Sudan’ın teslimiyetçiliği

Sudan’ın teslimiyetçiliği


Sudan’daki yarı cunta hükümeti, eski ABD Başkanı Trump’ın ülkesinin adını terör listesinden çıkarma vaadine karşılık siyonist işgal rejimiyle ilişkileri başlatma anlaşmasını imzalamayı kabul etti. Böylece siyonist işgale karşı Arap dünyasının ortak tavrı olarak tarihe geçen “Üç Hayır” ültimatomunun verildiği Hartum siyonist işgali resmen tanıdı. 

 

Şimdi de emperyalizmin bir sopası olarak kullanıldığına dünkü yazımızda da dikkat çektiğimiz Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından, Darfur bölgesinde savaş suçları işlemekle suçlanan eski Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir’i bu mahkemeye teslim etme kararı aldı. Darfur’da Çadlılara yönelik şiddet olaylarında kullanılan Cancevid gerillalarının komutanı olmakla suçlanan Ali Kuşayb’ı UCM’ye teslim eden Hartum yönetiminin yine aynı davadan  yargılanması istenen eski İçişleri Bakanı Ahmed Muhammed Harun’u da teslim etmeyi kabul ettiği belirtildi. 

 

Bunu da Sudan’daki mevcut yarı cunta hükümetinin Dışişleri Bakanı ve ülkenin eski başbakanlarından Sadık El-Mehdi’nin kızı Meryem Sadık El-Mehdi dünyaya duyurdu. 

 

Darfur meselesiyle ilgili daha önce birçok yazı yazdım. Ancak bu konu hakkında öncelikle şunu ifade edelim ki, Hartum’daki yönetimin Ömer El-Beşir döneminde Darfur’da ciddi haksızlıklar yaptığı artık inkar edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir. Bu haksızlıkların bitmediği ve bugün hâlâ devam ettiği de bir gerçektir. Fakat bu konuda vurgulanması gereken en önemli gerçeklerden biri de, Darfur’da işlenen suçların sahadaki baş sorumlusunun şu anki yarı cunta yönetiminin ortaklarından ve ülkede gerçekleştirilen darbenin baş aktörlerinden, halk arasında Hamideti adıyla anılan Muhammed Hamdan Daklu olduğudur. Eğer Ömer El-Beşir, devletin başında yer aldığı için sorumlu ise Hamideti denen adam da bizzat infazcı olmaktan dolayı sorumlu tutulması ve hesaba çekilmesi gereken kişidir. Darfur’un altını üstüne getiren, bölgedeki Çadlılara saldıran ve onları bölgeyi terke zorlayan Cancevid gerillalarını örgütleyen, organize eden ve yönlendiren bu adamdır. 

 

Eğer Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ömer El-Beşir’i sorguya çekiyor da Hamideti’nin suçlarını görmezden geliyorsa her şeyden önce çifte standartçı davranıyor ve hukukun ilkelerine riayet etmiyor demektir. Bunu yapmasının sebebi ise şu anda Hamideti’nin, gerek küresel emperyalizmin ve gerekse onunla işbirliği içindeki bölgesel güçlerin, Arap diktatörlerin işine yaraması, önemli bir konumda olmasıdır. Hamideti bir bakıma bölgesel ve küresel güçlerle işbirliği içine girmek, onların hesabına Ömer El-Beşir’e karşı planlanan darbenin elebaşılığını yapmak, kurduğu çeteyle emperyalist güçlerin işine yarayacak oyunlar oynamak, tuzaklar kurmak suretiyle paçayı yırtmış, Darfur’da işlediği suçlardan dolayı hesaba çekilmekten kurtulmuştur. 

 

Tabii, darbenin diğer elebaşılarının da elleri temiz değil. Onların da Darfur’da işlenen suçlarda payları var. Ama Hamideti özellikle sahada yer almış, işlenen suçların bizzat infazcısı olmuştur. 

 

Aslında bugün Sudan’daki yarı cunta yönetimi Darfur dosyasını kendisi ele alabilir ve bu meseleyle ilgili suçların üzerine gitmek için kendi yargı mekanizmasını çalıştırabilir. Bu çerçevede Ömer El-Beşir’i ve adamlarını da kendisi yargılayabilir. Dolayısıyla El-Beşir’i ve onunla birlikte suça ortak oldukları iddia edilen bazı kişileri UCM’ye teslim etmesi gerçekte müthemlerin hukuka teslim edilmesi değil küresel emperyalizmin oluşturduğu ağa teslim olmaktır. Yani Sudan, savaş suçlarının en büyüklerini işleyen katil siyonistlerle ilişkileri normalleştirmeyi kabul ederken teslimiyetçi davrandığı gibi bu konuda da tamamen teslimiyetçi davranmıştır. 

 

Ama Sudan hükümeti suçların sorgulanması için kendi yargı mekanizmasını işletmeye istekli değildir. Çünkü bu konuda hukukun doğru bir şekilde işletilebilmesi için şu an iktidarı elinde bulunduran yarı cunta hükümetinin askeri kanadını oluşturanların tümünün sorguya çekilmesi ve hukukun gereği yerine getirilirse hepsinin mahkum edilmesi gerekir. 

Google+ WhatsApp