Türk-Yunan savaşının ‘matematiği’...

Türk-Yunan savaşının ‘matematiği’...


Mart 1951’de Amerikan Senatosu’nda, Truman Doktrini-Marshall Planı ve NATO illiyetleri üzerinden Türkiye tartışması yapılıyordu. Bir kısım politikacı, Rusya’ya karşı Avrupa üzerinden kurulan çemberin kafi olduğunu, Yunanistan ve Türkiye’nin bu tür yardım kapsamına alınmalarına ihtiyaç olmadığını savunmaktaydılar...

Karşıt görüş için söz alan Colorado Senatörü şu konuşmayı yaptı; “Doğu Akdeniz sadece bu bölgenin değil, bütün dünyanın başlıca stratejik noktasıdır. Bu yüzden ABD, kara-hava-deniz kuvvetlerini tam bu noktada tertiplemelidir. Türkiye’de her tepenin her yamacından uçaksavar topları fışkırmalıdır. Türkiye’de yeni havaalanları inşa edilmeli ve bunları herhangi bir ihtimale karşı savunmak üzere kara kuvvetleri tahsis edilmelidir. Havada mutlak bir hakimiyet sağlamak için büyük sayıda savaş uçakları bulundurulmalıdır. Bundan başka bir Rus saldırısında Rusya’daki her şehre yangın bombaları, yüksek infilaklı bombalar ve atom bombalarını derhal yağdırmaya hazır muazzam bombardıman uçak filoları da emre amade bulunmalıdır”... (‘Türk-Amerikan İlişkileri, Oral Sander, 1979, Say: 91.)

Akdeniz Havzası üzerinden Soğuk Savaş’ın karakteristiği işte bu kadarlık bir alana sıkışmış durumdaydı. Aynı değer bugün misliyle caridir. Bu yüzden 10 yıldır Suriye ve Irak’ta iki büyük süper güçle (ABD, Rusya) komşu hale geldik, en az bir elin parmağı kadar yancı ülkeyle de boğuşmak zorunda kalıyoruz...

Aynı zamanda İsrail, Rum Kesimi, Mısır, Şam, Hafter, BAE, S. Arabistan, Fransa ile gırtlak gırtlağa geliyoruz.

Neden?..

Çünkü, “Doğu Akdeniz sadece bu bölgenin değil, bütün dünyanın başlıca stratejik noktasıdır” da ondan!

Enerji kaynakları ve yolları da burayla bağlantılı, ekonomik münhasır alanlar da, Kuzey Afrika da, Güney Avrupa da, adalar, boğazlar, Balkanlar ve Karadeniz de!.. Ve bunların üst başlığı ‘Mavi Vatan’dır!..

Ankara, eksiği var fazlası yok bu sorunların/ülkelerin hepsiyle birden aynı anda uğraşırken, Yunanistan’ın çıkıp, “Türkiye ile çatışmaya hazırız” dediği an içimizden el tersiyle ve yukarıdan aşağı bir tane yapıştırmak hissinin geçtiğini kimse inkâr edemez...

O halde?..

***

Öyle bir ülke düşünün ki, Almanya tarafından kapitüle edilmiş, limanları Çin’in elinde bulunan, Amerika’nın daha çok asker indirerek kışlalaştırdığı, ekonomik açıdan dibe vurmuş, yetmezmiş gibi bugüne değin sırtını dayadığı ve sürekli Euro tırtıkladığı siyasi birliğin savrulduğu, eksildiği hem de ABD-Çin-Rusya arasında parantezlendiği bir iklimde yaşıyor...

Dahası, asla bitmeyecek, iç politikası tarafından hep beslenecek düşmanlığının ana objesi Türkiye ise almış başını gidiyor. Aradaki fark kapanacak gibi de durmuyor çünkü mesele sadece Ankara’nın başını alıp gitmiş olması değil, üzerine Atina’nın gerilemesi. İş öyle bir hal almış ki, para bulmak için Berlin’in kapısını çaldığında, yüzüne, Türkiye ile en gerilimli sorunu adaları satması söyleniyor!..

Türkiye-Yunanistan arasındaki matematik fark sadece son 20 yıl, özellikle 10 yıl içinde her alanda, bilhassa savunma sanayii ve dış politika anlayışındaki değişiklikten kaynaklanmıyor...

Yunanistan aynı süre içinde berbat yönetildi. Sorun sadece arkasını AB’ye verip ayaklarını Ege’ye uzatıp yatmasında değil. Yöneticileri döküldü. Bizim sol tayfanın büyük romantizmle aşık olduğu Çipras nerede? Ege sorununun çözümü için, “Ege balıklarındır” deyince bütün sahillerde şerefine kadehler kaldırılmıştı. Bugün aynı Çipras, “Türkiye aldı başını gitti, yönetim muhakkak Ankara ile görüşmeli” demeçleri veriyor.

Net; Yunanistan’ın bugün stratejik ve jeo-politik rakımı deniz zaviyesindedir!

Bu yüzden Akdeniz’de deli gibi bir İsrail’e, bir Mısır’a bir Fransa’ya ümit için sarılıyor. Son İtalya anlaşması dahi, olsun da içi önemli değil mantığıyla kurulmuştur.

Türkiye ise hep söylenen ama bir türlü hakkı verilmeyen “stratejik değerini” iyice katlamış, kıymetlendirmiş durumda. Muhataplarının evsafı zaten bunu gösteriyor. Rusya, ABD, Almanya, İngiltere, vs.

Hem nitel hem nicel avantajlarına rağmen Türkiye, Akdeniz’deki tüm sorunların hiçbirinde Yunanistan’ı “eziklemiyor”. Bir çok kimse merhameti marazi bulabilir. Allah bu meziyeti bizden eksiltmesin. Çünkü bu dünyaya yutturulan dış politika anlayışına ancak moral değerlerle donatılmış alternatif sunulabilir. Tersine Yunanistan’ı “dahil etmeye” çalışıyor; Ankara’nın “yanlış yerde duruyorsun” uyarısı tam bu anlama geliyor! Bize göre yanlış yer değil o, dünyanın dönmeye başladığı yöne göre yanlış. İttifak kurduğu ülkelerin bölgesel ve küresel dengelerdeki kaymalarını, erimelerini görmüyor. Bu yüzden içlerinde en korkan da o.

Oysa Atina habis inadını bırakıp Türkiye ile merhametli masaya otursa yine kazanacak.. Ama...

Yunanistan, Türkiye karşıtlığının bir strateji olmadığını göremeyecek çünkü iç politikada işe yarıyor. Kendi halkına karşı eksiklerini yamıyor.

Atina tek şunu doğru görüyor; Türkiye’nin Akdeniz çanağındaki gelişimi o denli hızlı ve ezici ki, önünde sonunda bu stratejik ağırlığın Ege’nin sularını Yunanistan kıyılarına vurması kaçınılmaz olacak.

İlla savaş anlaşılmasın, gerek de yok; Başta Girit artı uluslararası hukuka göre silahlandırılmış adalar o masaya gelecek. Yıllardır Ege’de sürdürülen hukuksuzluğun celbi Yunanistan’ın kapısını çalacak...

Zaten “çatışmaya hazırız” diyen resmi ağızlarının bir başka kabulü de, Türkiye’nin adı geçen güçlerini kullanmaya hazır olduğunu anlamaları.. Yunanistan bunu göze alamaz. Çünkü matematik, mantığın alt dalıdır...

Google+ WhatsApp