Stratejisiz emperyalizm ve İncili Kaftan…

Stratejisiz emperyalizm ve İncili Kaftan…


Türkiye’nin de dâhil olduğu bir grup ülke, ‘eski dünya’nın iflasına ilişkin göndermelerde bulunuyorlar ama ‘eski dünyalılar’ın yerleşik düzenin konforunu masumların kanı pahasına savunmaya devam edecekleri de görülüyor…

 

Oysa ‘eşik aşıldıktan sonra’ yapılacak çok iş var. Özellikle de Ankara açısından…

 

Küresel dalgalanmaların içinde istikrarlı hükümete sahip bir elin parmaklarından az başkent arasında, bir de jeo-stratejik pozisyonu başrol seviyesinde tek ülke olduğundan, Türkiye’nin aynı anda takip etmesi de değil artık, bizzat yönetmesi gereken çok dosya bulunuyor…

 

Mesela…

 

Bir, Ortadoğu-Körfez ülkelerinin ‘Doğu’ ile ve İran’la ilişkileri. Körfez ülkelerinin, S. Arabistan, BAE başta, Ankara ile ılımanlaşan iklimde ABD’den uzaklaşan ama Çin ile bilhassa enerji başlığında tokalaşan bir yola meylettikleri gözlemleniyor. Rusya ve Arabistan bu dünyanın iki ana enerji üreticisi. İkisinde de Batı’yla kriz yaşanmasını, ‘Riyad’da monarşiye yönelik girişimler olabilir’ kaygısıyla değerlendirenler bile var. Kim bilir, Türkiye belki Katar’a verdiği desteği onlara da verir!

 

İki, Akdeniz-İsrail… Avrupa enerji ihtiyacının ‘ele güne muhtaç olmadan’ ve dahi ‘düşmana kazandırmadan’ giderilmesi için Batı’nın yaşadığı panik sürüyor. Hâlâ somut çözüm yok. Elde kalan Akdeniz. Malûm, ABD’nin EASTMED’in arkasından çekilmesinden sonra, İsrail-Yunanistan-GKRK-hatta Mısır arasındaki ittifakta seyrelme başladı. İsrail ve Yunanistan, Türkiye’ye gelerek bunu ‘teyit’ etmiş oldular. Bu iki ülkenin Rusya ile ilişkileri de aritmik. Yunanistan’ın NATO üssüne dönüşmüş olması, İsrail’in, İran, ABD, Suriye ve Ukrayna’daki yeri, Rusya ile her zaman örtüşmeyen alanlar yaratıyor. Ama Tel Aviv ve Ankara’nın Ukrayna özelindeki rolü de apayrı bir konu.

 

Üç, Kafkasya… Herhangi iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘iyi olmasının’ bu kadar güç üretmesi, ‘kendi başına aks’ potansiyeli taşıması nadirdir. Türkiye-Azerbaycan kardeşliği denebilir ki, kuzey yarım küredeki en kullanışlı, çok yönlü ve herkesi ilgilendiren stratejik pota oldu. Rusya, İran, Orta Asya, Avrupa, İsrail, Karadeniz-Hazar, hatta Afganistan-Pakistan hattı, hepsi. Avrupa’yı besleyebilecek enerji kaynağı ve yolları açısından da verimli ve siyaseten ‘hazır’ görünüyor. Bu iki ülkenin en kritik kartı nedir derseniz, üçüncü bir ülke ile işbirliği kurduklarında ortaya çıkacak sinerjinin yüksek basıncı. Mesela İsrail ve/veya Rusya ile deneyin!..

 

Dört, ABD’nin Rusya’ya uyguladığı, sözünden çıkmaları durumunda diğer ülkelere de bir ibret-sopası olarak salladığı, ‘ekonomik yaptırımlar’ konusu da ayrı bahis. ABD’nin en sakındığı, haliyle vahşileşebileceği başlıklardan birisi. Yaptırımların etkili olup-olmamasından ziyade, dünya ülkelerinin zaten yakındıkları, Ukrayna örneğiyle kesin kanaate vardıkları, ekonomilerini/paralarını ‘dolarizasyondan’ sıyırma düşüncelerini beslemiş bulunuyor…

 

Türkiye’nin on gün kadar evvel, Rusya ile ticaretini yerli para birimleri veya altın üzerinden yapma girişimi bir örnek. Siyaseten daha sarsıcı olanı da var; Hindistan’ın Rusya ile özellikle enerji alış-verişini, Ruble veya Rupi üzerinden kurup, bunu da Çin Yuan’ına yaslama arayışları gerçekten de büyük adım. Bu adımların olur-olmazından çok, adı geçen ülkelerin ‘niyetlerini’ göstermesi bağlamında ağırlığı ABD/Batı için taşınır yük değil. Türkiye, hangi yolu tercih edecek?..

 

Beş, Ankara’nın ABD/NATO ve Avrupa ilişkilerini de ince-narince bir hat üzerinden yürütmesi gerekiyor. Başta Almanya, Türkiye’nin yükselişini/önemini fark etmiş çok Avrupa ülkesi var…

 

Bizde, ‘ABD, NATO ve Avrupa’da konsolidasyonu sağladı’ heyecanına kapılan çok akıl var. Ama gerçek bu değil. Washington’un bu başkentler üzerinde ezici baskısı var. Onlar da yaralanmadan bu açmazdan kurtulmaya çalışıyorlar. Tek istisna Türkiye. Batı genel başlığı altında hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş, Ankara’ya, ‘şunu yapacaksın’ deme cüretini gösteremiyor. Çünkü dengeler müsait değil. Bunlardan biri zaten Türkiye’nin kendi duruşu; ‘hayır’ diyebilir ve arkasında duracak kartlara sahip. Bu yüzden süper güçler dâhil kimse bir şey dayatmaya cesaret edemiyor. Hatta ‘tersleniriz’ korkusundan teklif dahi edemiyor. Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılıp-katılmama konusu Ankara’nın keyfine kalmış durumda. Şu an, ‘hayır’ diyor ve kimse de çıkıp, ‘nasıl yani’ diyemiyor!

 

İşte bu ayar, Ukrayna krizi çözüm aşamasına ilerledikçe Türkiye tarafından iyi yönetilmesi gereken kaygan bir süreç getirecek. ABD ve Avrupa’nın şu sıralar Türkiye’ye iyi davranması, hatta kimi günah çıkarma açıklamaları palavra. Ama kullanılabilir. Savaş öncesi Türkiye karşıtı cephede yer alan ülkelerle, bölgesel kimi krizlerin sessizliğini duymuyor musunuz? Bunların üzerine gitmek gerekiyor. ‘Ortada zaten kriz var, bir de biz sağı-solu kaşımayalım’ iyi fikir değil. Sıcağı sıcağına! Suriye, Kıbrıs, Akdeniz sorunları, PKK, üzerimizdeki yaptırımlar.. Hepsi için ‘şimdi’ iyi zaman…

 

Bölgesel ve küresel konjonktür ile Türkiye’nin bunları ele alış biçimi, uyumlu uygunluk yarattı. Ama en büyük koz, Ankara’nın istikrarı!

 

Sade suya tirit meseleleri büyütüp Türkiye’nin paçalarına asılan muhalefet de sessiz. Ukrayna krizinin yeni bir dünyaya açılabileceği tezlerine yerlilerden dişe dokunur tek cümle işittiniz mi? İşitemezsiniz. Yok çünkü.

 

Türkiye, stratejisiz kalmış emperyalizmin karşısına ‘mazlumların’ elçisi olarak İncili Kaftan sermenin yolunu yapmalı…

Google+ WhatsApp