Tebliğ ve Değişimde Tedrîc Yöntemi

Tebliğ ve Değişimde Tedrîc Yöntemi


‘Öncelikler ve dengeler fıkhı’ bağlamında dikkate alması gereken hassas ölçüleri göz ardı eden kimi Müslümanın önemli ile önemsizin, öncelikli olanla olmayanın, farz ile nafilenin vb. yerini değiştirebildiğini belirtmiştik. Şimdi ise İslâm’da “tedrîc” yöntemini görmeliyiz. TDV İslam Ansiklopedisi’nden özetleyelim: Tedrîc; teşrî‘ yöntemi olarak hükümlerin ilâhî irade tarafından bir defada ve bütün olarak değil tebliğ (ve değişim) süreci boyunca beşerî ve sosyal olgular dikkate alınıp peyderpey konulmasını ifade eder.

 

Kitap ve Sünnet’te hükümler konulurken dört çeşit tedrîc yönteminin uygulandığı görülür:

 

Birincisi önce hükümlerin genel ve soyut (küllî) ilkeler halinde bildirilmesi, ayrıntılı ve somut (cüz’î) düzenlemelerin sonradan yapılmasıdır. Mekke döneminde gelen amelî hükümler umumiyetle genel ve soyut niteliklidir. Bu hükümlerin somut davranışlara uygulanabilir düzeyde ayrıntılı hale getirilmesi Medine devrinde gerçekleşmiştir. Meselâ haksız yere cana kıyma, zulüm, israf, ölçü-tartıda hile, fitne-fesat çıkarmanın yasaklanması; adaletli davranma, iyilik ve yardımlaşma, infak etme, affedici olma ve yetimleri korumanın emredilmesi böyledir. Bu yöntemle Müslüman topluma kazandırılan ahlâkî duruş, Medine devrinde yapılacak ayrıntılı hukukî düzenlemeler için meşruiyet zemini oluşturmuş ve onların sorunsuz uygulanabilmesini sağlamıştır. Şâtıbî’ye göre Medine devrinde yapılan her düzenleme Mekke döneminde konulan genel ve soyut bir hükmün kapsamına girebilecek niteliktedir (el-Muvâfaḳāt).

 

İkinci yöntem, hükümlerin toplumsal yapı uygun hale gelinceye kadar geciktirilmesidir. İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu, düzenleme ihtiyacının belireceği zamana kadar hükümlerin açıklanmasının geciktirilebileceğini ve bunun fiilen gerçekleştiğini kabul etmiştir. 

 

Üçüncü yöntem bazı hükümlerin geçici olarak konulmasıdır. Meselâ anne baba ve akrabaya vasiyette bulunulması emri (Bakara 2/180) mirası düzenleyen ayetle neshedildi (Nisâ 4/11-12); Resûlullah artık vârise vasiyet yoluyla mal bırakılamayacağını belirtti (Buhârî, Vesâyâ 6; Ebû Dâvûd, Vesâyâ 6).

 

Dördüncüsü, aynı yükümlülükle ilgili hükümlerin aşama aşama gönderilmesidir; en çok kullanılanı yükümlülüğün kolaydan zora, azdan çoğa doğru arttırılması yöntemidir. Her aşama bir sonrası için sosyopsişik açıdan hazırlık niteliği taşır. Meselâ beş vakit namazın farz kılınması belli bir süreç içinde ve iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce sabah ve akşam olmak üzere iki vakit farz kılınan namaz, daha sonra günde beş vakit olarak emredilmiştir. İçki içme yasağı da böyledir. Kur’ân’da ilk aşamada hurma ve üzümden içki ve güzel rızık elde edildiği belirtilmiş, içki ayrıca zikredilerek güzel rızıktan sayılmamıştır (Nahl 16/67). İkinci aşamada içkide hem günah hem de yararlar bulunduğu fakat günahının yararından fazla olduğu açıklanmıştır (Bakara 2/219). Üçüncü aşamada sarhoş iken namaza yaklaşılmaması emredilmiş (Nisâ 4/43), son aşamada ise içki kesin biçimde yasaklanmıştır (Mâide 5/90-91).

 

Ayrıca hükümlerin konulmasında değil uygulanmasında Resûlüllah’ın gösterdiği hoşgörü anlamındaki tedric vardır ki buna “uygulamada tedrîc yöntemi” denilebilir… Bu tedrîc genel değil kişiye, topluluğa ve duruma özeldir… ‘Müslüman olmak için cihada çağrılmamayı, kendilerinden öşür alınmamasını, namazla yükümlü tutulmamalarını ve başlarına kendilerinden olmayan birinin yönetici yapılmamasını’ isteyen Benî Sakīf heyetinin namaz dışındaki isteklerinin kabul edilmesi (Müsned, IV, 218) bir tedrîc örneğidir. Hz. Peygamber’in Benî Sakīf’ten dinin bütün hükümlerine uymalarını istemesi durumunda onların İslâm’ı kabul etmeyeceklerini, buna karşılık Müslüman olduktan sonra zaman içinde hem öşür vereceklerini hem cihada katılacaklarını öngörmesi uygulamada bir geçiş dönemine müsamaha göstermesini gerektirmiştir.

 

Tedrîc yöntemi bazı sosyopsikolojik gerekçelere dayanır. Âişe annemizin, “Kur’an’dan ilk nazil olan, ‘mufassal’dan içinde cennet ve cehennemin zikredildiği bir sûredir. Helâl ve haram ise ancak insanlar peş peşe İslâm’a girmeye başlayınca nazil olmuştur. Eğer ilk inen ‘içki içmeyin’ emri olsaydı insanlar ‘içkiyi asla bırakmayız’ ve yine ilk önce ‘zina etmeyin’ emri inseydi ‘zinayı asla terketmeyiz’ derlerdi” şeklindeki sözleri (Buhârî, Fezâʾilü’l-Ḳurʾân, 6) belirtilen gerekçelere dikkat çekiyor. Bireylerin tek tek ve toplum halinde bağlı oldukları inanç, gelenek ve değerleri değiştirmeleri, bir anda ve mekanik olarak değil ancak sosyopsişik açıdan çeşitli aşamaları olan bir süreçte gerçekleşebilmektedir (TDV İslâm Ansiklopedisi., T. Türcan).

Google+ WhatsApp