‘Statü’…

‘Statü’…


Akıl kendisinin mi sanmıyorum ama.. Pazartesi günü ABD, bizzat Başkan Biden’ın ağzından Katar’a, ‘NATO üyesi olmayan önemli müttefik’ statüsü verileceğini açıkladı…

 

Önemli mi?

 

Meseleyi neresinden tuttuğunuza bağlı…

 

Washington bir ülkeye ‘statü’ verdiğinde veya onunla ilişkisinin tarifini yeni kelimelerle yaptığında, o başkentten veya bölgeden beklentilerinde değişiklik olduğunu anlarız…

 

Her taltif iyi anlamına gelmez. NATO üyesi olduğumuzdan günümüze Washington’da hangi şaşaalı kelimelerle anıldığımız anımsadığında.. Bir de o günden beri başımıza ne dertler sarıldığı düşünüldüğünde mesele anlaşılır…

 

Yine de.. Dost ülke Katar özelinde ve bölgesel/küresel şartlar genelinde bu hediye olumlu şartlar doğurabilir…

 

***

 

Başkan Biden bu açıklamayı, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed al Sani ile baş başa görüşmesi öncesinde gazetecilere yaptı. İki ülkenin yarım asırlık hukuku bulunduğundan bahisle, ‘Körfez ve Orta Doğu’nun güvenliği’ üzerine konuşacaklarını vurguladı…

 

Demek ‘statü değişikliğinin’ coğrafi izdüşümleri buralarda aranacak. Gelgelelim bu harita eski harita değil. Hem köklü değişim geçiriyor hem eski ilişkileri daha kırılgan. Yeni ilişkileri içinde Batı için risk barındıran unsurlar var. Zaten eskisi gibi olsa, ‘statü’ olmazdı…

 

Konuyla hobi olarak ilgilenenler dahi, ABD-Katar ilişkisinin olası işbirliği alanlarını kolaylıkla tarif edebilirler; mesela bu ülkede büyük bir Amerikan üssü bulunuyor ve bölgeye hâkim bir askeri pozisyon bu.

 

İkincisi İran. Katar’ın İran ile ilişkileri diğer Körfez ülkelerine kıyasla daha iyi. Daha beş gün evvel Dışişleri Bakanı Tahran’daydı! Zaten, S. Arabistan ve BAE’nin bu ülkeyle arasının bozulmasının sebeplerinden biri buydu. Üstelik İran’la yürütülen nükleer müzakerelerde kritik bir aşamaya geliniyor. Bir ay içinde somut adım atılmazsa ABD’nin anlaşmaya dönme süreci kesilecek. Şimdi gelen ‘statü’ kararı aynı zamanda hem İsrail’e hem İran’a verilen mesajlar taşıyor…

 

Üçüncüsü, ticari ilişkiler. Katar’ın ABD’ye verdiği işler on milyarlarca dolarlık ekonomi oluşturuyor. 20 milyar dolarlık Boeing anlaşması da bunlardan biri. Zaten Biden bu konuya açıkça gönderme yaptı.

 

Dördüncüsü en önemlisi…

 

‘Küresel enerji kaynaklarının istikrarı’!..

 

Enerji başlığı hem Körfez’i hem Katar’ı sadece ikili ilişkiler veya bölge dinamiklerinde değil, ‘büyük harita’da da stratejik dişli haline getiriyor…

 

İki boyut açabiliriz; bir, Rusya-Batı arasında yaşanan ve savaşa evrilmesi tehlikesi bulunan çekişmenin eksik halkalarından birini Batı lehine tamamlama imkânına sahip Katar. İki, sahip olduğu enerji kaynaklarının önemli bölümünü şu an ‘Doğu’ya aktarıyor…

 

Yani, Atlantik ittifakının ‘salınan’ ortağı Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını sonlandıracak, en azından elini bollaştıracak kaynağa sahip. Bu yüzden başta Amerika birçok Avrupa ülkesi kimde doğalgaz varsa kapısını çalıyor…

 

Bu hesaplaşma Avrupa’da yaşanırken, esas hesaplaşmanın adresi Pasifik-Çin’in de enerji yollarının kesilmesi, en azından daraltılması yolunda önemli bir oyuncuya dönüşüyor Katar…

 

***

 

Bir de Katar-Türkiye ilişkileri var…

 

Sıra dışı, samimi ve başarılı bir ilişki. Katar’ın stratejik değerinin yükselmesi bize de avantaj getirir. Muhalefete bakarsanız-ki şart değil-Katar ve Türkiye’nin ilişkisi basit maddi alışveriş aklına yaslanıyor.

 

Özellikle dış politika ve ulusal güvenlik konularında bu denli sığ akılların bir de ülkeyi yönetmeleri durumunda ne cevherler yumurtlayacaklarını düşünmek korkutucu.

 

‘Küre Koalisyonu’ zamanında Körfez ülkelerinin Katar’a yönelik girişimleri, ki bunların içinde darbe girişimleri, ambargolar, Mısır ve İsrail’in de ucundan tuttuğu kuşatmalar uygulanmış.. Kara ile bağını koparmak için etrafını kazarak ülkeyi denize sürmek türünden cin fikirler ortaya atılmış, Türkiye’nin Katar’dan atılması gibi maddelerin de bulunduğu bir şartname masaya sürülmüştü… İşte o zor günlerde Türkiye bu ülkenin yanında durmuş, ‘askeri olarak’ da Katar’ı savunmuştu…

 

Bu yakınlaşmanın sonucu olarak bütün alanlarda güçlü işbirlikleri gelişti. Askeri, siyasi, ekonomik…

 

Bunlar, “Aaa gördünüz mü, şimdi de Katar üzerinden ABD ile aynı safa düştünüz” diyen alıklara cevap olsun; Türkiye, ABD ile aynı safa düşmedi. Biz zaten oradaydık. Onlar yanımıza geldi!..

 

Küre Koalisyonu şimdi nerede? S. Arabistan nerede? BAE nerede?.. Şimdi nasıl geldiler ‘buralara’…

 

***

 

Gelelim sadede…

 

ABD’nin Katar’la yeni bir statü üzerinden yakınlaşması, anlattığımız harita üzerinde benzer gelişmelerin yaşandığı sürecin diğer parçalarından sadece biri.

 

Mesele ABD de değil. Şartlar. Konjonktür. ABD’nin EASTMED’in arkasından çekilirken bekledikleriyle aynıdır Katar hamlesi. İran doğalgaz hattı nasıl arızalandı? Yunanistan’ın -Dedeağaç kutlamalarını kesip- kendini terk edilmiş hissettiren atmosferle de aynıdır.

 

Doğu-Batı, Rusya/Çin-ABD gerilimlerinde, Ukrayna krizinde Türkiye’ye olan gereksinimin çıktıları bunlar. Ankara’nın bu potansiyelin stratejik getirilerine körleşmesini nasıl bekleriz?..

 

Tabii ki dikkatli olacağız. Hele Batı yakın durmaya başlamışsa. Bu adımlar Amerikan aklına da benzemiyor. Akdeniz’de, Körfez’de ve Ukrayna özelinde gelişen Batı politikaları üzerinde ağır bir İngiliz etkisi gözlemleniyor…

 

Ankara-Londra ilişkileri de iyi. Şimdi, İngiltere Dışişleri ve Savunma Bakanlarının Rusya ziyaretleri açıklandı. Bu da sıra dışıdır. Başbakanları da Ukrayna’ya gidiyor. Dilleri, duruşları yine sert. Tam böyle anlarda açılımlar gelir!..

Google+ WhatsApp