Sezai Karakoç

Sezai Karakoç


Sezai Karakoç, geride önemli bir edebi ve fikri miras bırakarak dünya hayatına veda etti. İnsanlar öldükten sonra geride mirasları kalır. Ama herkesin mirası dünya malı ve servet değildir. Bazıları ondan çok daha kıymetli miraslar bırakırlar. Dünya malı ve servet harcadıkça tükenir. Üstelik varislerden ve kendileri için vasiyette bulunulanlardan başka kimseye pay düşmez. Ama ilmi, edebi ve fikri miras öyle değildir. O, herkesin yararlanabileceği, pay alabileceği bir mirastır. Üstelik harcamakla tükenmez, bilakis artar. 

 

Sezai Karakoç miras olarak dünya malı ve servet bırakmadı. Çünkü dünyalık biriktirme kaygısı içinde değildi. Ama çok zengin bir edebi ve fikri miras bıraktı. 

 

Burada onun hayat hikayesini yazacak değiliz. Bu konuda gerek kendi eserlerinde ve gerekse hakkında yazılan kitaplarda ve yazılarda yeterince bilgi var. Ama eserlerinden, yazılarından çokça yararlanmış, yıllarca kendisini takip etmiş ve şahsen görüşme fırsatı bulmuş biri olarak ondan söz etme hakkım olduğunu ve hatta bunun gerektiğini düşwünüyorum. 

 

Diriliş dergisinin haftalık olarak yayınlandığı dönemde bütün sayılarını, aksatmadan alıp satır satır okuyordum. Haftalık periyotla yayınlanan Diriliş’te aynı zamanda kendi anılarını da kaleme almıştı ve bu anılarını okuyarak hayat tecrübelerinden de yararlanmaya çalıştım. 

 

Benim açımdan Diriliş üç yönden önemliydi: 

 

Birinci olarak, çok usta bir kalem tarafından çıkarılıyordu. Dili çok iyi kullanıyordu. Yazarın bu konudaki marifetinden kendimizi geliştirmek için yararlanıyorduk. Bizim açımızdan örnek teşkil ediyordu. Yazı ve dili kullanma kabiliyetlerini geliştirmek için benim fikirlerime başvuranlara da en başta Sezai Karakoç’u okumalarını tavsiye ediyordum. 

 

İkinci olarak düşünce ufkumuzu genişleten önemli tespitlerde bulunuyordu. Yani o sadece bir edip ve şair değil aynı zamanda önemli bir fikir adamıydı. Belli bir ekole bağımlı olmaksızın, serbest düşünen, düşündüklerini özgürce ortaya koyabilen, kimseye kendini sevdirme ve yaranma endişesi taşımayan, dolayısıyla ne düşündüğünü ve neye inandığını rahatça dile getirebilen bir insandı. 

 

Üçüncü olarak o önümüzü açan tecrübeleriyle bize yol gösteriyordu. Yani bizim hayatımızda karşımıza çıkması muhtemel birçok şeyi yaşamış, tecrübe etmiş ve bize de bu gibi durumlarda nasıl davranacağımız konusunda fikir veren usta niteliğindeydi. 

 

Dünya hayatı bir imtihan hayatı olduğu için bu dünyaya gelen her insan mutlaka ölecek. Dinimizin kuralları gereği ölen her insanımız gibi üstat Sezai Karakoç da toprağa gömülüyor. Ama kesinlikle onu tarihe gömmemeliyiz. O fikirleriyle, eserleriyle aramızda yaşamaya devam etmeli. Yaşaması için de eserlerinin yayılması, okunması, değerlendirilmesi gerekir. 

 

Gördüğümüz kadarıyla son dönemde gençlik sosyal medyaya çok fazla zaman ayırdığından fikri ve edebi eserleri okumaya az vakit bulabiliyor. O yüzden günümüz gençliğinin Sezai Karakoç gibi edebiyat ve düşünce önderlerini çok fazla tanımadığını, aralarında onun eserlerinden yararlananların sayısının az olduğunu kabul etmek durumundayız. Bunda belki üstadın kendini çok fazla afişe etme, kendi reklamını yapma yoluna gitmemesinin de payı var. O adeta “Ben bir hazineyim, ihtiyacı olan gelsin beni bulsun. Kimsenin peşinden koşmam.” der gibiydi. Ama günümüz gençliği bu tür hazineleri aramak için çok çaba harcamıyor. 

 

Özellikle gençliğin bu tür hazinelerden habersiz kalmaması için eserlerinin ve fikirlerinin önlerine konması ve kendilerine dikkat çekilmesi gerekir. Sezai Karakoç’un fikirleriyle ve eserleriyle yaşatılması da bu yolla mümkün olabilir. 

 

Ayrıca ne yazık ki Türkiye’nin bu tür değerli fikir ve sanat önderleri ülke dışında pek tanınmıyor. Son dönemde Sezai Karakoç’un eserlerinin İslam dünyasında tanınması için bazı girişimler olduysa da bunlar oldukça kısıtlı boyutta ve yetersizdir. Eserlerinin sınırları aşması ve tüm insanlığa hitap etmesi için de kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var.

 

Yüce Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyoruz. Allah mekanını cennet eylesin.

Google+ WhatsApp