Soçi görüşmeleri

Soçi görüşmeleri


Suriye’deki durumla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Rusya’nın Soçi kentinde, garantör ülkeler durumundaki Rusya, İran ve Türkiye’nin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Koronavirüs salgınının başlamasından bu yana düzenlenen, Astana formatında ilk toplantı niteliğindeki bu son toplantının çok fazla gündem oluşturmaması dikkat çekti. 

 

Rusya toplantıya ABD’nin de gözlemci olarak katılmasının teklif edildiğini ancak onun katılmayı kabul etmediğini belirtti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, “ABD’liler şu anda kendi iç meseleleriyle ilgileniyor ve görünüşe göre Suriye konusunda nasıl bir tutum izleyecekleri üzerinde karar vermediler. Bekleyip göreceğiz” dedi. Ancak bizim tahmin ettiğimiz kadarıyla ABD, gözlemci konumunda olacağı bir toplantıya katılarak Suriye konusunda ikinci planda kalmak istemedi.

 

16-17 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilen ve iki gün süren Soçi görüşmelerine Suriye hükümetinden, muhalif kesimden ve BM’den de birer heyet katıldı. 

 

Toplantının sonunda bir ortak açıklama yayınlandı. Açıklamada Suriye’de yeni bir anayasa yazılmasını hedefleyen Anayasa Komitesi’nin çalışmalarına ilişkin olarak “dış müdahaleler ve haricen dayatılan takvimler olmaksızın, uzlaşı anlayışı ve yapıcı yaklaşımla, üyeleri arasında genel mutabakatın tesisi amacıyla yürütülmesi gerektiği konusunda” görüşlerin beyan edildiği ifade edildi.

 

Soçi görüşmeleri şimdilik Suriye meselesinin nihai bir çözüme kavuşturulması konusunda kapsamlı bir formül ortaya koymuş değil. Ancak çözüme doğru ilerleme yolunda bir adım. 

 

Suriye’de belli bir istikrara doğru ilerlenmesi, yurtlarını terk etmek zorunda kalmış vatandaşlarının yeniden yurtlarına dönmelerine kapı açabilirse bu önemli bir gelişme olacak. Ancak bunun için mültecilerin kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamın oluşturulması gerekiyor. Mülteciler yükünün önemli bir kısmını taşıyan ve garantör ülkeler arasında yer alan Türkiye de mültecilerin yurtlarına dönebilmeleri için imkanların oluşturulmasını talep ediyor. Bu amaçla mültecilerin durumunun ve yurtlarına dönmelerine imkan sağlanması konusunun görüşüleceği bir uluslararası toplantıya da ev sahipliği yapmak istiyor. 

 

Suriye’deki Baas rejiminin arkasında duran güçler, genellikle terör gerekçesini kendilerinin tavırlarına bir dayanak olarak kullanıyorlar. Ancak terör tanımlamasının neleri ve kimleri kapsadığı konusunda bir görüş birliği söz konusu değil. 

 

Meseleye kavram açısından bakıldığında Suriye’deki Baas rejiminin ve onun ayakta durması için Suriye’ye sokulan güçlerin icra ettikleri de bir terördür. Ayrıca Suriye’de inkar edilmesi mümkün olmayan bir zulüm sorunu var ve ülke halkının meydanlara çıkmasının birinci sebebi de terör değil işte bu zulüm sorunu olmuştur. IŞİD tarzında birtakım terör gruplarının sahada kendilerine yer bulmasına neden olan da bu zulüm uygulamalarının yol açtığı kargaşanın ortaya çıkardığı boşluktur. Dolayısıyla bu ülkede gerçek anlamda bir çözüme ulaşılabilmesi için en önce zulüm sorununun çözüme kavuşturulması ve Suriye halkının kendini özgürce ifade edebileceği bir siyasi ortama kavuşması, ona göre bir anayasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir. 

 

Suriye’de çözüm, çatışmaların geri dönmesine yol açacak bir boşluğa yeniden fırsat verilmesiyle mümkün olmayacaktır. Ama çözüm Baas diktatörlüğünün aynen devam etmesine fırsat verilmesi, siyasi özgürlüklerin tamamen kısıtlanması ve halkın bu zulme artık tahammül edemediğini haykırdığı günlere geri dönülmesi de değildir. İşte bu ikisinin arasında bir formül bulunabilmesi için halkın kendini özgürce ifade edebileceği ve kendisine yöneticisini herhangi bir dış baskı olmaksızın seçme imkanı verecek ortamın sağlanacağı, hukuk düzeninin hakim kılınacağı bir anayasal çerçevenin oluşturulmasına ihtiyaç var. Bu çerçevenin oluşturulmasından sonra üzerinde ittifak sağlanacak anayasaya ve hukuk düzenine de gereği gibi uyulması ve ülke halkının özgürce yapacağı tercihe bütün tarafların razı olması gerekir. 

Google+ WhatsApp