Trump savaşı kaybetti

Trump savaşı kaybetti


ABD’de 2016 seçimlerinin sonuçları sürpriz olmuştu. Çünkü sadece ABD kamuoyu değil bütün dünya kamuoyu Hillary Clinton’un başkanlığına hazırlanıyordu. Zihinler buna yönlendirilmişti. Ama beklenenden tamamen farklı bir sonuç alındı. 

 

O zaman kendini ruhen ve bedenen ABD başkanlığına ciddi bir şekilde hazırlayan Clinton ise iyice perişan olmuştu. Çünkü ABD halkının kendisi gibi devlet yönetiminde önemli makamlarda bulunmuş, tecrübeli birini bırakıp bir kabadayıyı seçeceğini düşünmüyordu. 

 

Tabii o zaman Trump’ın seçimleri kazanmasında ülkedeki seçim sisteminin de önemli rolü olmuştu. Çünkü bu ülkede başkanlık seçim sisteminde sonuçları ülke genelinde alınan oyların oranı değil eyaletlerin çıkardığı delegelerin sayısı belirliyor. 

 

Sonuçlar Bayan Clinton’u ciddi şekilde sarsmıştı. Ama o sadece psikolojik tepkilere başvurarak rahatsızlığını bastırmaya çalıştı. Sonuçlara ise razı oldu ve seçimler hakkında zihinlerde birtakım tereddütler oluşmasına neden olacak iddiaların peşine pek düşmedi. Fakat ülkedeki derin devlet güçleri arka planda Rusya’nın oyunlarının rolü olduğu iddiasında bulunarak Trump’ın zaferi hakkında kafaları karıştırmaya çalıştılar. 

 

Ülkedeki siyonist lobi ise her iki adaya da eşit mesafede duruyormuş görünümü vermeye çalışırken, perdenin önünde Clinton’la arkasında ise Trump’la yan yana durdu. Çünkü hangisinin kazanacığını güçlü bir şekilde tahmin edemiyor, her ikisini de kendine mahkum etmek ve yeni dönemle ilgili hesaplarını garantiye almak istiyordu. Ancak Trump’a daha çok güveniyor ve onun kazanmasını kendi çıkarları açısından faydalı görüyordu. O yüzden perde arkasında onunla daha sıkı ve güçlü ilişkilerde bulundu. Bu tutum siyonist lobilerin genel bir politikasıdır. 

 

Aslında Trump bizzat kendisi de 2016  seçimlerini kazanabileceği konusunda çok güçlü bir kanaate sahip değildi. Ama Amerikan toplumunda beyaz Amerikalılık kimliğini öne çıkaran ırkçı söylemlerin rağbet gördüğünün farkındaydı. Bu söylem zaten onun karateriyle ve anlayışıyla da örtüşüyordu. Dolayısıyla bu söylemden ciddi şekilde istifade etti. Ayrıca ABD’nin kıtalar ötesi operasyonlarının artık yük olduğunu söyleyerek bu operasyonlara yapılan harcamaları azaltmak için askerlerini çekeceği vaatlerinde bulunmasının da tesiri oldu. Çünkü Amerikan toplumu artık askeri operasyonlara değil kendi ekonomik sorunlarına öncelik verilmesi ve ekonominin iyileştirilmesi için ataklar yapılmasını istiyordu. 

 

2020 seçimlerinde Trump kendine ciddi şekilde güveniyor ve rakibini çok pısırık, güçsüz biri olarak görüyordu. Bu yüzden de sık sık onu küçümseyici açıklamalarda bulunuyordu. Amerikan halkının kendisi gibi bütün dünya liderlerine talimat veren, Çin’le ekonomik savaş yürüten, İran’a saldırılar düzenleyen birini bırakıp da Biden gibi pısırık birini seçeceğini hiç düşünmüyordu. Ayrıca başkanlık döneminde siyonist işgal devletine verdiği desteklerin, muhtelif Arap ülkelerinin işgal rejimiyle ilişkileri başlatmalarına öncülük etmesinin siyonist lobinin kendisine tam destek vermesine vesile olacağını ve bunun da seçim zaferi kazanmasında önemli rolü olacağını ümit ediyordu. 

 

Ama beklediği gerçekleşmedi. Aslında ABD’nin 2020 seçimleri, bu ülkedeki siyonist lobinin gücünün biraz abartıldığını, sanıldığı gibi sonuçları belirleyecek kadar bir etki gücüne sahip olmadığını da ispat etmiştir. 

 

Sonuçlara razı olmayan Trump, seçimlere hile karıştırıldığını iddia ederek bazı eyaletlerde oy sayımlarının yenilenmesi için itirazlarda bulundu. İtirazlarının bazıları kabul edildiyse de sonuç değişmedi. 

 

Fakat Trump yine sonuçlara razı olmayarak bileğin ve silahın gücünü devreye sokmaya çalıştı. Gerek seçimlerle ilgili şüpheler ve gerekse sonuçların değiştirilmesi için kuvvete başvurulması demokrasiyi tabulaştıran ülkelerin bile buna bağlı kalmada samimi olmadıklarını göstermiştir. 

 

Sonuçta Trump, bütün yollara başvurmasına rağmen savaşı kaybetti. Kongre’nin işlemesini engellemek için kuvvete başvurması ise onun sicilinde kara bir leke olarak kalacaktır. 

Google+ WhatsApp