‘Sürpriz’…

‘Sürpriz’…


Pakete bakarak hediyeyi mütevazı bulmuş olabilirsiniz.

 

Haklısınız.

 

Pazartesi günü Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkarma yapacağı haberi duyulduğu andan itibaren yerli kamuoyu ile birlikte onlarca ülkenin ilgisi adaya döndü…

 

Yunanistan medyası ve resmi ağızlarının ne haberler ne açıklamalar yaptığını Türk matbuatından zaten izlediniz. Özeti, “paniğe kapıldılar” başlıklarıdır…

 

İş ileri gitti; uluslararası haber kuruluşları bizim medyanın “sürpriz ne olabilir” listelerini iktibas edip, okurlarına sunmaya başladılar…

 

TV programlarında aynı listeler üzerinden yürüyen tartışmalar ve sürprizi bulamadıkça detaylanan köşe yazıları, beklentiyi dolgunlaştırdı.

 

Bağlı olarak Türkiye’ye yönelik adımlar da gelişti. Örneğin Amerikan Senatosu’ndan bir grup Senatör, Başkan Biden’a, “Ankara’ya Maraş konusunda baskı uygula” mektubu yazdılar…

 

Bir dizi telefon görüşmesi de bu süreç içinde gerçekleşti ve her birinde ‘sürpriz’ konusunun açılmadığı söylenemez. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın arasındaki görüşme, yine çıkarma günü Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile İngiltere Dışişleri Bakanı Raab’ın Kıbrıs konuşmaları gibi…

 

Sonunda da ortaya, KKTC ve Türkiye’nin, Batı’nın ada konusunda 50 yıldır sürdürdüğü/sürüklediği tutumu sona erdirdiği, sembolü olarak da yeni KKTC Parlamentosu ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin hediye olarak takdimi ortaya çıktı…

 

İçeride beklentiler, dışarıda korkular daha yüksek miydi, evet. Beklentileri karşıladı, korkuları kâbusa döndürdü mü, hayır. Ama bunlar hamlenin hedefini/aklını ortadan kaldırmıyor. Sükseli başarı yerine mütevazı bir ileri çıkış sayabiliriz. Son tahlilde Türkiye’nin hanesine yazılmıştır.

 

‘Egemenlik’ ve ‘devlet inşası simgeleri’ küçümsenemez…

 

DEĞERLİ ORTAKLAR…

 

Malûm AB bu gelişmeleri, iki devletli çözümü tamamen reddediyor.

 

Bu vesileyle, ‘dostlarımızla’ Batı arasında bir kıyas kuralım isterim…

 

Anlamayanı ıslak sopayla döverler, Azerbaycan ve Pakistan “Türkiye ve KKTC’nin yanındayız, bir ayağımızı buraya basıyoruz, herkes görsün” dediler…

 

Peki Azerbaycan kim?..

 

Kafkasya ve Orta Asya’nın artık en güçlü oyuncularından biri, ‘altın geçit’i tutan aktörlerin birincisi, kimine göre altılı, kimine görü üçlü öbeklerin değişmez ülkesi, en önemlisi Çin-ABD-Rusya üçgeninin göbeği. Ekonomik, askerî, enerji, ulaşım, potansiyellerinin sınırsız olasılıklarının sahibi…

 

Azerbaycan’ın bir ayağı KKTC’ye basıyorsa, Karadeniz, Basra, Akdeniz havzalarını tek miğfere birleştiriyorsunuz demektir. Bakü, Türkiye ile hizalanıyor.

 

Mesele zaten bu değil miydi?

 

Pakistan kim?..

 

Orta Asya kadar Batı Asya’nın artık en kritik oyuncusu. Afganistan krizinin tartışmasız anahtarı. Türkiye, Kabil Havaalanı için neden İslamabad’ı yanında istedi? Aynı zamanda Çin-ABD, artı Rus üçgeninin de kıymetli oyuncusu. Daha taze, ABD-Özbekistan-Afganistan-Pakistan yeni bir diplomatik platform meydana getirdiler. Çin’le İran’la özellikli ilişkilere sahip. Kritik bir denize ve limanlara baskı yapabiliyor. Harita yapıcı. Türkiye ile hizalanıyor…

 

Süper güç oyununda kimsenin kaybetmek istemeyeceği ülkeler listesinde bulunuyorlar. Azerbaycan ve Pakistan’ın stratejik karatı AB’nin bütününden daha yüksek. Türkiye ile stratejik toplamları hesap edilemiyor…

 

İNGİLTERE…

 

Kıbrıs için Türkiye’nin sürprizine sıcak mesajlar gönderen ilk başkentlerden biriydi Londra. Pozisyonu samimiyse, “İngiltere kim” sorusunu da güncellememiz gerekiyor…

 

ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu’dan kendi istese de çekilemeyeceği alanlar var, azalacağı alanlar da var. Terk edip, arkasına bakmayacağı alan yok.

 

Bu formülasyonu Çin özelinde, yeni kurulan küresel cephenin tahkimi konusundan bakarak ele alırsanız, İngiltere’nin bölgede daha aktif olacağı düşüncesini yakalayabilirsiniz. Mesela Mısır, Irak, Körfez ülkeleri hatta Afganistan’da bile!

 

Karadeniz’de devasa NATO tatbikatı öncesinde üstlendiği “mızrak ucu” rolü anımsarsanız mesele daha berraklaşır. Yani “tarihi rolü”nün üzerine tazelenmiş/artırılmış bir hareketliliğinin olduğunu söyleyebiliriz. AB ile anlaşmazlıklarının bir boyutunun da Akdeniz’deki uzlaşmazlıkları olduğu düşünüldüğünde, İngiltere’nin KKTC özelinde de Kıbrıs ayağını “pekiştirmesi” ilginç olabilir. Gelgelelim Londra Pazartesi bu çizgide miydi? Tartışılmalıdır.

 

Son olarak, Türkiye’yi sürprizli müjde konusunda arayan kaygılı Batı ülkeleri kadar “aramayan” kimi Avrupa ülkelerini de avantaj defterine yazabiliriz…

 

TAŞI-TOPRAĞI STRATEJİK ÜLKELER…

 

Bir ülkenin tanınması sürecinde “kaç ülke” sorusu elbette anlamlıdır ama Kıbrıs sorunu söz konusu olduğunda, tarihi, tarafları, şartları, açmazları düşünüldüğünde, o ülkelerin niteliği daha önemli hale geliyor.

 

Elbette Türkiye’ye destek verecek başka ülkeler de var. Katar bunlardan birisi ve kıymetli bir ülke. Türk cumhuriyetler içinde de Ankara’ya sıcak mesaj gönderenler, ’dünyanın öbür ucundan’ selam edenler de var!

 

Türkiye-Azerbaycan-Pakistan, her zaman stratejik değer taşıyan üçgen oluşturuyorlardı. Hep işlevsel değillerdi ama şimdi daha aktifler…

 

Yeni dünya konjonktürü; Ermenistan savaşı, Karadeniz’in önemi, Afganistan krizi, üç ülkenin askerî güç toplamı, işbirliği kapasiteleri, diğer ülkelerle ortaklıkları, hatta düşmanları nezdinde üçgendeki diğer dostlarının aracılık kapasitesi, ulaşım yolları ve ekonomi hatlarının yeni gerçekler haritası üzerindeki yeri, nihayet, dünyanın ABD-Çin rekabeti üzerine oturmaya başlayan kaidesi etrafındaki konumları, bu üçgenin her santimini ağırlığınca stratejik altına dönüştürüyor…

Google+ WhatsApp