Şimdi utanacak mısın Akşener!

Şimdi utanacak mısın Akşener!


İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ne diyordu?

 

“Selahattin Demirtaş serbest kalmalı.”

 

Baktılar, bu taleplerine eyvallah eden yok..

 

Bu sefer 6 parti ittifak bildirgesine, “AİHM kararları derhal uygulanacak” ifadesini alarak, teröristbaşı Apo’nun da serbest kalmasını ister oldular..

 

Ama köşeye sıkışınca..

 

“HDP ile ittifak yapmadık, yapmayız”ı söyleyen de, yine Meral Akşener..

 

Şunu kesin olarak söyleyebilirim:

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, sonrasında İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve devamında Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğılu, Deva Parti Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Demirtaş’ın tahliye edilmesini isterken..

 

Aslında yargıya da bir baskı oluşturdular.

 

Düşünsenize..

 

Türkiye’de muhalefet adına hareket eden 6 parti birden.

 

HDP zaten dünden Demirtaş’ın tahliyesini ister.. 7 Parti birden..

 

Selahattin Demirtaş’ın tahliyesini istiyor..

 

Bir de onlara, medyaya yerleşmiş, muhalefetin adamları ile, PKK’nın uzantısı konumundaki isimlerin binlerce yazdığı makale ve haber de eklenince..

 

Mahkemeler üzerinde korkunç bir baskı oluştu..

 

O günlerde, şu da sık sık tekrarlandı..

 

“Selahattin Demirtaş’ın suçu ne? O bir siyasetçi. Sokak hareketlerinden Demirtaş sorumlu tutulamaz. Zaten kendisinin sokak hareketleri için bir çağrısı da yok!”

 

Dün Kobani olayları sebebi ile, Demirtaş’ın da yargılandığı davada duruşma yapıldı..

 

Selahattin Demirtaş, gerçekler karşısında ilk defa..

 

Kobani olayları sebebi ile, insanları sokağa çağırdıklarını kabul etti..

 

Ama bir ilavede bulundu..

 

 “Bir insanın yaralanacağını bilseydik, çağrı yapmazdık, kimsenin aklında böyle bir ihtimal yoktu!”

 

Bu adam bir de avukat olacak..

 

Söylediği şeye bak. Yaptığı çağrı sonrasında, 53 kişi ölmüş..

 

Utanmıyor, sıkılmıyor, özür dilemiyor..

 

Eşini iki günde bir medyada röportaj verdirerek, “Görüşemedik, ah, vah” dedirtiyor.

 

“Annesini gazetelere, televizyonlara çıkarttırıp, ‘Ah oğlum, bu kaçıncı bayram, seni özgür kucaklayamadım” dedirtiyor..

 

Demirtaş’ın tahriki sonrasında Yasin Börü’lerin annelerinin, oğullarını artık hiç kucaklayamayacaklarını gözardı edip. Yasin Börü gibi 52 insanımızın daha, o olaylarda can verdiğini gizleyip..

 

Kendilerini acındırıyorlar..

 

Kimbilir, belki de, “Avukat olduğu için, suçunu savunacak argümanları iyi biliyor” da diyebiliriz..

 

“Bir insanın yaralanacağını bilseydik,  çağrı yapmazdık.”

 

Ne güzel bir savunma değil mi?

 

Kadın cinayetlerinde tüm katillerin savunması, böyle başlar..

 

“Öldürmek istemedim”.

 

Kurşunlamıştır..

 

Bir de değil, birden çok kurşunu sıkmıştır..

 

Hem de öldürücü bölgelere kurşunları sıkmıştır.

 

Ama, “Öldürmek istemedim” ile, cezayı yarıya indirtmek isterler..

 

Fiziken kendisine direnemeyecek durumdaki karısını, bıçakla delik deşik etmiştir.

 

Bir değil, üç değil, 10 yerinden 15 yerinden bıçaklamıştır..

 

“Ölmesini istemedim” ile, cezadan sıyrılmak isterler..

 

Selahattin Demirtaş’ın yaptığı da bu..

 

Çok kritik bir dönemde, Türkiye ile hiç ilgisi olmayan Suriye içindeki bir bölgede..

 

DAEŞ’in kuşattığı Kobani’deki insanların (bir rivayete göre PKK’lıların, bir rivayete göre PYD’lilerin, bir rivayete göre sivil halkın) kurtarılması için, TSK’yı Suriye’ye sokmak istiyorlar..

 

O tarihte TSK, henüz Suriye’ye girmemiş..

 

Hatta.

 

Selahattin Demirtaş “Girin de, bizimkileri kurtarın” dediği tarihlerde. DAEŞ, Süleyman Şah Türbesini yıkacağı tehdidinde bulunmuş.

 

Türkiye, Süleyman Şah türbesini, Suriye’nin iç tarafından, sınırımıza daha yakın bir yere taşımak zorunda kalmış..

 

Bu taşıma yıllardır riyakarlar tarafından, sahte milliyetçi kesim tarafından istismar edilmiş.

 

Daha iki gün önce.

 

Emin Çölaşan, tekrar bu taşıma olayını gündeme getirip, her gün küfrettiği Osmanlı atamızı, sırf AK Parti’ye kara çalmak için öve öve bitirememiş..

 

Böyle ahlaksızlıkların eşliğinde..

 

TSK, “Biz Kobani’ye gidemeyiz” dedi diye..

 

HDP, Güneydoğu insanlarını tahrik ederek sokağa çağırmış..

 

Şimdi de Demirtaş diyor ki, “Bir kişinin yaralanacağını bilseydik, çağırmazdık.”

 

Gecenin yarısında yapıyorsun bu çağrıyı..

 

Önce tehdit savuruyorsun.

 

“TSK gitsin” diyorsun..

 

Sonra, gidilmeyeceğini öğrenince, halkı geceyarısı sokağa çıkmaya çağırıyorsun..

 

Ama, insanların yaralanacağını da düşünemiyorsun!

 

Düne kadar, “Benim hiç ilgim yok, sokak hareketlerinden bilgim yok” diyen Demirtaş, dünkü duruşmada, çok net olarak, çağrıyı kabullendi..

 

Önce, “Kobani olaylarına çağrı yaptığımı ispat ederseniz sizin lehinize çekileyim’’ dediğini hatırlattı..

 

Ama.. Çağrı yapmamayı dava açılmama ile ispatlamaya kalkıştı.

 

O tarihte, FETÖ’cü savcılar (Kobani olayları 2014’te yaşanıyor. FETÖ’cülerin yargıdan tasfiyesi ise 2016’da oluyor) sana dava açmadı ise, bu durum, senin çok daha derin ilişkilerini ispatlar, bay Demirtaş.

 

Dünkü duruşmada, şunları da söylüyor Demirtaş:

 

“Hiçbir şey bulamadılar, en son 30 Eylül 2014’de Kobanî dönüşü yaptığım açıklamayı buldular. O dönemde bu açıklamaya dair bir dava yok, yandaş yazarlar bile konuşmama dair bir şey yazmamış. Konuşmamın içeriği makul, birleştirici, yapıcı.”

 

Önce “çağrım yok” diyor. Sonra var ama, yapıcı diyor.

 

En sonunda, “Bir insanın yaralanacağını bilseydik, çağrı yapmazdık. Kimsenin aklında böyle bir ihtimal yoktu” diyor.

 

Sonuçta 53 kişi ölmüş mü?

 

Ölmüş..

 

Bunun hesabını vermeyecek misin, Demirtaş..

 

Ve bu noktada, Demirtaş’a özgürlük isteyen parti genel başkanlarına sorayım..

 

Özellikle de, “HDP ile ittifak asla yapmayız” diyen Akşener’e soralım..

 

Demirtaş’ın dünkü açıklaması akabinde, sizin daha önceki “Serbest kalsın” ve “Kahvaltıya gelebilir” sözlerinizden, utanacak mısınız?

Google+ WhatsApp