Temenniler yarışıyla dünya güzelleşir mi?

Temenniler yarışıyla dünya güzelleşir mi?


Elbette güzel temennileri, gönüllere sükûnet telkin eden dilekleri hayatımızdan hiç eksik etmeyeceğiz. Ancak her gün listeye bir başkası eklenerek büyüyen birbirinden önemli gün ve haftalarda olduğu gibi yılbaşı vesilesiyle de iyilik, güzellik, refah ve barışa dair bir dizi temenniyi ifade etmek yaygın bir ezberden öteye fonksiyon icra etmiyor neredeyse. Çünkü söz ile eylem, konuşma ile pratik arasındaki makas giderek açılıyor. Aydınlanan, ilerleyen, teknolojik imkânlarla bilişim sistemlerine vakıf olan toplumlarda beklenenin aksine muazzam bir parçalanma ve çatışma yaşanıyor. Evet, hiç kimse dilinden düşürmüyor iyi dilek ve temennilerini ama suni ve iğreti gülümseyişlerden öteye geçip toplumsal adalet ve merhametin egemen olduğu bir dünya kurmak için çok az sayıda insan seferber olmuş durumda.

 

Bütün bilinçlendirme kampanyalarına rağmen neden başta kadına ve çocuklar olmak üzere şiddet bu denli dizginsizleşiyor? Üstelik meseleyi ataerkil perspektife bağlayıp güya kadın eli değen söylem ve formasyonların bunca yaygınlaştırıldığı bir vasatta şiddet iyiden iyiye sistematikleşip barbarlık düzeyi katlanarak çıkıyor karşımıza. Güvenlik sistemlerinin hemen her hareketi izleyip kaydettiği ve ceza yasalarının günden güne ağırlaştırıldığı modern zamanlarda hem mutsuzluk hem de şiddet sarmalına saplanıyor toplumlar. Sorun yoksulluk ve yoksunluktan öteye kışkırtılan haz ve tüketim duygularının doyumsuzluğuyla da ilgili bir yönüyle. Ancak nasıl ki vitamin, mineral, protein gibi temel değerlerin eksikliği bünyeyi türlü saldırılara açık hale getiriyorsa kişi, aile ve toplumda adalet ve merhamet duygularının eksikliği de benzer çöküntü ve çürümelere sebebiyet veriyor.

 

Ne geleneği bilip iyisini kötüsünü ayrıştırabilecek durumdayız ne de modernliği bilip iyisini kötüsünü ayrıştırabilecek durumdayız. Araf’tayız yani tam manasıyla hiçbir yere ait değiliz sanki. Bu aidiyetsizlik ve köksüzlük hissi birey ve toplumu iyice kırılgan hale sokuyor. Hırs ve arzularını kontrol edemeyen insanlar içine düştükleri bunalımın hesabını en yakınlarından başlamak üzere toplumdan sormaya kalkışıyorlar. Gece gündüz cinayet ve intihar haberlerinin detaylarıyla boğuşan bir aktüaliteye esir olduk. Ne kadar çok magazin, dizi ve futbol kültürü o oranda büyüyen huzursuzluk, yabancılaşma ve şiddet bataklığı duruyor karşımızda. Kemal Tahir’in bahsettiği gibi bir “devlet ana” da yok ortalıkta, Hz. Ömer’in dikkat çektiği gibi “adalet mülkün temelidir” ilkesi de egemen değil mahkemelere, çalışma şartlarına. Vatan, millet Sakarya nutuklarına yeni versiyonlar yazılıyor sadece. Herkes tepeden tırnağa yerli ve milli ama ülke üst aklın ajanlarıyla, ihanet şebekeleri, kanı ve sütü bozuk, nesebi belirsiz kripto unsurlarla dolup taşıyor! Olsun kimse bu yaman çelişkiye takılmıyor, slogan atmaya ve muhataplarını itham etmeye tam gaz devam ediyor.

 

Sağlam bir muhasebeye ihtiyaç var. Allah-u Teâla’nın yaradılıştan bizlere bahşettiği tertemiz fıtrata dönmeden ufkumuz açılmayacak. Tevhid ve adalet üzerine kurulan iman bütün hayatımıza nüfuz etmedikçe, ihlas ve salih ameli karakter edinmedikçe huzur ve sükünet bir hayal olacak. Cinayet, hırsızlık, zina, faiz, içki, kumar, riyakârlık, haset, fitne, nifak, yalan, israf, gösteriş, fal, anıt heykeller gibi günahları terk etmek için topyekûn seferberlik ilan etmek gerekiyor. Namaz ile sabır, namaz ile infak, namaz ile anne babaya ve akrabalara saygı, namaz ile yetim ve yoksullara kanat germek, namaz ile cihad, namaz ile tevazu, namaz ile takva, namaz ile kâfir ve zalimlerle mücadele arasındaki kopmaz bağın ihya ve inşa etmek gerekiyor. Kalpleri yumuşatan, merhamet duygularını coşturan, gönüllere sükunet verip akılları ikna eden hikmet ve güzel öğütle donanmış davetçilere ihtiyaç var. 

 

Kitap yüklü eşeklerden din öğrenen, nasihat dinleyen veya Samiri kılıklı hocaları örnek alan toplum iflah olmaz elbette. Kur’an’ı ahlak edinen, Resulullah’ın sünnetine sarılalım, önce kendimizden başlayarak iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak üzere yükselen bir hayat kuralım ki zamanı ve mekânı bütün bir insanlık için güzelleştirelim. Ter dökmeden, uykusuz kalmadan, bedel ödemeden, Allah’ın yardımını hak etmeden, gönülleri kazanmadan ne bataklığı kurutabiliriz ne de güzel bir dünya inşa edebiliriz çünkü.

 

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır.” (Bakara Suresi -177)

Google+ WhatsApp