Tiksinti Veren Hezeyan ve İftiralar

Tiksinti Veren Hezeyan ve İftiralar


Bu kadar çok kritik gelişme varken, ülkeyi ve bölgeyi hatta küresel dengeleri sarsan mücadeleler geleceğe ilişkin kaygıları iyiden iyiye karamsarlaştırırken saplantılı ve sapkın tiplerle uğraşmanın ne âlemi var! Korona virüsün Çin Seddi’ni aşarak Roma meydanlarından Washington’un görkemli plazalarına değin hiçbir sınır ve sınıf tanımaksızın bütün dünya sathında tartışmasız bir korku imparatorluğu kurarak kitleleri, orduları, devletleri esaret altına alması modern zamanların en önemli ibret tablolarından biriyken üstelik…

 

Rusya ve Amerika’nın emperyal siyasetinin iki ileri, bir geri hamlelerle savuşturmaya çalışıldığı, Suudi Arabistan ve İran’ın bölgede despotik rejimleri tahkim ederek Müslüman halklara kan kusturmasına mani olmak üzere düşe kalka çareler arandığı bir vasattayız. AK Parti’den ayrılan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi, Ali Babacan’ın Demokrasi ve Atılım Partisi’yle aldıkları pozisyonun Türkiye’de nasıl bir siyasal-toplumsal denge oluşturacağını bile doğru düzgün tartışamadığımız stresli bir iklimdeyiz. 

 

Zulüm Sever Ama Adalet Sevmez

 

Bu günlerde korona virüsün saldığı dehşet ve korku üzerine tartışan veya alınan tedbirlerin yeterli mi yetersiz mi olduğu üzene kanaat belirten çok sayıda yazı kaleme alınıyor. Uzmanlardan daha çok her konunun uzmanı medya gediklilerinin verdiği malumatlarla kamuoyu gece gündüz özenle paniğe sevk ediliyor. Komplo teorilerine pek meraklı avam ve havas el ele verip soluduğumuz atmosferi daha bir zehirliyor. İsimsiz, adressiz, tarihsiz ve doğru düzgün okunup anlaşılmamış mesajlar alelacele “ilet” butonuyla bütün dost ve akrabalara ulaştırılıyor. “İletildi” ibareli zincir kesintisiz bir biçimde işliyor, vehim ve vesveseleri besleyip yaygınlaştırıyor sadece.

 

Gecikerek de olsa bugün başka bir konuya temas etmek istiyorum. 1996-97’de kurulan ve 28 Şubat askeri darbesiyle düşürülen Refah-Yol Hükümeti’nin Adalet Bakanı Şevket Kazan geçen hafta vefat etti. Kazan’ın vefatı üzerine siyasal kimliği ve misyonunu tahlil eden yorumlardan ziyade herkes durduğu yere göre bir tutum belirledi. Gerek bakanlığı döneminde gerekse 28 Şubat davası sürecinde sergilediği kimi söylem ve eylemleri üzerine yapılacak eleştirilerimiz olmakla beraber Allah-u Teâlâ kusur ve günahlarını affetsin, diyerek bu tartışmayı şimdilik bir kenara bırakalım. 

 

Mesela Cumhuriyet yazarı Enver Aysever’in Şevket Kazan’ın vefatı üzerine kaleme aldığı çirkinlik ve çirkeflik sembolü yazısının başlığı şöyleydi: “İnsanlığın korkacağı esas virüs siyasal İslam’dır!” Emperyalistler gibi yerli işbirlikçileri ve uzantılarının da İslam’ın önüne yerleştirdikleri ‘siyasal’ ifadesi/ibaresi hepimizin bildiği üzere aslında bir paratoner işlevi görüyor. Sömürgeci Batı’nın ürettiği aydınlanma-ilerleme tezlerine tapan Aysever tipik bir pozitivist, kronik bir İslam düşmanı olarak biliniyor. 

 

Ajitasyon ve Propaganda Genlerinde Var!

 

Soruyorum siz Aysever kindar, dengesiz ve de arsız olmasa şu türden hezeyanlarını ulu orta toplumun üzerine kusabilir miydi: “Siyasal İslam insanlığın kanını emen esas virüstür. Bilime, sanata, kadına her şeye düşman garip bir dindir bu. Sadece paraya, çıkara tapanlardan oluşan bir din.” (Cumhuriyet, 12 Mart 2020) Aysever’in yazısının her yerinden (ruh halinin tezahürü olsa gerek) pislik, çirkeflik, irin taşıyor; makale değil meydanlara taşmış bir “lağım çukuru” resmen!

 

Kemalist-sol cephenin ideolojik saplantı ve siyasal manipülasyonlarını kritik etmek bakımından Enver Aysever işlevsel bir ‘prototip’tir. Hem sosyalist ve demokrat hem de Kemalist ve Baasçı, hepsi bir arada! Yazısına Şevket Kazan ile Adolf Hitler arasında bir benzerlik kurarak başlayan birine birkaç soru sormak lazım: “Atatürk’ün Adalet Bakanı” ve Kemalist hukukçuların idolü Mahmut Esad Bozkurt gibi ırkçı-faşist bir rol oynamadığı için mi Hitler’e benzettiniz Şevket Kazan’ı? Mahmut Esat Bozkurt gibi “Bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır” gibi ırkçı-faşist ilkeler vaz etmediği için mi “gerici” ilan ettiniz onu?

 

Bülent Ecevit Hükümeti’nin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk gibi onlarca insanın canına mal olan “Hayata Dönüş” operasyonu gibi katliam emirleri vermediği, tecridi esas alan F Tipi cezaevleri inşa etmediği için mi “kan emici” ilan ettiniz onu?

 

Şevket Kazan’ın 28 Şubat darbe sürecinde Genelkurmay Karargâhı’nda verilen irtica brifinglerine Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri gibi koşar adım gitmediği için mi saygıyla anılamayacağını üfürüyorsunuz ortalığa?

 

Veli Küçük, Teoman Koman, Cemal Temizöz gibi adı JiTEM’le beraber anılan Kemalist Subaylarla beraber çalışmadığı, faili meçhul cinayetler ve işkencelerle beraber anılan karanlık kadroları revize edip sahaya sürmediği, topluma korku ve dehşet salmadığı için mi siyasal İslamcıları “esas virüs” ilan ettiniz yoksa?

 

Rahat olun; Tek Parti ve Tek Adam Cumhuriyeti’ni ayakta tutan İstiklal Mahkemesi terörü, Dersim Katliamı, Mustafa Muğlalı’nın 33 Kurşun’u gibi kurucu değerlerinizden yola çıkıp, neden Esedçi/Baasçı olduğunuzu, Rusya’nın emperyal siyasetine çanak tuttuğunuzu bugün burada izah etmeyeceğim. Nefret ve düşmanlıktan neşet eden hezeyan ve iftiralarınızın ürettiği edepsiz, müfteri ve işbirlikçi karakteriniz aşikâr zaten. 

Google+ WhatsApp