Sosyal medya ruhsal sorunlara davetiye çıkarıyor

Sosyal medya ruhsal sorunlara davetiye çıkarıyor


Amerikan Psikologlar Derneği insanların çektikleri fotoğrafları sosyal medya üzerinden sergileyerek ilgi ihtiyaçlarını gidermeye çalışmalarının yani selfie bağımlılığının ruhsal bir bozukluk olduğunu ifade ediyor ve bu kişilerin yardım almaları gerektiğini belirtiyorlar. Ruh hekimleri bu kişilerin büyük çoğunluğunun güvensizlik, sevgi açlığı, güçsüzlük ve obsesif özelliklere sahip olduklarını ve profesyonel bir destekle hayata dönebileceklerini açıklıyorlar. Ancak selfie bağımlısı kişiler kullandıkları araçlara kolayca ulaşabildikleri için alınan önlemler yeterli gelmeyebiliyor ve kişiler alışkanlıklarına dönebiliyorlar.

 

Müslüman halklar ilişkilerinde yakınlığa önem verir ve güçlü bağlar kurarlar. İnsanlarımız bir araya geldiklerinde birbirlerinin eli, ayağı, gözü, kulağı olur ve kalıcı dostluklar geliştirirler. Ancak sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri sevgiyle güçlenen bu bağlar zayıfladı ve insanlar hayatın gerçeklerinden uzaklaşarak sanal bir dünyaya açıldılar.

 

Kahvaltı saatinde bir araya gelen aile fertleri artık güne sosyal medya ile başlıyorlar. Sabahın erken bir vaktinde kalkan anne cep telefonuna uzanıyor ve kendisine gelen beğenilerin muhasebesini tutuyor ve hiç tanımadığı, bilmediği insanlardan gelecek övgülere göre hareket ediyor. Anne gerçek hayattan yavaş yavaş uzaklaşıyor.

 

Çocuklar on yaşında akıllı telefona sahip oluyor ve oyun ortamlarından uzaklaşıp sosyal medya sakinlerine dâhil oluyorlar. Çocuklar, gençler, ergenlik sürecini atlamamış erişkinler saat başı bir selfie atarak ne kadar beğenildiklerini, ne kadar önemsendiklerini ve ne kadar sevildiklerini test etmeye çalışıyorlar. Sosyal medyanın bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde çocuklar arkadaşlarını okul ya da oyun aracılığıyla seçerlerdi artık sosyal medya üzerinden sanal arkadaşlar ediniyor ve dünyaya buradan açılıyorlar. Sanal alem çocukların paylaşım ve empati yeteneklerini köreltiyor ve onları tabiatlarından uzaklaştırarak adeta robotlaştırıyor.

 

Kişilik gelişimlerini tamamlamaya çalışan gençler kendilerini farklı pozlarda çekerek ve farklı rollerde tanımlayarak paylaşıyor ve hayal ettikleri hayata sosyal medya üzerinden ulaşmaya çalışıyorlar.

 

Sosyal medya fertlere sahip olduklarını değil sahip olmayı hayal ettiklerini sunuyor ve onların duygu, düşünce ve eylemlerini kontrol altında tutarak esarete sürüklüyor. Gençler boy boy fotoğraflar çekip yayımlıyor, bekledikleri oranda beğeni almışlarsa kendilerini iyi hissediyor aksi durumda ise güven duygularını kaybediyorlar. Gençler ne kadar sevildiklerini, ne kadar değerli olduklarını buradan gelecek beğenilere göre değerlendiriyor ve kendilerini dar bir alana hapsediyorlar.

 

Toplumun umutlarını omuzlarında taşıyacak olan gençler, hayatın gerçeklerinden uzaklaşarak çıkmaz bir sokağa doğru sürükleniyorlar. Bu çıkmaz sokak onları karamsarlığa, yalnızlığa, güvensizliğe ve umutsuzluğa sürükleyerek dirençlerini düşürüyor ve her türlü tehlikeye açık hale getiriyor. Hayallerine sanal dünya üzerinden ulaşmaya çalışan bu çocuklar, hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında çelişkiye düşüyor ve cesaretlerini kaybediyorlar. Zira gerçek hayat onların müptela oldukları sanal âlemden çok daha farklı bir alan. Burada acı, neşe, yokluk, varlık, sevgi ve nefret aynı kapta barınıyor ve insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu deneyimleyerek öğreniyor.

Google+ WhatsApp