Şiddet, Zayıflığın Bir Göstergesidir

Şiddet, Zayıflığın Bir Göstergesidir


Kızım beş yaşındayken onu evimin hemen yanındaki karakola götürmüş ve burada görev yapan polislerle tanıştırıp, yaşadığı fobik durumdan kurtulması için destek sağlamıştım. Zira bu dönem babası irticai faaliyetlerden tutuklanmış ve dostlarımızın çoğu ağır ithamlarla damgalanmıştı. Yaşadığımız sorunlardan etkilenmemesi için açıklamalar yapmıştık ama buna rağmen asker ve polisin insanları cezalandıran bir güç olduğuna inanmış ve yoğun bir korku geliştirmişti. Sabahları onu okula bırakırken korkuları tetikleniyor ve polis bizi cezalandırabilir buradan geçmeyelim diyordu. Aile ortamını kızımın gelişimine uygun şekilde düzenlenmeye çalışmıştık ve hanemizde fobik sorunlara yol açabilecek konular pek konuşulmazdı ama onu toplumdan soyutlama şansımız yoktu ve insanların bilinçaltından süzülüp gelen korkuları bir şekilde çocuklarımıza ulaşıyordu.

 

Bir haftadır toplumun gündemini meşgul eden polis şiddeti ile ilgili haberleri takip ediyorum ve zihnim beni yıllar öncesine, kızımın çocukluğunda yaşadığı patolojik korkulara götürüyor. Ve gayri ihtiyari soruyorum: Neden biz halklar bir ömür umutla beklediğimiz adalet ve sükûnete ulaşamayız? Ulaşamıyoruz çünkü yolları kendi ellerimizle tıkamışız…

 

Polis ve karşıt gruplar arasında yaşanan çatışmaların ve şiddet olaylarının sadece çocuklarda değil erişkinlerde de kronik korkulara sebebiyet verdiğini görüyor ve umutsuzluğa kapılıyoruz. Adalet, gücü ellerinde tutanların kullandığı bir araca dönüşünce sizin güvenliğinizi koruyacak olan merciiler kaba kuvvete yöneliyor ve haklarınızla birlikte özgürlüğünüzü de kaybediyorsunuz. Çatışmaya zemin hazırlayan kişi ya da grubun düşünce yapısını, inancını, sergilediği tavırları tehlike olarak görebilir ve tehlikeyi önlemek için harekete geçebilirsiniz, geçmelisiniz de ancak bunun hukuk ekseninde çizilmiş bir yolu vardır ki, hedefinize bu yoldan gitmeli ve şahısların suçu tespit edilmiş olsa dahi ferdi haklarını korumaya özen göstermelisiniz. Aksi takdirde şiddet kaçınılmaz oluyor ve bu görüntüleri izleyen halk güven duygusunu kaybedip, ikincil bir travmaya maruz kalıyor. Nitekim Alpaslan Kuytul grubunun Adana’da yaptığı yürüyüş ve polisin orantısız güç kullanarak birçok kişinin yaralanmasına sebep olması hepimizde rahatsızlık uyandırdı ve insanlar şiddetin resmi ellerle gerçekleşmesinin getirdiği sosyolojik ve psikolojik tahribatları tartışmaya ve adalete olan özlemlerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladılar.

 

Siyasetçi, hukukçu ve insan hakları aktivistlerinin şiddet görüntüleri ile ilgili yaptıkları değerlendirmeler ve bu durumun toplumda uyandırdığı yoğun tepki sonucunda siyasi cenah da bir açıklama yaparak dikkatleri farklı bir yöne çekmeye çalıştı. Söz konusu açıklamada grubun tahrik edici harekette bulunduğu ve polisin mukabele etmek durumunda kaldığı söylendi. Peki, olay bu kadar basit miydi ki yaptık ve oldu deyip geçiştiriverdiniz. Bir özeleştiri yapmanız ve bu görüntüleri haklar bağlamında değerlendirerek gerekli önlemleri almanız gerekmez miydi?

 

Hukuk sistemi toplumu ayakta tutan bir güçtür devlet hangi inanca, hangi ideolojiye sahip olursa olsun her bireyin haklarını korumak zorundadır fakat ne yazık ki toplumumuzda bu sistem kurulamamış ve hafızalarımızdan silemediğimiz yasaklar, baskılar ve şiddet görüntüleri iç dünyamızda bir korkuya ve güvensizliğe neden olmuş.

 

Adalet sisteminin işlememesi ve hukukun bireyler üzerinde tecelli edememesi güven duygumuzu zedeliyor ve kronik korkulara sebebiyet veriyor. Hayatın dengesi bozuluyor ve insanlar birbirlerini itham ederek, damgalayarak saldırmaya ve bizden olmayan yansın tarzı bir yaklaşımla hareket edip, şiddeti alevlendirmeye çalışıyorlar.

 

Adana’da yaşanan vahim olayı ve sergilenen şiddet görüntülerini hiçbirimiz hazmedemedik ve bir korku toplumuna dönüştüğümüzün farkına varıp adaletin tesisi için alınabilecek önlemleri konuştuk. Nitekim suçu ispat edilinceye kadar kişinin masumiyet karinesi vardır ki, bu evrensel hukukun en önemli ilkesi ve gereğidir. Eğer hukuk şahısların ve ideolojilerin menfaatlerine göre şekillendirilmiş ve gücü ellerinde tutanların tarafgirliğine, kuşkularına alet edilmişse burada bireylerin kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değildir. Elbette toplumun güvenliğini sarsacak bir durum ortaya çıkmışsa güvenlik güçleri gerekli önlemleri almalıdırlar, alacaklardır da ancak suç tespit edilmiş olsa dahi şahsın temel haklarının korumasına özen göstermeli ve şiddet bir araç olarak görülmemelidir.

Google+ WhatsApp