Teşekkürler Işık, teşekkürler Sabih!

Teşekkürler Işık, teşekkürler Sabih!


Biz sabahtan akşama kadar anlatsak, nafile..

 

Yetinmesek, akşamdan sabaha kadar da devam etsek.

 

Hep boş..

 

Onlar kendileri itiraf edince..

 

Gerçek bal kabağı gibi, ortaya çıkıyor.

 

Neden bahsediyorum?

 

CHP çizgisinin, dindarlarla “helalleşme” atağından.

 

Peşinen söyleyeyim.

 

Böyle bir helalleşme isteğinde bulunmalarından, hiç sıkıntı duymam.

 

İtiraz etmem..

 

 

Aksi davranış, itikadi açıdan bile büyük bir sıkıntı içerir..

 

Ne demek yani, “Yanlış yaptık. Düzeltiyoruz. Helallik istiyoruz” diyen insanlara..

 

Samimi şekilde “helallik” isteyenlere..

 

Biz kimiz ki, “Hayır helallik vermeyiz. Siz bizi kandırıyorsunuz” diyelim..

 

Yeter ki..

 

Samimi olsunlar.

 

 

Yeter ki..

 

Aynı yanlışları, aynı zulümleri tekrarlamayacaklarına dair bir işaret versinler..

 

Yanlışları düzelttiklerine dair, somut örnekler sunsunlar..

 

Adamların hayatı yalan.

 

Hayatı palavra.

 

Hayatı din karşıtlığı ile geçmiş..

 

Güçlü oldukları dönemde, “Ezeriz, keseriz, yok ederiz” tehditleri ile ömürlerini tüketmişler.

 

Şimdi, yenemedikleri siyasi lideri alt etmek için.

 

Girmedikleri kılık kalmıyor.

 

Ama o kadar pespaye bir riyakarlık sergiliyorlar ki..

 

Genel başkanları “helalleşme” derken.

 

Aynı saatlerde grup başkanvekilleri “Ortaçağ kafası” deyip, hakaretlerini sürdürüyor.

 

Genel başkanları, “Söylemimizi değiştiriyoruz, MYK’ya başörtülü bir hanımı da aldık” derken..

 

Yanıbaşındaki partinin yetkilisi “Matematik’in M’sini bilmeyen eğitim sistemi” diyerek, dün işledikleri ne kadar zulüm varsa, “katsayı”sından, “başörtü yasağı”na kadar, hepsine büyük bir özlem duyduklarını itiraf ediyor.

 

Son örnekleri de..

 

Fazilet Partisi kapatılırken, Yargıtay Başsavcısı koltuğunda oturan.

 

İftiralar eşliğinde, Fazilet Partisi için “kapatılma” talebinde bulunan..

 

Yetinmeyip..

 

AK Parti kurulduğunda da, başörtülü kurucuların olamayacağını iddia ederek, kapatma öncesi ihtar yollanması talebinde bulunan.

 

Böylece..

 

Başörtüye tahammülsüzlüğünü, düşmanlığını ispat eden Yargıtay Başsavcılığı’ndan emekli Sabih Kanadoğlu’nun, CHP’nin yarı resmi gazetesi Cumhuriyet’te, Işık Kansu’ya röportajı.

 

Işık Kansu kim demeyin.

 

Tek özelliği, babasının oğlu olması.

 

Babası kim?

 

Geçtiğimiz haftalarda, CHP’li Çankaya Belediyesi’nin büstünü açtığı Ceyhun Atuf Kansu.

 

Ne özelliği var.

 

Ne özelliği olacak.

 

Bolca Atatürk övgüsü..

 

Laiklik kavramını, dindarlar aleyhine kullanma politikası..

 

Halka düşmanlık.

 

Bu özellikler oldu mu.

 

CHP’li belediyeler, israf falan demezler.

 

Hemen büstü dikerler...

 

Oğlu-kızı ne varsa.

 

Hepsini alıp, en ayrıcalıklı kadrolara yerleştirirler..

 

“Kansu baba-oğul” örneğinde de öyle olmuş.

 

Baba Kansu’dan bir aktarım daha yapayım.

 

Kim olduğunu daha iyi tanıyın:

 

“Laikliğe karşı gerici direniş ve savaşın kökünü, toplumun temel yapısında aramak gerekir.”

 

“Gerici direniş”ne demek?

 

CHP Genel Başkanı’na soralım.

 

Soralım ki, o da Çankaya Belediye Başkanı’na sorsun: “Be ahmak! Şimdi zamanı mı, dindar insanlara ‘gerici’ diyen birisinin büstünü yapmak için. Adamları ne güzel- tavlıyorduk. Uyandırdın enayileri.”

 

Bir cümle daha, baba Kansu’dan:

 

“Ne zamanki halktan ayrı ve yaşaması halkın sömürülmesine bağlı bir yönetici egemen sınıflar doğuyor, halkla yönetici sınıflar arasında ekonomik açıklıklar ortaya çıkıyor, o zaman yönetici sınıf yanına yobazlığı, softalığı, dinsel baskıyı alıyor. Halkın geri kaldığı ve bu geriliğin belli bir sınıfa çıkar sağladığı, geri ekonomik-toplumsal bir düzende, çıkarları bu düzenin sürdürülmesine bağlı yönetici sınıflar(…) dinsel kavramlar, dinsel hayatı bir araç olarak, bir baskı ve düzen aracı olarak kullanıyorlar.”

 

Kim kimi baskılamış acaba?

 

Dindarlar laikçileri mi? Yoksa laikçiler mi, dindarları..

 

Her neyse.

 

 Eski dönemin sözlerini bir kenara koyup, oğul Kansu’ya gelelim..

 

Oğul Kansu da şimdi, “bir yurtseverin cumhuriyet karşıtları ile savaşı” başlığı atmış, yazı dizisine.

 

Cumhuriyet karşıtlarının kim olduğunu, tahmin ediyor olmalısınız.

 

Dindarlar.

 

Başörtülüler.. Sakallılar..

 

“Ali bey işkembeden sallıyorsun” mu diyorsunuz.

 

Buyrun daha dünkü Cumhuriyet’te, başörtü yasakçısı olarak tanıdığımız Sabih Kanadoğlu’nu yurtsever savcı olarak tanıtan Işık Kansu’nun yazı dizisinden küçük bir alıntı:

 

“1965’te nöbetçi savcı olarak görevdeyken 3. Ordu Kurmay Başkanı’ndan bir şikâyet dilekçesi geldi. Kuyucu Murat Paşa Camii imamının, bayram vaazı sırasında irticai nitelikte ve çirkin ithamları da içeren ve o dönemde yürürlükte olan TCK’nin 163. maddesine aykırılık oluşturan sözler sarf ettiği yolundaki bir şikâyetti bu.

 

Soruşturmaya başladım ve imamın tutuklanmasını istedim. Talep reddedildi.

 

(..)

 

Mücadeleye devamla sorgu hâkimliğine dava açtım. Konu ağır ceza mahkemesine geldi. Ağır ceza mahkemesi başkanı Adil Güllapoğlu tutuklama kararı verdi.”

 

Alkış..

 

En büyük alkışı da, Yeni Asya’dan bekliyorum..

 

Gargaraya gelmesin.

 

Kazım Güleçyüz’den İbrahim Özdabak’tan.. Cevher İlhan’dan.

 

Haydi bakalım, CHP şakşakçılığınızı bu sözler üzerine bir daha izah edin.

 

Durun, bir cümle daha aktarayım, Tayyip Erdoğan’ı ve çizgisini mahkum etmek için, 1999’da Fazilet Partisi’ni kapattıran.. 2002’de başörtülü kurucu olamayacağı iddiasıyla AK Parti’ye kapatma ihtarlı yazı gönderten, sonrasında Tayyip Erdoğan’ın şiir okuduğu için aldığı mahkumiyetten dolayı sabıkası olduğu ve milletvekili olamayacağını öne sürüp, başaran Sabih Kanadoğlu’nu daha iyi değerlendirin:

 

Bugünlerde Yeni Asya’nın paralel yayın yaptığı Cumhuriyet’teki dünkü dizi yazıdan Sabih Kanadoğlu ağzından aktarıyorum:

 

“Bu dava, Nurculuğun gerçekte Cumhuriyet ve laiklik ilkesi için ne kadar büyük bir tehlike olduğu iddiasıdır.”

 

Ne diyeyim..

 

Allah, Milli Görüşçüsü ile Nurcusu ile Süleymancısı ile tüm unsurları ile bütün Müslümanlara, basiret nasib etsin..

Google+ WhatsApp