Türk Devletleri Topluluğu kuruldu..

Türk Devletleri Topluluğu kuruldu..


12 Kasım’da İstanbul’da, Türkçe konuşan devletleri biraraya getiren toplantıda, alınan çok mühim bir kararla TDT (Türk Devletleri Topluluğu) kuruldu. Son zamanların en başat hadiselerinden birisidir bu. Karar, sâdece hayli geniş bir coğrafyaya yayılan Türk topluluklarının târihi îtibârıyla değil, tekmil dünyâ jeopolitik târihi için son derecede mühim bir gelişmeye işâret ediyor.

 

Evvelâ ,”Türkiye yalnızlaşıyor” diyenlere güzel bir cevâp oldu bu. Tuhaf olan, “Türkiye yalnızlaşıyor” diye şikâyet edenlerin yalnızlaşmayı en fazla isteyenler olması. Bunlar, atılan adımları Yeni Osmanlıcı veyâ Pantürkist “mâceralar” olarak târif eder; daha sonra da Batı karşısında direnç göstermeyi de yalnızlaşma olarak bir ağlama duvarına çevirirler. Bu toplantıda alınan topluluk oluşturma kararı, Türkiye’nin seçeneklerinin tükenmediğini , hiç de yalnızlaşmadığını apaçık gösteriyor. Aslında yalnızlaşan ve büzüşen Türkiye değil, başta Avrupa Birliği devletleri başta olmak üzere Batı’nın kendisi..Görmedikleri işte bu…

 

Türk Devletleri Topluluğu en başta Avrupa Birliği’ne verilen esaslı bir cevâp. Bu kararla berâber, Türkiye’nin konumunun AB nezdinde bambaşka olacağını düşünüyorum. Eğer AB yaşamak istiyorsa Doğu’ya, Asya’ya sağlam bir açılım yapmak zorunda. Bu da bundan sonra sâdece Türkiye’yi kazanmakla mümkün olabilir. Eğer hâlâ peşin hükümlerinin hâricinde bir akılları kaldıysa bunu görürler. Evet Türkiye’nin, Azerbaycan ile berâber en baskın kanadını oluşturduğu bu merhale, zannedildiği gibi onun için bir eksen kaymasına, yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirdiğine işâret etmiyor. Tam tersine, yakın zamanlara kadar “kapıda beklemek” mânâsına gelen bir Batı karşısındaki duruşunu tahkim ediyor.

 

Türk Devletleri Topluluğu’nun vücut bulmasında zamanlama da son derecede elverişli görünüyor. Brexit sonrası İngiltere, yürüttüğü küresel siyâsetler îtibârıyla Türk Devletleri Topluluğu’nun şekillenişini muhtemelen müspet bir gelişme olarak görmüştür. Büyük Oyun’da Rusya’yı gerileten, Almanya’nın Drang nach Osten hülyâlarını hâriçte bırakan her nevi adım İngiltere’nin desteğini alacaktır.

 

Rusya’nın bu gelişmeyi îtidâlle karşılaması kayda değer bir durumdur. Topluluğun en fazla dikkât etmesi gereken husûsun da bu olduğunu düşünüyorum. Rusya, yakın zamanlarda artan temaslarla, Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını tecrübî olarak anlamış durumda. Türkiye artık fiilen NATO’nun içinde değil. Ruslar bunu çok iyi görüyorlar. Türkiye’yi düşmanlaştırmak gibi târihsel Rus bakışı bu tecrübenin içinde buharlaşıyor, mânâsını kaybediyor. Yakındoğu veyâ Doğu Akdeniz’de ise, başta Sûriye olmak üzere istediklerini zâten elde etmiş durumdalar. Bu coğrafyada Türkiye ile sorunlu olmalarını ayrı bir fasıl olarak değerlendiriyorlar. Diğer taraftan, Kafkasya’dan başlayarak Türkistan coğrafyalarında artık tek taraflı olarak belirleyici olamadıklarının farkındalar. Burada artan bir Çin tesiri olduğunu çok berrak görüyorlar. Karadeniz ve Doğu Avrupa’da ABD ile çetin bir mücâdele içinde oldukları âşikâr. Ama Asya ve Pasifik’de ABD-Çin hesaplaşmasında arada kalarak, bir denge siyâseti idâme ettiriyorlar. Bu mücâdeleye ilkesel olarak girmiyor, bu iki gücün birbirini yıpratmasına seyirci kalmayı tercih ediyorlar. Asya’da artan Çin nüfûzu, Rusların geleceğe dönük en büyük endişesini oluşturuyor. Artık Türkistan devletlerinin içindeki kadroları eskidi. Halklar nezdinde ise îtibârı zâten yok. Bu boşluğu Türkiye’nin Türkistan; Türkistan’ın ise Türkiye açılımı üzerinden izâle etmeyi akılcı bir tercih olarak gördüklerini düşünüyorum. Bu birliğin en fazla Çin’i rahatsız edeceğini görüyorlar.

 

Evet, bu kurucu adımın en fazla Çin’de mâkes bulduğunu ifâde edebiliriz. Bundan sonra, Türkiye’nin aktörü olduğu her uluslararası sorunda, karşı bloklaşmalarda Çin’i daha fazla görürsek şaşırmayalım. Çin belki de İpek Yolu’nun orta kuşağından vazgeçip, ağırlığını Afganistan, İran ve Suriye üzerinden alt kuşağa verme kararı alabilir. Çin aklına çok fazla akıl, sır erdiremiyoruz. Belki de tersi olur. Çin bu tabloyu, Uygur sorununu çözerek ve Türk Hattı’na yakınlaşmak üzerinden lehine çevirmek isteyebilir. Türkiye, en azından kendi payına düşeni yapmak, bu ikinci ihtimâlin gerçekleşmesi için Türkiye-Çin ilişkisini derinleştirmek için ön almayı denemelidir. Bakacağız..

 

Türk Devletleri Topluluğu, dünyânın kıtalararası en merkezî noktalarından birisine yerleşti. İnşaallah devâmını getirebiliriz. Allah mahçup etmesin.. Bu vesile ile bu işlere bir asır evvelinden gönül ve emek veren büyük insan İsmail Gaspıralı’yı tekmil yoldaşlarıyla berâber derin bir hürmetle yâd ediyorum…

Google+ WhatsApp