadece ABD’yi değil, Avrupa’nın birçok ülkesini masaya oturttu…

 

Bu vesileyle, ‘yakınlaştıran’ bir tablonun ortaya çıkıp-çıkmadığını sorgulayan okumalara saygıyla yaklaşıyorum. Ancak, savaşın çıkış sebepleri gerçekçi biçimde ele alındığında, bunun Doğu-Batı arasındaki çekişmenin/hesaplaşmanın çıktısı olduğu denli, Batı’dan şikayetin de bir parçası olduğunu anlamak gerekiyor.

 

Türkiye o şikayetin dilekçesini yazanlardan biridir…

 

***

 

Savaşa kadar ancak zorunlu durumlarda Türk muhataplarıyla bir araya gelen ABD temsilcilerinin artan ziyaretleri, ABD Başkanı’nın dikkat çekici biçimde Türk Büyükelçisi’ni Beyaz Saray’da kabul etmesi, Dışişleri Bakanlığı’nın kritik isimlerinin Türkiye ziyaretleri, ardından ekonomi ile ilgili bakanların gelecek olması, S-400 krizini masanın üzerinden-çekmeceye-kaldırıp, F-35 tartışmalarının yerini F-16 mektuplarının almasıyla verilen mesajlar, nihayet ‘Stratejik Mekanizma’ çalışmaları, iki ülke ilişkilerindeki olası yeni boyutu merak etmemizi doğal kılıyor…

 

Bir de enerji boyutu var ki, herhangi bir ülkenin, hele bu yaşamsal ihtiyaca bağımlılığı milyarlarca dolara mâl olan Türkiye’nin ilgisiz kalmasını zora sokuyor…

 

O zaman da haritaya, Akdeniz’den İran’a, Türkiye’den Avusturya’ya, Karadeniz’den Ukrayna’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a devasa bir harita, güç merkezi hesapları giriyor…

 

***

 

Başka stratejik gelişmeler de var; Türkiye’nin, Polonya-Gürcistan-Bulgaristan-Romanya-Ukrayna ile yaptığı, bir yandan Karadeniz üzerine düşünmemizi teşvik eden, bir yandan da Avrupa’da Rus-Amerikan cephesinin ana karargâhı sayılan Polonya’yı dahil eden toplantı…

 

Bununla beraber, Türkiye-İngiltere-İtalya üçgeninin kurulması. Ve her birinin NATO-ABD kavrayışındaki yeri üzerine uzun konuşulabilecek olması. Hatta burada evvelden paylaştığımız, İngiltere-Ukrayna-Polonya üçgeni/ittifakı ile bunun Berlin ile Paris’e verdiği mesajlar…

 

Hiç zorlanmadan, zorlanma ne, doğal bir parçası olarak, ‘Necef Çölü’ndeki İsrail-ABD-Arap ülkeleri buluşmasını ve bunun İran ile Batı Asya’ya etkilerini de aynı potada kaynatabiliriz…

 

Güney Asya’da son 72 saat içinde yaşanan kimi gelişmeler ile ABD’nin bölgeden çekilmesi ve İran’a karşı ABD yaptırımlarının kaldırılması arifesinde-muhtemelen-kurulu bölgesel düzeni alt üst edecek olan İsrail dış politikasındaki değişim rüzgârlarını yakın takip etmeliyiz. Birebir Türkiye’yi etkileyecek, Türkiye’nin yönlendirebileceği gelişmelerdir…

 

***

 

Bağlayalım konumuza…

 

Önümüzdeki süreçte benzeri gelişmelere bir o kadarı daha eklenebilir. Ankara’nın Batılı muhatapları ile görüşmede, iş yapmada, taktik/konvansiyonel adımları uyumlulaştırmada sorunu yok…

 

Ama…

 

‘Bagajı’ var!..

 

Stratejik gelişme veya “güvenme” beklemesin kimse…

 

Güven yoksa mesele zaten kapanmıştır.. Sadece, Türkiye’nin çıkarları, beklentileri ile uyumlu ve/veya oraya evrilebilecek işbirlikleri kurulabilir…

 

Güvensizlik halinin aktüel durumunu da öyle büyük toplantılardan, buluşmalardan hatta mutabakatlardan anlayamazsınız. Cümlelere bakacaksınız, eğri kurulmuş olanları siz anlaşılır halde çatacaksınız…

 

Mesela…

 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu diyor ki, “Avrupa şimdi bize yaklaşıyor ama kriz geçince eski mesafesine döner”…

 

Türkçesi nedir bunun?..

 

Güvenmiyoruz ama işlerimizi yürütüyoruz…

 

Savunma Bakanı Hulusi Akar daha Cumartesi günü, “Karadeniz’deki mayınlar Rus yapımı ama hangi ülke bıraktı araştırılıyor. NATO’ya ait mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e girmesi için bir plan dahilinde bırakılmış olabilir diyenler var’. Ama biz Karadeniz’e savaş gemilerini sokmayacağız. Karadeniz’in savaşa çekilmesine müsaade etmeyeceğiz”…

 

Bu cümleler kime karşıdır?..

 

Türkiye’nin otonom aktörlüğü için ABD ile ilişkilerde yeni sayfa açmaya gerek yok. ABD’de Kasım ayındaki ve Türkiye’de Haziran 2023 seçimleri Türkiye’nin dünyadaki duruşunu pekiştirecektir. ‘Belirleyecektir’ demiyorum, ‘pekiştirecektir’…

 

Bu takvim yaprakları kopana kadar Ankara’nın Brüksel ve Washington ilişkilerindeki kasislerde yavaşlaması anlaşılabilir. Ama üzerinden geçmek şartıyla!..

 

***

 

Bu da bizi, yeni düzenin ilk kasisi olan Ukrayna savaşının sonucuna götürür…

 

ABD’nin savaşın sonunda ortaya çıkmasını hedeflediği sonuç illa kazanmaya odaklanmıyor. Beraberlik de yeter. Kazanması muhakkak gereken Rusya. Baştan bu yana söylediğimiz, Rusya’nın ana motivasyonu olan, ABD ve Çin’le eşit ve aynı güçte üçüncü güç olarak ‘ayakta kalma’nın yolu buradan geçiyor…

 

Washington içinse küresel stratejik dengeyi Amerika lehine kurması/şekillendirmesi için Çin’e giden yolun temizlenmesi gerekiyor.

 

Çin ve Rusya arasında daha güçlü olan Pekin’e abanmanın şartlarından ilki, Rusya’nın hedefine ulaşmamasıdır. Ukrayna’da Rus yenilgisi veya beraberliği kafidir…

 

Ukrayna’da şeklen kazansa bile daha zayıf bir Moskova olacak. Bağlı olarak Çin, Avrupa ülkeleri üzerinde daha az baskı kurabilecek. Çin-Avrupa stratejik ilişkileri, Avrupa başkentleri mutsuz olsa da kullanışlı olmayacak…

 

Bu yüzden üzerinde mutabık kalınan tek konu, savaşın daha süreceği hatta kötüleşeceğidir.

Google+ WhatsApp