Terleme ve terletme

Terleme ve terletme


Son günlerde Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hayli düşündürücü seyrediyor. Biden’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi nihâyet açıklandı. Artık Biden ve ekibinin hangi siyâsetleri tâkip edeceğini kestirebilir hâle geldik. Kasım seçimlerine giden süreçte başlayan ve herkesi, futbol tâbiriyle “top çevirmeye”, zaman kazanmaya iten bir belirsizlik süreci de sona ermiş oldu. Tabiî ki bizi esas alâkadar eden Demokratların Ortadoğu’da ve Türkiye’de tâkip edecekleri siyâsetlerdir. Açıklanan metin Biden ekibinin birinci derecedeki odaklanmasının Çin ve Pasifik olduğuna işâret ediyor. Buna eşlik eden diğer bir yoğunluk alanı ise ABD-AB ilişkileri. Bu Türkiye açısından ne demektir? Yapılabilecek ilk çıkarsama, Demokrat iktidârın Ortadoğu’ya, belki Trump kadar ağırlık vermeyeceği olabilir. Bilindiği gibi Trump’ın en göze batan dış siyâset oyunu, Arap dünyâsı ile İsrâil arasındaki bağları alabildiğine güçlendirmek ve İran karşıtı bir siyâset izlemek üzerine kurulmuştu. Küre Koalisyonu olarak da isimlendirilen bu ittifâk, anti-İran olduğu kadar anti-Türkiye bir boyut da taşıyordu. Trump asla Türkiye ile doğrudan çatışmak istemedi. Bunu, Küre Koalisyonu ve PKK üzerinden dolaylı yürüttü. Ama senaryoda tuhaf bir şekilde Rusya dışarıda bırakılıyordu. Rusya bunu fırsat bildi. Örselenen İran’ı yanına aldı ve 2015’de Sûriye’de attığı adımı sağlama aldı. Diğer taraftan, içinde, başta Sûriye olmak üzere pek sorun taşısa da NATO tarafından dışlanan diğer bir güç olan Türkiye ile müzâkere etmeye, işbirliği alanları geliştirmeye dayalı ilişkiler inşâ etti. Türk Akımı, S400 ve Akkuyu projeleri bunu taçladı. Dahası Soçi-Astana Üçlüsü’nü devreye soktu. Bu adımlar Rusya’ya gerek Akdeniz, gerek Afrika coğrafyasında derinlik kazandıran açılımlar sağladı. Kendisi için hayâtî bir değer taşıyan AB ile Türk Akımı ve Kuzey Akımı üzerinden bağlarını pekiştirdi. Küre koalisyonu ile de arasını asla bozmadı.

En başta İsrâil ile bağlarını zinde tuttu. Ara ara İsrâil’in İran yanlısı Hizbullah’ı, hatta bizzât Sûriye rejimini bombalamasına asla ses çıkarmadı. PKK ile teması ise hiç kesmedi.

Şimdi Biden, Transatlantik projesi üzerinden eş anlı olarak hem Rusya’yı hem de AB’yi kuşatma plânını devreye sokmaya gayret ediyor. Rusya apaçık ve doğrudan, AB ise, başta Almanya olmak üzere dolaylı tehdit altında. Ortadoğu’da ise İsrâil’e karşı bir mesâfe alıyor. İran ile normalleşmeyi esas aldığını vaz ediyor. Küre koalisyonuna mensup devlet taslaklarını ise dışlıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve BAE kendilerini açığa düşmüş hissediyorlar. Türkiye Cumhûriyeti ise sâdece dışlanan değil, üzerine gidileceği, aşama aşama sıkıştırılacağı kesin olan bir güç. Biden siyâsetlerinin ağırlaşması, Trump dönemine göre daha sıkıntılı günlerin Türkiye’yi beklemekte olduğuna dâir kötümser yorumları da sürüklüyor. Şu söylenebilir; Türkiye için, Trump dönemi ile mukayese edilirse Biden döneminin çok daha “terletici” bir dönem olacağı âşikâr. Evvelâ nerede terleyeceğimize bir bakalım. Ekonomik sıkıştırmalar, Türkiye-Yunanistan geriliminde yaşanabilecek tırmanmalar, Irak ve Sûriye’de PKK devletinin kurulmasına dâir teşebbüslerin artışı ilk akla gelenler. Ama bana kalırsa en kritik olan Türkiye-İran geriliminin yükselmesi. ABD, PKK-İran bağını güçlendirerek Türkiye’yi zorlayacak görünüyor. Yeni dönemin “gözdesi” İran yeni tabloyu, taktik bir körlükle bir fırsata çevirmek telâşında. Bunlar yaşanan sürecin karanlık tarafları. Diğer taraftan Türkiye, sıkışmış olan AB(Fransa-Almanya) ve Rusya için çok daha hayâtî bir değer kazanıyor. Yakın zamanlarda, Ermenistan-Azerbaycan savaşı esnâsında Rusya ile Türkiye arasında sağlanan Hazar işbirliği ve Türkiye-AB arasındaki yoğunlaşan görüşmeler trafiği dikkât çekici. Bu, Türkiye’nin faydasına olarak Doğu Akdeniz’de Fransa-Yunanistan ittifâkını zayıflatacak, Libya’da elini rahatlatacak olan bir gelişme. Nihâyet Rusya’nın Katar ve diğer Körfez devletçikleri üzerinden başlattığı açılım çok düşündürücü. Biden tarafından açığa düşürülen Mısır ve İsrâil Türkiye’ye dâvetkâr adımlar atmaya başladı. Sûriye’nin geleceğinin Türkiye-Katar ve Rusya tarafından ortak bir görüşte ele alınması çok ciddî bir adımdı. Lavrov’un Körfez ziyâreti, Kuveyt ile Suudi Arabistan’ın, Türkiye’nin stratejik ve ekonomik “dostu” Katar ile yakınlaşma arayışlarına girişmesi, Mısır’ın, Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye’yi kollayan ve Yunanistan’da panik yaratan adımlar atması, Türkiye-Mısır görüşmelerinin başlaması, İsrâil’in Türkiye’ye dâvetkâr yaklaşımları çok şaşırtıcı, ama nihâyetinde Türkiye’nin elini güçlendirecek gelişmeler. Şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Artık bir çözülmeler dönemine giriyoruz. Ne Küre Koalisyonu ne de Astana Üçlüsü işlev görebilecek. Bunun yerine yeni işbirlikleri yükseliyor. Belirleyicileri ise Rusya-AB, Rusya-Mısır, Rusya-Körfez, Rusya-İsrâil, Türkiye-AB, Türkiye-Mısır, Türkiye-Körfez, Türkiye-İsrâil ilişkileri olacak. Bu yakınlaşmalar veya muhtemelen buradan doğacak yeni ittifaklar Yunanistan, İran ve PKK’ya oynayan ABD siyâsetlerinin işini bir hayli zora sokacak. Evet Türkiye terleyecek, ama o nispette de terletecek…

Google+ WhatsApp