Taha Akyol’un ‘kuvvetler ayrılığı’ arzusu

Taha Akyol’un ‘kuvvetler ayrılığı’ arzusu

Prof. Ali Fuat Başgil’den yaptığı alıntılarla, kuvvetler ayrılığının önemli ve gerekli olduğunu savunan Karar yazarı Taha Akyol, hilafetteki, güçlerin birliğinin de dinen yanlış olduğunu öne sürdü.

Uzun yıllar Hürriyet gazetesi yazarlığının ardından yaklaşık 3 yıldır Karar gazetesinde yazılarına devam etmekte olan  Taha Akyol, bugünkü yazısında ‘kuvvetler ayrılığı’nı konu aldı. Ak Parti’nin ‘demokratik değerlere’ bağlılığının ve Avrupa kaynaklı reformlarına övgüde bulunan Akyol, kuvvetler ayrılığının ‘Hakkın ve hürriyetin esas teminatı’ olduğunu ileri sürdü. 

Konuya ‘hilafet’ bağlamında da yaklaşan Akyol, ‘tarihen’ kuvvetler ayrılığı olmadığını ancak ‘dinen’ kuvvetler ayrılığı olması gerektiğini de savundu.

Kuvvetler birliğini, Bizans’a, imparatorlara ve krallara atfeten Taha Akyol, “Muhafazakar iktidarda kuvvetler ayrılığı” başlıklı yazısında şöyle diyor:

AK Parti, kuruluş belgelerinde Batılı demokratik değerleri vurguluyor, Avrupa Birliği kıstaslarını esas alıyordu.

İşte AK Parti’nin 2001 Kuruluş Programı’nda yer alan ilke:

Kuvvetler ayrımı ilkesi hassasiyetle uygulanacaktır. Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında denge ve denetim sağlanacaktır.” (Bölüm 2.4)

Dahası, Ak Parti Avrupa Birliği ilkeleri yönünde reformlar yaparak 2004 yılında “tam üyelik müzakereleri”ni başlatacak, Batı basınında yükselen yıldız olarak alkışlanan Türkiye’ye yatırım yağacaktı…

Fakat tarihin “güç” kanunu hükmünü icra etti, güçlenen Erdoğan, şöyle konuşmaya başladı:

Kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya, o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor. Diyor ki ‘senin de bir oynama sahan var’ diyor.” (17 Aralık 2012)

Evet, hukuk devletinde iktidarların anayasayla belirlenmiş bir ‘oynama yeri’ vardır, dışına çıkamaz

Ben de ertesi gün kaleme aldığım yazıda kuvvetler ayrılığını savunarak Erdoğan’ın bu tavrını eleştirmiştim. (Hürriyet, 19 Aralık 2012)

Sonra Erdoğan bir süre “kuvvetler uyumu” kavramını kullandı… CB sistemiyle de kuvvetler ayrılığından kuvvetlerin tam “uyumuna” geçildi!

TARİHİN ‘GÜÇ’ KANUNU

Nedir ‘tarihin güç kanunu’ dediğim şey? Bu yazının konusu muhafazakarların tavrı olduğu için merhum Prof. Ali Fuat Başgil’den alıntılar yapacağım. Başgil’in Montesquieu’den aktırdığı şu cümle ‘tarihin güç kanunu’nu tam olarak tanımlıyor:

“Ezeli bir tecrübe ile sabittir ki, kuvvet sahibi herkes bunu kötüye kullanmaya meyleder.

Bunu yapan muktedirler kötülük değil iyilik yaptığına inanırlar, daha fazla iyilik yapmak için daha fazla güç isterler ama gücün fazlası zarara yol açar.

Tabiat kanunu gibi bir tarih kanunudur bu…

Lord Acton da “güç yozlaştırır / bozar, mutlak güç mutlaka yozlaştırır / bozar” diye ifade etmişti.

NEDEN KUVVETLER AYRILIĞI?

Merhum hocamız Başgil, 1959’da yazdığı “Esas Teşkilat Hukuku” adlı ders kitabında şöyle diyordu:

İktidar bir elde toplanmamalıdır, bilakis hakimiyetin birer branşını kullanan otoriteler birbirinden ayrılmalı ve birbirine karşı serbest ve muhtar (özerk) bir durum almalıdır. Bu sayede ayrılan kuvvetler birbirini tartmalı ve durdurmalıdır. Bu vaziyet hükümette itidal husule getirir. Vatandaşların hak ve hürriyetleri ancak böyle mutedil ve dengeli bir hükümette gün görür…”

Peki, erkler bir elde toplanırsa?.. Cevabını yine Başgil’den aktarıyorum:

Bütün kuvvetler bir elde ve bir başta toplanırsa bu el ister bir şahıs ister bir heyet olsun, taşkın bir otoriteye sahip olacağı için kabına sığmaz bir hal alır… bir irade ve tek bir ferman haline gelir…

Hakkın ve hürriyetin esas teminatı kamu iktidarının … bir adamın veya bir heyetin avuçları içine düşmemesindedir.” (Sf. 363)

HİLAFETTE DURUM

İslam’a baktığımızda, yasama, yürütme ve yargı erkleri tamamen halifenin, devlet başkanının elindedir. Fıkıhta da aynen böyledir.

Bu doğru mu?

Bu, tarihen doğru, dinen yanlıştır!

Tarihen doğru çünkü Bizans, ateşe tapan Sasani, uzak Doğu’da Çin ve Japon imparatorları ve Avrupa’da mutlak krallar da o çağlarda yasama, yürütme ve yargı erklerine sahipti.

Hatta “Allah’ın yer yüzündeki gölgesi” lafı, ateşe tapan Sasani hükümdarlarının sıfatıdır, Muaviye’den sonra özenti ile bu kavram bizim dünyamıza da girmişti maalesef.

Dinen yanlıştır dedim, çünkü rejim meseleleri, kuvvetler ayrılığı ya da birliği ve biat konuları dinî-itikadî konular değildir. Dünya işleridir.

İşte, radikal laik Tek Parti rejimi de kuvvetler birliğini benimsemiş ve uygulamıştı.

Tarihe saplanıp kalmak, Müslümanların gözlerini çağa ve geleceğe çevirmesini engelliyor.

Çağımızda kuvvetler ayrılığı olmadan hukuk devleti ve özgürlükler olamaz.

BAŞARI VE KRİZ

Ak Parti iktidarında dört defa kadro kanunu çıkarılarak oluşturulan yüksek yargıda “kuvvetler uyumu, kuvvetlerin işbirliği, yerli anayasa” gibi muğlak kavramları duymak endişe verici.

Hukuki belirsizlik krizlere sebep oluyor…

Krizden çıkışımızın ön şartı kuvvetler ayrılığına dayalı hukuk devletidir.

Bu iktidar da kuvvetler ayrılığı derken başarılıydı, “ayak bağı” saydığı yıllarda ise kişi başına gelirimiz 13 binden, 9 bin dolara düştü. Vaziyet ortada.

İktibas Dergisi

Google+ WhatsApp